O futbol tarihinin en kült kahramanlarından biri. Yokluk ve fakirlikle
geçen çocukluk yıllarının ardından zirveye, en tepeye tırmanışın öyküsü…
Hala tadı damağımızda, Juan Roman Riquelme…
Çete üyesi babasının en büyük oğluydu. Gençlik yıllarında, bahis
oynatan çeteler için toprak sahalarda maçlara çıkıyordu. Bu
karşılaşmalarda genç oyunculara teşvik amaçlı bahis miktarından da biraz
pay veriliyordu. Aile ekonomisine de katkıda bulunan yıldız futbolcu
henüz o dönemlerde yakın gelecekte nasıl bir oyuncu olacağının
sinyallerini veriyordu.
Maradona'nın veliahtı
Lionel Messi’den önce her Arjantinli çocuğun idolü olan Diego Maradona
gibi o da futbola Argentinos altyapısında başlayacak daha sonra tıpkı
Maradona gibi Boca Juniors’a geçecekti. Boca’da çıktığı ilk maçta
taraftarlara nasıl bir oyuncu olduğu konusunda fikir verdi. On numara
pozisyonunda oynayan bu genç çocuk muhteşem bir potansiyel vadediyordu.
Kısa zaman içerisinde ‘Yeni Maradona’ yakıştırmalarının merkezinde yer
aldı. Maradona’nın aksine onun kadar hızlı değildi ancak oyunu okuması,
oyun üzerindeki hakimiyeti, saha içindeki yönetimi ve pasları oldukça
dikkat çekiciydi. Yaşından büyük oynuyordu. Riquelme’de yıldız havası
vardı…
Erkek kardeşi kaçırıldı, fidye istendi
Kısa bir sürede Boca’nın değişilmez isimlerinden oldu. Arjantin
ekibinden ayrılmadan önce üst üste 2 Copa Libertadores, 3 Arjantin
şampiyonluğu ve 1 de Kıtalararası Kupa şampiyonluğu kazandı. Güney
Amerika’da misyonunu tamamladığı su götürmez bir gerçekti ancak mutlu
olduğunu her fırsatta dile getiriyor ve transfer dedikodularını
yalanlıyordu. 2002 yılında kendisi adına kırılma noktası olacak bir olay
başına geldi. Meşhur olmak, yıldız olmak başına bela açıyordu. Erkek
kardeşi kaçırılmış ve fidye istenmişti. İşte bu olaydan sonra Riquelme
üzülerek de olsa kulübüyle köprüleri attı ve Barcelona’dan gelen teklife
evet dedi.
Rivaldo'nun halefi, yeni 10 numara
Onun Barcelona’ya transferini kimse eleştirmedi, eleştiremedi. Güney
Amerika’da başardıkları ve oynadığı futbolla, Barcelona’ya transferi
sonuna kadar hak etmişti. 2002 yazında Louis van Gaal’in Barcelona’sına
büyük sükse ile transfer oldu. O seçimini Katalan kulübünden yana
yapmıştı. Camp Nou’da ondan beklentiler bir hayli fazlaydı. Rivaldo’nun
henüz üzerinden çıkardığı, daha önce ‘Maradona’nın da terlettiği 10
numaralı forma tereddüt edilmeden ona verildi. Fakat bir sorun vardı,
hem de çok büyük… Hollandalı teknik adam Louis van Gaal aslında Riquelme
transferine onay vermemiş ancak yönetim bu transferi ona rağmen
bitirmişti.
İstenmeyen adam
Avrupa kariyerine bundan daha kötü başlayamazdı herhalde, istenilmemek…
Buna rağmen çalışmayı bırakmadı, mücadeleye devam etti. Süre alamıyor,
istediği yerde oynatılmıyordu. Van Gaal onu ısrarla kanatta oynatıyor ve
ondan yüksek performans bekliyordu. 2003’ün ilk aylarında önce van Gaal
takımdan ayrıldı sonra başkan Joan Gaspart koltuğunu kaybetti. Radomir
Antic ile de umduğu süreleri alamayan Riquelme için aslında malumun
ilamı olacak ve yaz aylarında Villarreal’e kiralanacaktı. Böylelikle
Riquelme’nin Barcelona kariyeri yeni başkan Laporta’nın seçim kozu olan
Ronaldinho’nun transferinin açıklanmasından sadece 13 gün sonra
noktalanmış oluyordu.
Krizi fırsata çevirdi
Juan Roman Riquelme, Villarreal forması ile harikalar yaratıyordu.
Forma giydiği ilk andan itibaren takımın lideri oldu. Arjantinli
futbolcu ilk sezonunda yeni takımıyla ligi 8. tamamlarken ikinci
sezonunda ise Villarreal tarihinin en iyi derecesine imza atarak La
Liga’yı 3. sırada tamamladı ve Manuel Pellegrini yönetiminde Devler Ligi
biletini kaptı. Riquelme 16 gol attı, 2 asist yaptığı sezonda Diego
Forlan da gol kralı olmuştu. Yaşadığı buhranlı dönemi geride bıraktı ve
krizi fırsata çevirerek kariyerinin zirvesine tırmandı.
Tüm otoriteleri şaşırtarak UEFA Şampiyonlar Ligi yarı finalinde Arsenal’in
karşısına çıktılar. İlk maçı 1-0 kaybeden İspanyol ekibi ikinci maçta
iyi bir performans sergiliyordu. Maçın son dakikasında kazanılan
penaltı, İspanya’nın bu küçük kasabasının mutluluğunun dünyaya
yayılmasına vesile olacaktı. Riquelme penaltıda topun başına geldi,
nefesler tutuldu… Atılacak 1 gol maçı uzatacak tur şansını artıracaktı.
Ama olmadı… Bir anda herkes buz kesti ve hakemin bitiş düdüğü ile peri
masalı sona erdi. Riquelme oracığa yığılıp kaldı. Bazı otoritelere göre
Riquelme bu penaltıdan sonraki futbol hayatında o anı bir türlü aşamadı.
Yıldız oyuncu bu dönemde Arjantin Milli Takımı ile de 2006 Dünya
Kupası’nda çeyrek final gördü ve 2008 olimpiyatlarında altın madalya
kazandı.
Sevdaya dönüş ve veda
Riquelme için geri dönüş zamanıydı. Önce kiralık olarak sonra
bonservisi ile sevdası Boca Juniors’a geri döndü (2008). Üstelik bu
sevgi karşılıksız değildi. Taraftarlara yapılan bir ankette Riquelme,
Maradona’yı da geride bırakarak Boca tarihinin en iyi futbolcusu
seçilmişti. 2010 Dünya Kupası öncesi idolü ve Arjantin Milli Takım
Teknik Direktörü Diego Maradona ile yine karşı karşıya gelecek ve onu
eleştirdiği için milli takımı bıraktığını, 2010 Dünya Kupası’nda
olmayacağını açıklayacaktı. Böylelikle Riquelme futbolseverleri
kendinden mahrum ediyor ve hiç ödeyemeyeceği şekilde bize borçlanıyordu.
Ezel’de Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı Ramiz Dayı karakterinin dediği
gibi, ne kadar uzağa gidersen git, başladığın yere dönersin sonunda…
Riquelme de başladığı yerde, Argentinos Juniors’da futbolu bıraktı. 2015
yılıydı ve 37 yaşındaydı. Kimilerine göre hiçbir zaman büyük bir yıldız
olamadı, kimilerine göre zaten öyleydi kimilerine göre de efsaneydi…
Son tahlilde Juan Roman Riquelme futbol tarihinde derin bir iz ve
oynadığı futbolun tadını damağımızda bıraktı. Ya o penaltı gol olsaydı?
Bugün değişik şeyler konuşuyor olabilir miydik? Belki de böylesi daha
güzel, daha romantik oldu. Kim bilir…
Kaynak: TRT SPOR