TV İZLE

Canlı TV'ler burada...

Aromaterapi, Fitness ve Beslenme: Doğal Yağlarla Bütüncül Sağlık Rehberi

Günlük egzersiz performansınızı artırmak, kas ağrılarını azaltmak ve sağlıklı beslenme düzeninizi desteklemek istiyorsanız, aromaterapi ve doğal yağlarla fitness dünyasını birleştiren bu kapsamlı rehber tam size göre!

BYD HAN | Test Sürüşü

BYD HAN 3.9s | Avrupalı Premium otomobillere kafa tutar mı?

En Seksi Voleybol Frikikleri

Birbirinden seksi voleybolcular plajda ve salonlarda ter dökerken zaman zaman da verdikleri frikiklerle yürek hoplatıyorlar…

TV’de Spor Ekranı

TV’de Spor Ekranı ile TV'de canlı spor yayınları ve canlı maçlar hangi kanalda öğrenin.

UEFA Şampiyonlar Ligi Maç Özetleri

2024-2025 UEFA Şampiyonlar Ligi Maç Özetleri TRT farkı ile burada...

Vodafone Sultanlar Ligi'nde biten transferler (2026-2027 sezonu)

Vodafone Sultanlar Ligi ekipleri, 2026-2027 sezonu öncesi kadrolarına takviye yapıyor. İşte şu ana kadar biten transferler...

UEFA Konferans Ligi Maç Özetleri

UEFA Konferans Ligi Maç Özetleri​ TRT farkı ile burada ...

UEFA Avrupa Ligi Maç Özetleri

UEFA Avrupa Ligi​ Maç Özetleri TRT farkı ile burada...

Sporcu Vizesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sporcu Vizesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2020 Perşembe

"Başarılarımdan hangisini söyleyeyim?"

Mustafa Denizli, TRT Spor'un sevilen programı Sporcu Vizesi'ne konuk oldu. "Gençler geliyor, yolumu kesip, beni öpüyor, fotoğraf çektiriyor ve 'Bizi şampiyon yaptın' diyorlar. Ben de kendi kendime soruyorum 'Hangisini acaba?' diye" dedi.

Türk futbol tarihine adını ilklerin adamı olarak altın harfler ile kazıyan usta teknik adam Mustafa Denizli, Sporcu Vizesi programının yapımcısı ve sunucusu Siyamend Kaçmaz'a birbirinden samimi açıklamalarda bulundu.
Tecrübeli teknik adam, "Biz hayatı çalışmakla ve çalıştığımız yerde de başarıya odaklı olarak geçen bir yaşam tarzına sahibiz. Bizim hangi camiada olduğumuz çok önemli değil, onlar için ne yapacağımız önemli. Biz de onları yaptık. Dolayısıyla bu üç büyük camianın taraftarının ilgisini mesela İstanbul'da veya Türkiye'nin herhangi bir şehrinde çok net bir şekilde yaşıyorum. Zaman zaman da zorlanıyorum. Ayrıca işte bazı gençler geliyor, yolumu kesip fotoğraf çektiriyor, beni öpüyor ve "bizi şampiyon yaptın diyorlar. Ben de kendi kendime soruyorum "Hangisini acaba?' diye" ifadelerini kullandı.
İlklerin Teknik Adamı
"Geriye dönüp baktığınızda, o görüntüyü tekrar izlediğinizde, tüylerinizin diken diken olduğu anlar hangisi?" sorusu üzerine deneyimli teknik adam şöyle konuştu:
"Ya öyle bir seçme hakkın yok. Şimdi hangisini seçeyim? Mesela Avrupa'da ilk çeyrek final oynayan milli takımın başında ben vardım, ilk defa Şampiyonlar Ligi'nde ilk yarı final oynayan takım ile birlikte teknik adam olarak bendim. Türkiye'de 3 büyüklerle şampiyonluk yaşayan bendim; bundan sonra olur mu bilmiyorum. Zor gibi gözüküyor... Bütün bunları bir araya koyup da bunun içerisinden bir tane seçme şansına olmuyor... Mesela Köln'de oynadığımız bir Monaco maçı vardı. Galatasaray yarı finale çıkarken o maçın bitişi ve stadyumun hali onu mu seçeyim? Yoksa Fenerbahçe'de şampiyonluk yaşayan ilk Türk'üm onu mu? Fenerbahçe'nin 100 yıllık tarihinde başka bir Türk'le şampiyon olmamış... Beşiktaş'ı bilmiyordum. Beşiktaş da ilk Türk teknik direktör olarak şampiyonluğu benle yaşadı. Şimdi bunların hangisini seçeyim? Bir sıralama yapsan, hangisini ön plana çıkarırsın? Bunların hepsi bizim için anlatılması hakikatten imkan dahilinde olan şeyler değil. Yaşanmışlıklar değil."



"İlgiden dolayı, beni havalimanında tarlalardan çıkardılar"
Programı sunan Siyamend Kaçmaz, "Sizi Tebriz'de çok seviyorlar. Size karşı öyle bir sevgi var ki..." demesi üzerine Mustafa Denizli, "Seninle beraber herhangi bir mekana veya yürüyüşe çıkma imkanımız hakikaten çok zor. Tarihi kapalı çarşıya gitsek yürüyemeyiz. Bu sevgi benim buraya geldiğim günden beri böyle. Ben şehire ayak bastığım gün havalimanında 10 binin üzerinde insan vardı karşılamaya gelen. Zaten onlarla buluşamadık. Güvenlik önlemleri tam manası ile alınamayınca biz uçaktan inip aprondan tarlaların içerisinden merkeze gitme fırsatı bulduk. Ben de onları çok seviyorum, onların mutlu olması için de gece gündüz çalışıyorum. Futbol hem şehrin çok önemli bir parçası...Traktör, Tebriz için çok farklı bir yapı" şeklinde konuştu.

"Futbol burada tarihi bir olgu"
"Futbol burada farklı boyutlarda yaşanıyor. Daha doğrusu sosyal yaşamın farklı boyutlarında futbolun içerisinde yaşamaya çalışan bir toplum var burada. Zaman zaman sevgilerini çok farklı şekilde ifade ediyorlar. hem kendi ülkeleri İran'ı da çok seviyorlar. Hem bizi de çok seviyorlar. Dolayısıyla geldiğim günden itibaren burada insanların çocuğundan yaşlısına kadar ilgisi beni inanılmaz mutlu ediyor. Traktör sadece bir şehrin değil bir bölgenin takımı. Biz İran'da nereye gidersek gidelim mutlaka. Orada büyük bir taraftar kitlesi bizi takip ediyor ve destekliyor onların bu kadar aşırı sevgi ve ilgisi zaman zaman bizim program değiştirmenize neden oluyor. Gidip oturduğumuz restoran olsun kafe olsun... Mesela Tebriz’e gelen insanın ilk gittiği yer buranın kapalı çarşısıdır. Düşünün Tebriz'de yaşayıp da burayı görmemek var mı? Bir defa denedik, giremedik kapısından. Bunlar yaşanmışlık olarak çok hoş şeyler. Neticede ilelebet burada kalacak halimiz yok, günün birinde buradan ayrılacağız. Ama biraz evvel bahsettiğim gibi ilklerle buradan ayrılmak insanı hakikatten ölümsüz yapar."
"Burada daha evvel Tahran'da bulundum. ilk İran'da takım çalıştırma öyle başladım. Ama Tebriz'e ilgili bir anım var; Ben Tahran'da iken traktör takımı bir alt ligdeydi. Kupada eşleştik. Tebriz'e İlk o zaman geldim. Maç tek maç üzerinden oynanıyordu. Merak edip sormuştum, taraftarlar maça ilgi gösteriyorlar mı? Diye. Bana "İşte Hocam onlar ikinci Lig'de maça 3-4 bin kişi gidiyor" dediler. Sonra maç günü stada bir geldim stat full... Sahaya çıktım başladılar "Mustafa Denizli" diye tezahürat yapmaya. Yani inanılmaz bir şeydi. Tahran'da yaşıyordum onları ama dışarıda... Sonradan sordum "Hani 3-4 bin kişi geliyordu demiştiniz." "Hocam onlar sizin için geldi. Takım için gelenler var ama asıl kalabalık sizin için geldi." Dediler. Tebriz O gün benim içimde farklı bir yerdeydi zaten ilk adımı orada attılar yani."

Kaynak: TRT SPOR, DHA

29 Mart 2020 Pazar

"Werner ve Sane beni grip etti" (Video)

Fransa'nın Le Havre takımında forma giyen milli futbolcu Ertuğrul Ersoy, TRT SPOR'da yayınlanan Sporcu Vizesi programında Fransa'ya transfer sürecini ve yaşadıklarını anlattı. 

Yurt dışında spor hayatlarını sürdüren Türk sporcuların yaşadıkları ülke ve şehirdeki günlük yaşantılarını samimi bir format ile ekranlara taşıyan Siyamend Kaçmaz, bu hafta Fransa 2. Lig ekiplerinden Le Havre'de forma giyen milli futbolcu Ertuğrul Ersoy'a konuk oldu.
Dışardan bakıldığında sıradan bir ikinci lig takımı olduğunu düşünenlerin çok yanıldığını belirten Ersoy, "İlk geldiğimde ben burada stadyumda koltuklarda hangi takımın temsilcisi gelmiş maçı izlemiş diye bakayım istedim. Bildiğin Şampiyonlar Ligi. Sanki Şampiyonlar Ligi'nde son 16 turuna kalmışsın ve bütün takımın yöneticileri kuraya gelmiş gibi. Scout ekibi dolu. İşte burada o dönemi iyi geçirdiğin zaman burada sana fırsat kapıları mutlaka açılıyor" dedi.
Umut Meraş'a ev çalımı
22 yaşındaki savunma oyuncusu şehir dışında küçük bir orman içerisinde olan evini kiralarken takım arkadaşı Umut Meraş'a nasıl çalım attığını kahkahalar eşliğinde şöyle anlattı:
"Ben buraya Türkiye'den ilk geldiğimde imzayı attıktan sonra menajerime ki o Fransız kökenli biri, 'Ev benim için çok önemli bir şey, arabayı ve diğer şeyleri sonra ayarlarız ama benim önce evi ayarlamam lazım' dedim. O ara bir de Umut ile aynı dönemde transfer olmuştuk. Hemen siteye baktılar bir ev var. Şu anki evi gördüm... 'Hemen ayarlayın. Kiralayın yoksa Umut kapar burayı' dedim. Sonra ben burayı kiraladım ve yerleştim. Umut da o aralar işlemleri falan vardı Türkiye'deydi. Sonra o ev bulmakta sıkıntı çekti. Biraz da böyle müstakil bir şey istiyordu. Bir gün Umut geldi o zaman benim evi daha hiç görmemiş, tesisteyiz. Daha on gün falan olmuştu transfer olduktan sonra. O da otelde falan kalıyor, senin şu anda kaldığın otelde. Umut, geldi yanıma 'Bir ev buldum kardeşim, mükemmel. Önüne mangal koyacağım, seninle mangal yaparız. Ailem geniş, o gelir bu gelir...' diye anlatıp duruyor. 'Öyle güzel ev, böyle güzel ev' falan diyor. Ben de 'Göster' dedim. Bir baktım benim evin fotoğraflarını gösteriyor."
Piyano çalmayı öğrendi
Evini gezdirirken daha sonra piyanonun başına da geçen Ersoy, evinde tesadüfen piyano olduğunu ve kendi kendine internetten baka baka piyano çalmayı öğrendiğini söyleyerek hünerlerini de göstermeyi de ihmal etmedi.
"Yurt dışında aynı takımda iki Türk olmak çok keyifli"
"Sahada iki Türkçe bilen kişi olmanın nasıl bir avantajı var, komik bir şey geldi mi başınıza?" sorusuna "Türk takımında olsan mesela maç yemeğinde... Restoran da bir arkadaşınla özel bir şey konuşman lazımsa ve yan yana olsan bile konuşamazsın. 'Birileri beni anlıyor' diye... Geçen yemekte başımıza geldi son maçtan önce; Umut ile iki tane boş koltuk var biri en köşede diğeri öteki köşede. Bizim de konuşmamız gereken özel bir konu vardı o gün. O kadar uzaktan konuşuyorum Türkçe... Nasıl olsa kimse bizi anlamıyor diye. Ne dediğimiz önemli değil insanlar için. Saha içerisinde işte böyle birine kızdığımız zaman hakem bizi anlamıyor falan... Bir defasında öyle başıma bir iş geldi. İlk geldiğim zaman bir pozisyon olmuştu, sanırım yardımcı hakem de Türk asıllıymış. Ben de o anda sinirle bir şeyler söyledim. Hakem bana gelip böyle Fransızca 'Anlıyorum' dedi. 'Tamam hocam, özür dilerim' dedim. Öyle şeylerle de karşılaşabiliyoruz. Ama aynı takımda yurt dışında iki Türk'ün olması çok güzel. Sonuçta aynı kültürdeniz, birbirimizi iyi tanıyoruz." cevabını verdi.
"Timo Werner ve Leroy Sane beni grip etti!"
Milli oyuncu yaşadığı ve unutamadığı bir milli takım anısını ise sporcu vizesi programında şöyle paylaştı:
"Almanya'ya Ümit Milli Takım maçına gittik. Kaliteli bir ekibiz. O zamanlar Yusuf var Cengiz var Merih var.... Bugünün A Milli Takımı tamamen orada diyebilirim. Bir açılış vardı sanırım Almanya'da Ümit Milli Takım kadrosu ile tam gelmiş. Ben de o dönemler ligde sağ bek oynuyordum Bursaspor'da. Abdullah Hoca da bana dedi ki "Etkili bir oyuncuları var sol açıkta ama henüz genç oyuncu. Sen onu çok rahat tutabilirsin. O yüzden maçı sağ bek başlayacaksın" dedi. Benim de öyle birinden çekinmek gibi bir problemim yok. Maça bir başladık çocuk bir geldi karşıma... Çocuk yanımdan geçe geçe grip etti adeta beni. O kadar hızlı oynuyor... Çocuğu faul yapmadan neredeyse durduramıyorum. Çekiyorum falan... Sarı kart da yedim. Önümde de İrfan Can oynuyor, İrfan Can da hiç geri dönmüyor. Neyse 15-20 dakika sonra çocuk diğer kanada geçti, 'Oh rahatladım' dedim. Diğer kanattaki çocuk bir geldi o daha fena... İçimden geçmeye başladı neredeyse... Artık 50'nci dakikada falan 'Hocam beni çıkar' falan dedim. Maçtan sonra bir baktım; tabii bugün anlıyorum karşımda ilk oynayan Timo Werner daha sonradan gelen ise Leroy Sane..."
"Türkiye'de oynamak daha kolay"
Türkiye'de oynadığı Bursaspor ve Rizespor'da Süper Lig'de yaklaşık 100, 120'ye yakın maça çıktığını belirten deneyimli oyuncu, ligleri mukayese ederek, "Aslında orada oynamak burada oynamaktan daha kolay. Burada herkes genç olduğu için enerjisi yüksek. Mesela ben Süper Lig'de topu aldığım zaman daha rahat oynuyordum. Geniş alanlarımız vardı ama burada genç oyuncular pırpır... Hep böyle baskı altındasın ve hep böyle kuvvetli ikili mücadelede olmak zorundasın. Gerçekten çok gözde bir lig. Burada güçsüz olma şansın yok. Sistem burada sana Sen güçlü olmak zorundasın.' diyor. Mesela bizim takımımızın her sabah şöyle bir kuralı var; sabah geliyorsun 9.15 de tesistesin, 9.25 de fitness salonunda olmak zorundasın. Sana verilen özel programı yapmak zorundasın. Yapmazsan ceza... Bunu Türkiye'de olsan dersin ki, 'Acaba kasığım ağrır mı arka adalem ağrır mı...' Ama ben burada ilk geldiğimde 'Bu beni sıkıntıya sokmasın? şöyle olmasın, böyle olmasın...' demiştim. Bana dediler ki, 'Kesinlikle hiçbir şekilde bahanen yok. Bu program senin vücudunun değerleri baz alınarak yapıldı. Seni hiçbir şekilde sakatlamayacak, aksine bu seni güçlendirecek. Bunu yapmak zorundasın.' Burada bu sistemde büyüyen bir sporcunun güçsüz olma şansı yok" dedi.
"Ülkemizde yabancı oyunculara gereksiz ilgi var"
Programın yapımcı ve sunucusu Siyamend Kaçmaz'ın, "Burada yabancılara karşı ilgi nasıl? Mesela bizde Türkiye'de tercüman tutulur, havalimanında karşılanır... Burada öyle bir şey var mı?" sorusuna milli oyuncu şu ilginç açıklamayı yaptı:
"Ben burayı deneyimledikten sonra ve futbol hayatımdan sonra kendime bir şeyler katabilirsem, katmaya çalışacağım. Bir kulübün yöneticisi ve idare kısımda yer alırsam; aynı burada bize ne uygulanıyorsa Türkiye'ye gelecek yabancı oyunculara onu uygulayacağım. Adamlar bizim ülkemize geliyorlar bir kelime öğrenmiyorlar. Her şeyleri ellerinin altında, her şeyleri ayarlanıyor. Tercümanları var. Biz buraya geliyoruz adamlar bize diyor ki 'Bu dili öğrenmek zorundasın', işte hastaneye gidiyorsun kendi işini kendin halletmek zorundasın. Bizim ülkemize gelen yabancılarda çok büyük rahatlık var. Bizim de kesinlikle o sisteme geçmemiz lazım. Bizim ülkemize gelen adam daha merhabayı zor söylüyor. 'Merhaba' diyor biz kahkaha atıyoruz. Biz ise bu dili öğrenmemiz dayatıyorlar."
"Avrupa'da 24 yaşındaki oyuncuya genç demiyorlar"
Bursa'da oynarken Avrupa'ya gitme hedefi olduğunu ve onu gerçekleştirdiği için mutlu olduğunu da belirten Ertuğrul Ersoy, "Avrupa'ya gitmek istiyordum. Bursaspor'da oynarken basına demecim vardı, 'Buradan ayrıldığım da inşallah Avrupa'da bir yere giderim' diye söylemiştim. Türkiye'de klasman olarak burun üstünde olan takımlardan da teklif aldım. Büyük takımlardan teklifler aldım. Ama o röportajda söylediğim sözlerin, verdiğim kararın arkasında durmak adına ne kadar burası ikinci lig olsa da kariyer planlamam adını en güzel adamın burası olacağını düşündüm. Çünkü böyle bir iki sene daha geç kalsam eşiği yakalayamayacağımı düşündüm. 22 yaşındayım şu anda, artık 23, 24 yaşına geldiğin zaman o gemiyi biraz kaçırmış oluyorsun. Biraz daha zorlanıyorsun artık. Çünkü Avrupa'da da bu yaş sınırı artık iyice düşmeye başladı. Mesela bizim ülkemizde 23, 24 yaşındaki futbolcular genç olarak gözükebiliyor. Burada 24 yaşında bir oyuncu dediğin zaman artık deneyimli sayılıyor. Bunlar için genç oyuncular 17, 18. Artık 21-22 yaşları buralar için genç oyuncular değil. Ben de o yüzden bu zamanı kaçırmamak adına bu yaşta buraya geldiğim için mutluyum. Çok da önemsemiyorum nerede, hangi ligde olduğumu... Ben buraya hem kendimi geliştirmek adına hem de takımımla başarılı bir sezon geçirmek adına buradayım" ifadelerini kullandı.

Kaynak: TRT SPOR

22 Mart 2020 Pazar

Kenan Karaman ve Kaan Ayhan'dan samimi açıklamalar (Video)

Almanya'nın Fortuna Düsseldorf takımında forma giyen milli futbolcular Kaan Ayhan ve Kenan Karaman TRT SPOR'da yayınlanan Sporcu Vizesi programına samimi açıklamalarda bulundular.

Kenan Karaman, kendisinden önce Fortuna'da oynayan Kaan Ayhan'ın kulüpten övgüyle bahsetmesi üzerine Fortuna Düseldorf'a geldiğini ve takımda iki Türk futbolcunun olmasının çok keyifli olduğunu söyledi.
Birbirlerine yakın oturduklarını ve eşlerinin de iyi anlaştığını söyleyen Karaman, Siyamend Kaçmaz'ın 'herkesin milli takıma ilk çağrılış hikayesi var, seninki nasıldı' sorusuna, "Benimki bayağı ilginç ve komikti. O gün çocukluk arkadaşlarım yanımdaydı. İzinli günümdü ve Hannover 96'da oynuyordum. Arkadaşlarımla Hamburg'a gidiyorduk yoldaydık. Beni Türkiye'den bir numara aradı. Bende kayıtlı olmayan bir numaraydı. Akrabam falandır diye düşündüm. Yine mi kaydetmedim diye düşünerek telefonu açtım. İngilizce konuşan bir adam. "Merhaba" dedim o da "Merhaba ben Mircea Lucescu" dedi. Ben biraz şaşırdım, şoka girdim, dondum kaldım. Beklemediğim bir şekilde o devam etti, "Son maçlarını izledim. Önümüzdeki maçlar için seni kampa çağırmayı düşünüyoruz" dedi. Bende o an fazla bir şey söyleyemedim, "Tamam hocam" falan dedim, kapattık. Arkadaşlarım arabanın içinde çok sevindiler. Çocukluğumdan beri yanımda oldukları için bayağı sevindiler benim adıma. Ben de öyle, çok sevindim ama bir yandan da aklımda bu maçlar hangi tarihte diye soru geldi. Arkadaşlarımda maç tarihlerine bakmaya başladılar. İki hazırlık maçı vardı, tarihlerini çok iyi hatırlıyorum. İlk maç 10 kasım, bende eşim ile 11 Kasım için bir yıl önceden tarih belirlemiş ve bütün hazırlıkları ona göre yapmıştık. O anda sevineyim mi üzüleyim mi arada kaldım. Duruldum biraz ve sonra eşimi aradım durumu anlattım. O da çok sevindi, benim hayalim olduğunu biliyor, " Ne yapalım?" falan dedik. Eşim de sağolsun düşünceli olduğu için, "Erteleriz olmazsa" dedi. Ben de "Hocayı bir arayayım belki izin verir" falan dedim. Hocayı aradım ve durumu izah ettim. Gülmeye başladı. Hoşuna gitti herhalde. Sonra anlatmaya başladı meğerse kendisi de ilk milli maçında benim gibi aynısını yaşamış eşiyle birlikte. Benim için iyi de oldu, orada bir sempati kurduk. Sonra "Gelirsin Romanya'ya ilk maçı oynarsın, orada gider nikahını kıyar akşamüzeri Antalya'ya kampa uçarsın" dedi. Ben de "tamam öyle yaparım" dedim. Nikahımı kıydım ve nikahtan sonra da eşim ile havalimanına gittik. Antalya'ya uçtuk. Kampı ve balayını birlikte yaptık. Orada da ikinci maçı yaptım. Çok enteresan ve komik bir anı oldu benim için" yanıtını verdi.

Kenan Karaman ile ilk 6-7 yıl önce Almanya kupasında Schalke'de oynarken görüştüklerini anlatan Kaan Ayhan, farklı takımlarda olduklarını ama o maçta ikisinin de oynamadığını, sadece maçtan önce selamlaştıklarını söyledi. Kenan Karaman ise o maçın kupada çeyrek final maçı olduğunu, kendisinin de Hoffenheim'da oynadığını belirterek, "Maçtan önce karşı takımda bir Türk olduğunu biliyordum. Kaan da biliyordu herhalde" deyince Kaan Ayhan araya girerek, "O zaman daha pek ısınmamıştık birbirimize ama sonra ümit milli takım kampında oda paylaşmıştık. Ondan sonra arkadaşlığımız devam etti" dedi.
İkisi de Almanya doğumlu olan milli futbolcular, "karşı karşıya hiç oynadınız mı?" sorusu ortaya çok komik bir anının çıkmasını sağladı.
Eğlenceli diyalog şöyle;
Kaan Ayhan: Kenan Hannover 96'da ben Düsseldorf'a yeni geçmiştim. Kenan forvette oynuyordu. Ben de savunmadaydım. Direk rakibim Kenan'dı.
Kenan Karaman: Bir pozisyon oldu, Kaan beni indirdi. Ben penaltı bekledim. Faul yaptı.
Kaan Ayhan: Bak hala faul yaptı diyor. Hakem vermedi hala faul yaptı diyor. Maçta da hakemin yanına gitmişti. "Hocam, faul" diyor elini de kaldırmış itiraz ediyor. Gittim yanına, (Eliyle onun eline vurarak indir hareketi yaparak) "indir o elini" dedim.
Siyamend Kaçmaz: Türkçe mi Almanca mı söyledin?
Kaan Ayhan: Türkçe söyledim. Hakem anlamasın diye.
Kaan Ayhan: Hakem vermedi. Hiç dokunmadım bile ona. O topu kaybetti daha doğrusu ben kaptım. O da gururuna yediremedi.

Kenan Karaman: Ben de ardından bir gol attım o maç sinirimden. Ama maç berabere bitmişti.
Aynı takımda oynama hikayelerini de anlatan Kaan Ayhan, "İlk ben gelmiştim Düsseldorf'a, bir gün Kenan aradı. Çaktırmadan soruyor. Düsseldorf nasıl, kulübü beğeniyor musun? gibi... Ben hemen anladım ve biraz da reklam yaptım. İyi reklam yapmışım herhalde yoksa gelmezdi" diye konuştu.
Kenan Karaman, Fransa maçından sonra birden ortadan kaybolma nedenini soran Siyamend Kaçmaz'a, çok ciddi bir hastalık geçirdiğini ve kendisini toparlamasının 3-4 ay aldığını vurgulayarak, "Benim akciğerlerim iltihaplandı. Aslında futbolcularda çok nadir gözüken bir hastalık. Üç aydır onunla bir savaşın içindeydim. Bayağı beni etkiledi. Bir virüs kapmıştım akciğerlerim komple iltihaplanmıştı. Bayağı kötü bir durumdaydım. Bayağı zorladı bu hastalık beni o yüzden sahalardan epey uzak kaldım. Son milli maçlara da gidemedim. Ben bu durumu da geriye bakınca kendi lehime çevirdiğimi düşünüyorum çünkü bu hastalıktan sonra daha güçlü döndüm diyebilirim" dedi.
"Futbolcu madeninde doğdum"
Siyamend Kaçmaz, Kaan Ayhan'a doğduğu şehir Gelsenkirchen'in bir futbolcu fabrikası olduğunu söylemesi üzerine milli futbolcu, "Aynen. Gelsenkirchen'de yaşayanlar olarak onun şakasını yaparız. Baktığın zaman dünya futbolunda önemli isimler Gelsenkirchen'den çıkma. Mesela: Manuel Neuer, Mesut Özil, İlkay Gündoğan, Hamit ve Halit Altıntop ağabeylerim var. Aslında ilk onları saymam gerekiyordu. Bir de Ahmet Kutucu var şimdi Schalke'de oynuyor" ifadelerini kullandı.

Fransa'ya gol atan çocuk
"Fransa'ya gol atmak herkese nasip olmuyor. O yüzden çok güzel oldu benim için de. Arkadaşlarla da çoğu zaman onun şakasını yapıyoruz. Çoğu zaman bir yerlere gittiğimde yeni birileri ile tanıştığımda, "Kaan Ayhan" diyorlar. Ama ilk etapta kimse anlamıyor, "Fransa'ya gol atan çocuk" deyince herkes biliyor. İki maçta da gol attım. İlk maçta da Fransa'ya gol attım ama o ilk golümü pek hatırlayan yok. Daha çok ikinci gol. Tabi Fransa'da attığım gol daha önemliydi."

Kaynak: TRT SPOR

16 Mart 2020 Pazartesi

Hasan Çetinkaya, Aziz Yıldırım'ın anlaştığı ismi açıkladı (Video)

Uzun süre Fenerbahçe’de idari menajerlik yapan Hasan Çetinkaya, TRT SPOR'da yayınlanan "Sporcu Vizesi" programında Aziz Yıldırım’ın Ali Koç ile girdiği seçim yarışında galip gelmesi durumunda göreve getirmeyi planladığı ismi açıkladı.
Yurt dışında yaşayan milli sporcuların ülke dışındaki hayatlarını ekrana getiren 'Sporcu Vizesi' programı, bu hafta, Fenerbahçe'de senelerce idari menajer olarak görev yapan ve şu sırada Belçika 2. Lig ekiplerinden Westerlo Kulübü'nün ikinci başkanlığını yürüten Hasan Çetinkaya'nın şehirde ve kulüpteki yaşamını gözler önüne serdi.
Programın yapımcısı ve sunucusu Siyamend Kaçmaz'ın sorularını yanıtlayan Çetinkaya, Aziz Yıldırım'ın Ali Koç ile girdiği seçim yarışında galip gelmesi durumunda göreve getireceği, gizlilik anlaşması imzaladıkları ismi açıkladı.
Fenerbahçe'nin genç yeteneği kaleci Berke Özer ve Galatasaray'dan kiralanan Recep Gül ile Fenerbahçe'den kiralanan Barış Alıcı'nın da forma giydiği Westerlo takımını yöneten Hasan Çetinkaya gün yüzüne çıkmamış Fenerbahçe anılarını anlattı.
"Aziz Yıldırım seçimi kaybetmeseydi Chris van Puyvelde'i getiriyordu"

Yönettiği Westerlo takımını bir proje olarak aldıklarını ve bu projeyi Belçika'nın önde gelen kulüplerinden bir tanesi haline getirmek için kolları sıvadıklarını belirten Çetinkaya şunları söyledi:
"Burayı devraldığımızda 40 yıldır bir çivi bile çakılmamıştı. Sağ olsun başkanımız Oktay Bey önümüzü açtı. Projeyi üç ayak üzerine kurduk. Birincisi ekonomisini orta uzun vadede sürdürülebilir finansal bir yapıya kavuşturmak. Çünkü en önemlisi bu. İkincisi ise tesisleşme. Bu da olmazsa olmazlardan. Modern, profesyonel bir kulüp olmak istiyorsanız tesislerin ve futbolcuların üst düzey koşullarda çalışmalarını sağlamak için ortam sağlamanız gerekiyor. Üçüncüsü ise sportif başarı. Tabii ki ilk ikisi olmadan sportif başarı gelmeyeceği için ekonomik altyapı ve tesisleşmeye yöneldik. Üç yıl içerisinde Belçika'nın en önemli kulüplerinden bir tanesi haline getirmek istiyoruz. Bu konuda da iddialıyız. Ayrıca burada ülkemizi de temsil ediyoruz.
Stadımız tam merkez olacak şekilde; 360 derece etrafımızda toplam 8 tane sahamız var. Ciddi bir futbol yapılandırma projemiz var. Chris van Puyvelde ile hareket ediyoruz. Bu arada Chris van Puyvelde'in kim olduğunu söyleyeyim size. Aziz Yıldırım'ın son Fenerbahçe seçimlerinde vaatlerinden bir tanesiydi. O dönem Chris van Puyvelde, Belçika Futbol Federasyonu ile 2018 Dünya Kupası'ndaydı. Dolayısıyla sözleşmesindeki gizlilik sebebiyle açıklanamamıştı. Ancak daha Dünya Kupası'na gitmeden önce biz onunla anlaşmıştık. Türkiye'ye geldi ve Fenerbahçe'ye gelmeyi kabul etmişti."
"Belçikalı futbol adamı Türkiye'ye geldi ve Fenerbahçe'ye gelmeyi kabul etmişti"

Chris van Puyvelde'nin çok önemli bir futbol adamı olduğunu vurgulayan Çetinkaya, "Dünyanın en değerli futbol adamlarından bir tanesi. Kabul etmişti gelmeyi ve onu heyecanlandıran şey; Fenerbahçe'nin tüm Türkiye'de 80'e yakın futbol okulunun olmasıydı. 'Bunları birbirine entegre ederek futbolcu yetiştirecek müthiş bir futbolcu fabrikası kurabiliriz' diyordu. Seçimlerde farklı bir sonuç çıkınca ve Ali Bey kazandıktan sonra Chris van Puyvelde sözleşmesi de olmasına rağmen olmadı ve Çin Futbol Federasyonu'nun başına geçti. Aslında bence Fenerbahçe'nin ötesinde Türk futbolunun yapılandırabilmek için getirilmesi gereken önemli futbol adamıydı. Benim de çok iyi dostum, sürekli görüşüyoruz, buradaki yapıyı o kurdu" dedi.
Roberto Carlos ile ilgili ilginç olay
Bugüne kadar kamplarda yaşadığı en ilginç olayı soran Siyamend Kaçmaz'a Macaristan'da Roberto Carlos ile yaşadıkları bir anısını anlatan Hasan Çetinkaya, şöyle devam etti:
"Bizde kamplar biliyorsun çok daha sıkı oluyor, son çalıştığım Fenerbahçe'de daha sıkıydı. Böyle güzel komik anlarımızda olmadı değil hani. Bir gün Macaristan'a deplasmana gidiyoruz. Bizde o zamanlar dünya çapında üne sahip Roberto Carlos vardı. Takım önden otele gitti. Başkan Aziz Yıldırım da o zaman arkadaki delegasyonda geliyordu. Tabii Roberto Carlos gelir gelmez orada bir hanımefendi ile oturuyor sohbet ediyordu. Bir anda dikkat çekti. Başkan Aziz Yıldırım, 'Bu ne kardeşim. Bir sorun' dedi. Çok ciddi bir maçımız var. Sezonun ilk resmi maçı. Ben gittim 'Roberto bir gelir misin, görüşebilir miyiz?' dedim. Bizde futbolcunun erkek veya kadın fark etmez arkadaşı da olsa, bizden, yani o anki yönetimden izin alması gerekiyor otele birisini çağırması için. 'Kimseden izin almadın, hayırdır ne oluyor?' diye hafif bir sorguya çektim. 'O benim eşim, çocuğumun annesi' dedi. 'Nasıl yani?' diye sordum. Bana, 'Macaristan'da çocuğum var' dedi. Aziz Yıldırım'a gidip, 'Başkanım durum böyle böyle... Eşiymiş, çocuğunun annesiymiş' dedim. O da şaşırdı, 'Olur mu hiç' dedi. Hakikaten de çocuk da benziyor, yanlarında. Meğer sekiz çocuğu varmış, sonradan öğrendik, altı farklı eşten."
"Niang transferi yüzünden az kalsın hayatımdan olacaktım"
Bir başka ilginç olayı ise Mamadou Ninag'ın transerinde yaşadığını aktaran Çetinkaya, transfer sürecinde çok büyük bir tehlike atlattığını şöyle anlattı:
"Mamadou Niang'ı Marsilya'dan transfer ederken çok sıkıntılı bir süreç yaşadım. Çünkü Marsilya, Fransa'nın en hareketli yeri. Nüfusun yüzde altmışı da yabancı. Çoğunluk Kuzey Afrika kökenli insanların yaşadığı, suç oranları belki Fransa'nın en yüksek şehri. Çok karışık bir yer ve yeraltı suç örgütlerinin aktif olduğu bir yer. Şehrin en önemli olayı Olympique de Marsilya takımı ve onlar için olmazsa olmaz. Yani biz oraya gidip Niang'ı istediğimizde ve anlaştığımızda orada takım kaptanı ve Fransa ligi gol kralıydı. Teknik direktörleri de Didier Deschamps. Mamadou Niang gelmek istiyor ama taraftar ayağa kalktı. 'Bunu satarsanız işte böyle olur, şöyle olur' gibi ciddi tehditler oldu. Ben orada yaklaşık bir hafta kaldım. Otelde beni tehdit ettiler. Sırf oyuncu transfer edeceğiz diye az daha hayatımızdan oluyorduk."
"Fenerbahçeliler Belçikalılara Türkçe marş öğretmişler"
Fenerbahçe taraftarlarının da kendilerini yalnız bırakmadığını ve Westerlo maçlarına geldiklerini dile getiren Çetinkaya, "Bir defasında maçtayım, maçın içerisinde kale arkasında bizim taraftarımız belli... Bir anda şöyle bir ses geldi, 'Lay lay lay lay lalalay ooo Westerlo' diye bir tezahürat geldi. Yanımda bizim kulübün genel direktörü vardı. Ona dedim ki, 'Bu pek Belçikalıların kullandığı bir tezahürat değil. Ne alaka?' diye sordum. Sonra bizim taraftar kale arkasında 'Fenerbahçe' diye tezahürat yapmaya başladı. Sonra anladık ki 50'ye yakın bir Fenerbahçeli grup taraftar Westerlo'ya destek olmaya gelmişler. Bizim taraftarımıza da Türkçe tezahürat yapmayı öğretmişler" dedi.
Belçika Ligi'nin formatını anlattı
Ligdeki durumlarından ve Belçika'da ligin yapısından da bahseden Hasan Çetinkaya oynadıkları kulvar ve üst lige çıkma prosedürleri için ise şunları kaydetti:
"Toplamda bu ülkede 24 tane profesyonel takım var. Bunları da Prolig diye bir çatı altında toplamışlar. Orada da 1'inci Lig A Grubu var ve 16 takım var. Diğeri 1'inci Lig B Grubu, orada da 8 takım var, bizim grubumuz. 8 takım kendi arasında yılda 4 maç oynuyor, toplam 28 maç. Bu maçlar şöyle yapılıyor; açılış ve kapanış ligi maçları olarak ikiye ayırıyorlar. Açılış liginde birinci bitiren takım bir hak kazanıyor. Sonra puanları siliniyor ve kapanış ligi başlıyor. Yine ikişer kez oynuyorsunuz. O ligi de kim ilk bitirirse, inşallah biz bitiririz, açılış liginin birincisi ile 2 tane maç yapıyor, play-off şeklinde içeride ve dışarıda. O maçın sonucuna göre de galip gelen takım 1'inci Lig A Grubu'na yükseliyor. Her iki ligi yani açılış ile kapanışı da birinci bitiren takım direkt 1'inci Lig A'ya yükseliyor."
Westerlo kalecisi Berke Özer: "Volkan Demirel şeker gibi adam"

Westerlo'nun Fenerbahçe'den kiraladığı genç kaleci Berke Özer de Belçika'daki günlerinden ve ilginç anılarından söz etti. 
İngilizce bildiği için dil problemi yaşamadığını ancak fırsat buldukça Fransızca da öğrenmeye çalıştığını belirten Özer, "Şu anda inanılmaz mutluyum; futbol performansım, hayat....Çok rahat gerçekten; antrenman bitiyor, yemeğini yiyorsun, evine gidiyorsun. Ne bir stres ne bir baskı var. Burada bir gelenek var, kamp yapmıyorlar. Ben de ilk geldiğimde çok şaşırmıştım; Maçlardan önce bizde kamp olur, Fenerbahçe'de oynadığım zaman da Türkiye'de oynadım diğer maçlarda da; burada öyle bir şey yok. Daha çok futbolcuları rahat bırakmaya yönelik. Zaten her hafta maç oynuyoruz, psikolojik olarak kendimizi toparlamak için tesiste de kalmıyoruz, daha rahat olsun diye burada evde konsantre oluyorsun. Sadece maç günü maçı düşünüyorsun. Aslında bir yandan da yeterli oluyor baktığınız zaman. Zaten Recep'le birlikteyiz burada, sürekli boş vakitlerimizi birlikte geçiyoruz, aynı zamanda ekstra çalışma da yapıyoruz birlikte. O benim için de iyi bir avantaj. Burada tabii sürekli futbol futbol şeklinde değil de insanların özel hayatına da önem gösteriyorlar, saygı gösteriyorlar. Burada olmak da bir şans sonuçta" ifadelerini kullandı.
"Ben kaleciliğe Volkan ağabey yüzünden başladım"

Fenerbahçe'nin eski file bekçisi ve şu anda teknik ekipte görevli Volkan Demirel'in kariyerindeki önemine dikkat çeken Berke Özer, şunları söyledi:
"Erken yaşta Fenerbahçe'ye gittim. Bir sene içerisinde çok önemli tecrübeler edindim. Çok zor bir sene geçirdim. Ben kaleciliğe Volkan ağabey yüzünden başladım, onu televizyonda izleye izleye. Babam hiç kaleci falan olmam istemiyordu. Ben küçükken babam da eski kaleciydi, inanılmaz zorluklarından bahsederdi. Bir hatanda yaptığın iyi şeylerin unutulacağını hep söylüyordu. Ama ben televizyondan izleye izleye Volkan ağabeyi kendime idol olarak belirledim ve o günden sonra ben dedim ki kaleci olmak istiyorum. Öyle de başladım ama tek üzüldüğüm sadece bir sene çalışabildik. Ama o bir sene de yetti de arttı bile. Şu kadarını söyleyeyim; belki de bir insanın hayatta en çok istediği şey başıma geldi. Küçükken hep görüp fotoğraf çektirmek isterdim, elim ayağım titrerdi görüp fotoğraf çektirebilmek için ama bir sene birlikte çalıştık, birlikte vakit geçirdik. Hatta ilk Fenerbahçe'ye geldiğimde daha çömezdim. Kimseyi tanımıyoruz, etmiyoruz. Volkan ağabey de zaten dediğim gibi idolüm. Öyle uzaktan çekinerek bakıyorum yemek yerken falan...İstiyorum ama bir türlü konuşup sohbet edemiyorum. Bir gün Fenerbahçe Televizyonu'ndan gelmişlerdi röportaj için. İşte Volkan ağabey ile birlikte yeni Volkan gibi o tarzda bir haber çekiyorlardı. Elim ayağım titriyordu. İki kelimeyi bir araya getiremiyorum. En son bana döndü 'Oğlum rahat ol. Ben şeker gibi adamım' dedi. Ne zaman bundan sonra bir şey olsa hep dönüp bana bakıp 'Bak gördün mü, beni böyle zannediyorlar ama ben şeker gibi adamım' derdi. Hakikaten de öyle; sessiz, sakin ve şeker gibi bir insan."



Kaynak: TRT SPOR, DHA