Günlük egzersiz performansınızı artırmak, kas ağrılarını azaltmak ve sağlıklı beslenme düzeninizi desteklemek istiyorsanız, aromaterapi ve doğal yağlarla fitness dünyasını birleştiren bu kapsamlı rehber tam size göre!
Türk basketbolunda birçok ilk ve ilginç rekoru barındıran Basketbol Süper Ligi'nde 60. sezon başlıyor. Ligde 3 takımla şampiyonluk yaşayan ilk ve tek başantrenör Ergin Ataman oldu. Erman Kunter, 153 sayıyla bir maçta en fazla skor üreten oyuncu ünvanını elinde bulunduruyor. Fenerbahçe, Avrupa Ligi'ni kazanan ilk Türk takımı olarak tarihe geçti.
Ligde geride kalan 59 sezonda birçok unutulmaz rekor ve ilkler yaşandı.
A Milli Basketbol Takımı ve Yunanistan ekibi Panathinaikos'un başantrenörlüğünü yapan Ergin Ataman, Türk basketbol tarihinde birçok ilke imza attı.
Ligde Efes Pilsen (Anadolu Efes), Beşiktaş Milangaz ve Galatasaray Medical Park ile şampiyonluk yaşayan Ataman, 3 farklı takımla ipi göğüsleyen ilk ve tek başantrenör oldu.
Avrupa'da profesyonel liglerde takım çalıştıran ilk Türk başantrenör ünvanının sahibi Ergin Ataman, Basketbol Süper Ligi'nde "Üç büyükler"den ikisiyle (Beşiktaş ve Galatasaray) şampiyonluk kazanan ilk başantrenör olarak da tarihe geçti.
Anadolu Efes ile 2020-2021 ve 2021-2022 sezonlarında Basketbol Avrupa Ligi'nde kupayı kazanan Ataman, bu organizasyonda şampiyonluk yaşayan ilk ve tek Türk başantrenör oldu.
2001-2002 sezonunda Montepaschi Siena'yı çalıştıran ve İtalya ekibine ilk sezonunda Avrupa Raimundo Saporta Kupası'nı kazandıran Ergin Ataman, bu kupayı kaldıran ilk ve tek Türk başantrenör olarak tarihte yerini aldı.
Ataman, Yunanistan temsilcisi Panathinaikos'un başında hem Avrupa Ligi'nde hem de ulusal lig ve kupada şampiyonluk kazandı. Ergin Ataman, bir Avrupa takımıyla Basketbol Avrupa Ligi kupasını kaldıran ilk Türk başantrenör ünvanını elde ederken, Yunanistan Ligi'nde şampiyonluk kazanan ilk Türk başantrenör olarak da tarihe geçti.
- Erman Kunter'in 153 sayılık rekoru
Türk basketbol tarihinin en önemli yıldızlarından Erman Kunter, 153 sayıyla bir maçta en fazla skor üreten oyuncu ünvanını elinde bulunduruyor.
Fenerbahçe'de forma giyen Kunter, 1988'de sarı-lacivertlilerin Hilalspor'u 175-101 yendiği maçta 153 sayı atarak rekor kırarken, ilk yarıda kaydettiği 81 sayıyla da bir devrede en fazla sayı üreten basketbolcu olarak kayıtlara geçti.
Kunter, 2009-2010 sezonunda Cholet'yi Fransa Birinci Basketbol Ligi şampiyonu yaparak da bir ilke imza attı. Erman Kunter, yabancı bir takımın başında lig şampiyonluğu yaşayan ilk Türk başantrenör oldu.
- Budanur'un rekoru
Türk basketbol tarihinde Beşiktaşlı Hüdai Budanur, kırılması güç bir rekora sahip.
1957 yılında İstanbul Spor ve Sergi Sarayı'nda yapılan İstanbul Ligi maçında Beşiktaş, İstanbul Karagücü'nü 110-56 yenerken, Budanur, siyah-beyazlıların 110 sayısını da tek başına kaydetti.
- Anadolu Efes'in ilkleri
2011-2012 sezonunda ismini Anadolu Efes olarak değiştiren Efes Pilsen, 1995-1996 sezonunda Avrupa Radivoj Koraç Kupası'nı müzesine götürerek, Avrupa'da şampiyonluk yaşayan ilk Türk takımı olmayı başardı.
Anadolu Efes, Avrupa Ligi'nde de üst üste iki kez şampiyonluk kupasını müzesine götüren ilk Türk ekibi oldu.
Lacivert-beyazlılar, başantrenör Ergin Ataman yönetiminde 2020-2021 ve 2021-2022 sezonlarında Avrupa basketbolunun kulüpler düzeyindeki en büyük kupasını kazanmayı başardı.
Anadolu Efes, Avrupa kupalarında finale çıkan ilk Türk temsilcisi konumunda da bulunuyor. 1993 yılında Avrupa Kulüpler Kupası'nda final oynayan lacivert-beyazlılar, Torino'da Yunanistan temsilcisi Aris'e 50-48 yenilerek ikincilikle yetindi.
- Fenerbahçe, Avrupa Ligi'nde şampiyonluk yaşayan ilk Türk ekibi
Sarı-lacivertli takım, Sırp başantrenör Zeljko Obradovic yönetiminde 2016-2017 sezonunda Avrupa Ligi'nde Türk basketbolu adına büyük bir başarı elde etti.
Avrupa Ligi finalinde Olympiakos'u 80-64 yenen sarı-lacivertliler, Avrupa'nın kulüpler düzeyindeki en büyük kupasını müzesine götüren ilk Türk takımı olmayı başardı.
Fenerbahçe Beko, 2024-2025 sezonunda Litvanyalı başantrenör Sarunas Jasikevicius yönetiminde Basketbol Avrupa Ligi'nde şampiyonluğa ulaşarak kupayı ikinci kez müzesine götürdü.
- Bir NBA ekibini yenen ilk Türk takımı Fenerbahçe
Fenerbahçe, bir NBA temsilcisini yenen ilk Türk takımı olarak kayıtlara geçti.
Sarı-lacivertli ekip, "NBA Europe Live 2012" kapsamında 5 Ekim 2012'de Ülker Spor ve Etkinlik Salonu'nda ağırladığı Boston Celtics'i 97-91 mağlup etti.
Fenerbahçe, ABD'de bir NBA takımını yenen ilk Türk takımı ünvanının da sahibi oldu. Sarı-lacivertliler, Avrupa Ligi Basketbol Dünya Turu 2015 kapsamında New York'taki Barclays Center'da 6 Ekim 2015'te karşılaştığı Brooklyn Nets'i 101-96 yendi.
- NBA'deki ilk Türk Mirsad Türkcan
Mirsad Türkcan, Amerikan Basketbol Ligi'nde (NBA) oynayan ilk Türk basketbolcu olarak tarihe geçti.
1998 yılında ilk kez Houston Rockets'a transfer olan Mirsad, NBA'de fazla forma şansı bulamadı.
2001-2002 sezonunda CSKA Moskova takımında forma giyen Mirsad Türkcan, Avrupa Ligi normal sezonunda en değerli oyuncu (MVP) seçilen ilk Türk basketbolcu oldu.
Mirsad Türkcan, Fenerbahçe Ülker'in 3 Ocak 2008'de deplasmanda İtalya'nın Lottomatica Roma ile yaptığı maçta bin ribaunt barajını aşarak, Avrupa Ligi tarihine geçti.
Basketbol Avrupa Ligi'nde bin ribaunda ulaşan ilk oyuncu olan Mirsad, Lottomatica Roma karşısında 13 ribaunt alarak, toplam ribaunt sayısını 1007'ye taşıdı.
- NBA'de en fazla oynayan Türk oyuncu Hidayet Türkoğlu
NBA'de en fazla oynayan Türk basketbolcu Hidayet Türkoğlu oldu.
Sacramento Kings tarafından 2000 yılında draft edilen Türkoğlu, aralıksız 15 yıl boyunca NBA'de forma giyerek Türk basketbol tarihine geçti.
- NBA'de şampiyonluk yaşayan ilk oyuncu Mehmet Okur
Detroit Pistons ile 2003-2004 sezonunda şampiyonluk sevinci yaşayan Mehmet Okur, NBA'de bu başarıya ulaşan ilk Türk oyuncu olmayı başardı.
Mehmet Okur, ayrıca Batı Konferansı'nda All-Star seçilen ancak sakatlığı nedeniyle oynayamayan Allen Iverson'ın yerine kadroya girerek, NBA tarihinde All-Star maçına çıkan ilk Türk olarak da adını tarihe yazdırdı. Las Vegas'taki Thomas Mack Arena'da 18 Şubat 2007'de yapılan müsabakada Mehmet, süre bulduğu 14 dakika 43 saniyede 4 sayı attı, 2 ribaunt aldı ve bir de asist yaptı.
Mehmet Okur'un ardından NBA tarihinde All-Star maçına çıkan ikinci Türk oyuncu ise 18 yıl sonra Alperen Şengün oldu. 23 yaşındaki milli basketbolcu, ABD'nin San Francisco şehrindeki Chase Center'ın ev sahipliği yaptığı All-Star maçında 4 dakika süre alırken, 4 sayı ve 1 ribaunt üretti.
- İlk Avrupalı Granit
Avrupa'ya transfer olan ilk Türk basketbolcu Yalçın Granit oldu. Granit, Fransa'nın Racing Paris takımında oynadı.
2000-2001 sezonunda AEK'nın kadrosuna kattığı İbrahim Kutluay ise ilk kez bir Yunanistan takımına transfer olan Türk oyuncu olarak kayıtlara geçti.
2001-2002 sezonunda Panathinaikos ile Avrupa Ligi şampiyonluğuna ulaşan Kutluay, bu kupayı kaldıran ilk Türk basketbolcu olarak tarihteki yerini aldı.
2007 yılında İspanya ekibi Real Madrid ile ULEB Kupası'nı kazanan Kerem Tunçeri de ilk kez bu kupada şampiyonluk sevinci yaşayan Türk basketbolcu ünvanının sahibi oldu.
- NBA ekibiyle maç yapan ilk Türk takımı Anadolu Efes
Anadolu Efes, bir NBA ekibiyle maç yapan ilk Türk takımı oldu.
NBA'in davetlisi olarak 2006 yılında ABD'ye giden lacivert-beyazlılar, 11 Ekim 2006'da Denver Nuggets ile yaptığı hazırlık maçıyla, bir NBA takımıyla karşılaşan ilk Türk ekibi ünvanını aldı. Anadolu Efes, bir NBA ekibi ile ikinci hazırlık müsabakasını ise 13 Ekim 2006'da Golden State Warriors ile oynadı.
- Türkiye'de maç yapan ilk NBA takımı Minnesota Timberwolves
NBA ile Avrupa Basketbol Ligleri Birliğinin (ULEB) yaptığı anlaşma gereği İstanbul'a gelen NBA takımlarından Minnesota Timberwolves, 6 Ekim 2007'de Anadolu Efes ile özel maç yaptı.
EA Sports'un organizasyonu "NBA Europe Live Tour 2007" kapsamında çeşitli etkinliklerde bulunmak üzere İstanbul'a gelen ve burada yeni sezon hazırlıklarını sürdüren Minnesota Timberwolves'un Anadolu Efes ile yaptığı maçla ilk kez bir NBA takımı Türkiye'de sahneye çıktı.
Anadolu Efes de Türkiye'de bir NBA takımıyla karşılaşan ilk Türk takımı ünvanını aldı.
- Recep Ankaralı tarihe geçti
Anadolu Efes ile Minnesota Timberwolves arasındaki karşılaşmada görev yapan Türk hakem Recep Ankaralı, tarihe geçti.
Ankaralı, bir NBA takımının maçında görev yapan ilk Türk hakem oldu. ABD'den gelen NBA hakemleri Jack Nies ve Luis Grillo, Recep Ankaralı ile karşılaşmayı yönetti.
- Türk basketbolunda diğer ilk ve rekorlar
- Türkiye ilk kez 1949 yılında Kahire'deki Avrupa Şampiyonası'na katıldı.
- 1951 yılında 7. Avrupa Şampiyonası'nda Türk hakem İzzettin Somer, final maçını yöneterek bu alanda bir ilke imza attı.
- 1959 yılında Türkiye, tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonası'na ev sahipliği yaptı.
- 1961 yılında Galatasaray, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ilk turunda Yunanistan'ın Olympiakos ekibini 2 maçta da yenerek, Avrupa kupalarında tur atlayan ilk Türk takımı olma başarısı gösterdi.
- 1980 yılında Eczacıbaşı Erkek Basketbol Takımı, Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nda çeyrek finale yükselen ilk Türk ekibi oldu.
- Efe Aydan, 1981 yılında Avrupa Karması'na seçilen ilk Türk oyuncu oldu.
- Emir Turam, ABD'de Evansville Üniversitesi takımıyla NCAA play-off'larında oynayan ilk Türk oyuncu oldu.
- Uluslararası alanda ilk milli maç, 24 Haziran 1936'da Yunanistan ile yapıldı. Türkiye, Beyoğlu Halkevi Salonu'nda oynanan mücadeleyi 49-12 kazandı.
- Uluslararası alanda ilk resmi maç, Şili ile 7 Ağustos 1936'da oynandı. Türkiye, Berlin Olimpiyatları'nda yapılan karşılaşmada sahadan 30-16 mağlup ayrıldı.
- 1956 yılında yapılan ilk gençler Türkiye birinciliğini Fenerbahçe kazandı.
- Türkiye, Balkan Şampiyonası'na ilk kez Sofya'da 1960 yılında katıldı. Ay-yıldızlılar, 1981 yılında Balkan şampiyonu oldu.
- Levent Topsakal, Türkiye-İrlanda yıldız milli maçında 78 sayı atarak, milli formayla bir maçta en çok sayı atan oyuncu ünvanını aldı.
- 2001 yılında Türkiye'de yapılan 32. Avrupa Erkekler Basketbol Şampiyonası'nda A Milli Takım ilk kez Avrupa ikinciliğini elde etti.
- A Milli Erkek Basketbol Takımı, 2002 yılında ilk kez Dünya Şampiyonası'nda mücadele etti ve 9. oldu.
- A Milli Erkek Basketbol Takımı, Türkiye'de 2010 yılında yapılan Dünya Şampiyonası'nda gümüş madalya kazanarak, tarihinde ilk kez dünya ikincisi ünvanını aldı.
- Türkiye, 2025 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda ikinci oldu. A Milli Takım, turnuvada ikinci kez gümüş madalya kazandı.
Basketbol THY Avrupa Ligi'nde yer alacak 18 takımın çalıştırıcıları içinde en tecrübeli ve başarılısı olarak Partizan'ın Sırp başantrenörü Zeljko Obradovic ön plana çıkıyor.
Avrupa Ligi tarafından "efsane" olarak nitelendirilen ve Avrupa
basketbolunun en iyi başantrenörü olarak gösterilen Obradovic, THY
Avrupa Ligi'nde 28. sezonuna başlayacak.
Kariyerine 1991-1992
sezonunda büyük bir zafere imza atarak başlayan Obradovic, biri
Fenerbahçe'yle olmak üzere toplam 9 kez havaya kaldırdığı Avrupa'nın bir
numaralı kupasına ilk kez Partizan'la 1992 senesinde ulaştı.
Tecrübesiyle
ligdeki diğer 17 rakibinin önünde bulunan Obradovic, Avrupa Ligi'nde
1992'nin yanı sıra 1994, 1995, 2000, 2002, 2007, 2009, 2011 ve 2017'de
de şampiyonluk sevinci yaşadı.
Ayrıca deneyimli teknik adam,
Panathinaikos'la 2001-2002 sezonundan itibaren tek isim altında oynanan
bir numaralı kupayı da (Avrupa Ligi) ilk kazanan başantrenör olarak
tarihe geçti.
Obradovic'e en fazla yaklaşan Messina
Obradovic'e
Avrupa Ligi zaferlerinde en fazla yaklaşan isim, önemli rakiplerinden
biri olan İtalyan başantrenör Ettore Messina oldu.
Ülkesinin
takımı EA7 Emporio Armani Milan'ı çalıştıran 65 yaşındaki başantrenör,
bu kupayı Virtus Bologna ve CSKA Moskova'yla ikişer kez olmak üzere
toplamda 4 defa kazandı.
Obradovic dışında diğer 17 başantrenörün
kupa sayısı 11 oldu. Messina 4, Panathinaikos'un başantrenörü Ergin
Ataman 3, Baskonia'nın başantrenörü Pablo Laso iki, Olympiakos
Başantrenörü Georgios Bartzokas ile Real Madrid Başantrenörü Chus Mateo,
takımlarıyla birer kez Avrupa'nın zirvesine çıktı.
Ligdeki diğer 12 başantrenörün ise kupası bulunmuyor.
Ergin Ataman tek Türk başantenör
Ergin Ataman, bu sezon başı itibarıyla THY Avrupa Ligi'nde tek Türk başantrenör olarak görev yapacak.
Panathinaikos'u
13 yıl sonra ilk sezonunda tekrar Avrupa'nın zirvesine çıkaran Ataman,
bu sezon da şampiyon olarak kariyerinde ikinci kez "back-to-back"
yapmaya çalışacak. Ergin Ataman, 2021 ve 2022'de Anadolu Efes'le üst
üste iki kez Avrupa Ligi'ni kazanmıştı. Bu başarıyı Panathinaikos'la
tekrar yaşamak isteyen 58 yaşındaki başantrenörün 18. defa yarışacağı
ligde 3 kupası bulunuyor.
Obradovic'i Messina ve Ergin Ataman izledi
Obradovic, Avrupa'nın bir numaralı kupasında 28. kez boy göstererek, diğer meslektaşlarına fark attı.
Bu
organizasyonda Obradovic'in sayısına en fazla yaklaşan isimler ise EA7
Emporio Armani Milan Başantrenörü Messina ve Panathinaikos Başantenörü
Ergin Ataman oldu.
Bu kulvarda Messina 22'nci, Ergin Ataman ise 18'inci kez boy gösterecek.
Jasikevicius 9'uncu, Mijatovic 2'nci kez
Türkiye'yi Avrupa Ligi'nde temsil edecek Fenerbahçe Beko'nun başantrenörü Sarunas Jasikevicius, bu kulvarda 9. kez yer alacak.
Geçen sezonun ortasında Fenerbahçe'nin başına geçen Jasikevicius, daha önce Zalgiris ve Barcelona'yla bu ligde bulundu.
Jasikevicius, çalıştığı 8 sezonun 5'inde takımlarını Dörtlü Final'e taşımayı başardı.
Anadolu
Efes'in başantrenörü Tomislav Mijatovic ise 2. kez Avrupa Ligi'nde
mücadele edecek. Geçen sezon Erdem Can'la yollar ayrıldıktan sonra
göreve gelen Mijatovic, başantrenör olarak ilk kez Avrupa Ligi'nde sezon
başında takım çalıştıracak.
Avrupa Ligi deneyimini ilk kez yaşayacaklar
THY Avrupa Ligi'nde üç başantrenör, ilk kez bu büyük organizasyonda görev alacak.
Almanya Milli Takımı'nı dünya şampiyonu yapan Gordon Herbert, Bayern Münih'in başında THY Avrupa Ligi'nde sahaya çıkacak.
Fransızların iki takımı LDLC ASVEL ve Paris Basketbol'un da başantrenörlerinin Avrupa Ligi tecrübesi bulunmuyor.
LDLC ASVEL'i 40 yaşındaki Pierric Poupet, Paris Basketbol'u ise 39 yaşındaki Tiago Splitter çalıştıracak.
Ligin en yaşlısı Messina, en genci Splitter
THY Avrupa Ligi'nde bu sezon en yaşlı başantrenör, İtalyan ekibi EA7 Emporio Armani Milan Başantrenörü Ettore Messina olacak.
Bu sezon 22. kez Avrupa Ligi'nde takım çalıştıracak İtalyan başantrenör, 65 yaşında.
Ligin
en genç başantrenörü ise Fransa ekibi Paris Basketbol'un 39 yaşındaki
çalıştırıcısı Tiago Splitter olacak. Aktif basketbolculuğunun büyük
kısmını NBA'de geçiren ve 2019'dan bu yana da NBA'de asistan koçluk
yapan Brezilyalı çalıştırıcı, ilk başantrenörlük deneyimini yaşayacak.
Başantrenörlerin sezonları, kupaları ve yaşları
Bu
sezon THY Avrupa Ligi'nde yer alacak başantrenörlerin bu kulvardaki
başarıları, yer aldıkları sezon sayıları (bu sezon dahil değil) ve
yaşları şöyle:
Partizan, başantrenör Zeljko Obradovic'i renklerine bağladığını açıkladı.
Zeljko Obradovic, antrenörlük kariyerinin başladığı Partizan'a döndü.
2013-2020 yılları arasında ülkemizde Fenerbahçe'yi çalıştıran
Obradovic, 4 kez Basketbol Süper Ligi'nde, 3 kez Türkiye Kupası'nda, 3
kez Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda bir kez de THY Euroleague'de mutlu
sona ulaşmıştı.
Kariyerinde 9 kez Euroleague kupasını kaldıran ve bu alanda Avrupa
basketbol tarihinin en başarılı koçu olan Obradovic, 1993 yılında
ayrıldığı Partizan'a 28 yıl sonra tekrar imza attı.
Fenerbahçe Beko’nun eski skoreri Andrew Goudelock, açıklamalarda bulundu…
2014-15 sezonunda Obradovic‘in yönetimindeki Fenerbahçe‘nin formasını terleten Andrew Goudelock, Donatas Urbonas’ın podcastine konuk oldu. Sarı-lacivertli takımda geçirdiği tek sezonda Turkish Airlines EuroLeague’de Final Four oynayan kadronun önemli bir parçası olan Goudelock, İstanbul’da geçirdiği dönem hakkında da açıklamalarda bulundu.
2014 yılında EuroCup’ın MVP’si seçilen ve 2015 sezonunda Turkish Airlines EuroLeague’de En İyi İkinci Beş’e seçilen Andrew Goudelock, sarı-lacivertli takımdaki günlerinin sona eriş şekli hakkında “Fenerbahçe’den ayrılmam tamamen Obradovic’in kararıydı. Sezonun son maçından yaklaşık 1 hafta sonra menajerim beni aradı ve kulübün yerime başkasını getirmek istediğini söyledi. Bu benim kontrolümde olan bir şey değildi.
Sanırım Bogdanovic’in takımın lideri olmasını istiyorlardı. Bazı şeyleri kontrol edemiyorsunuz. Bu meslekte iyiyi ve kötüyü kabul etmeniz gerekiyor. Bu kararı ilk duyduğumda şok olmuştum. Çünkü çok iyi oynuyordum ama bazen böyle şeyler olabiliyor.” ifadelerini kullandı.
Daha sonra Zeljko Obradovic ile birlikte çalışmanın nasıl bir şey olduğunu anlatan skorer oyuncu, “Obradovic’in sisteminde oynamak başlarda benim için zordu. Bu kadar talepkar bir koç için oynamaya alışık değildim. Obradovic, kusursuz olmamızı bekliyordu. O dönemde basketbol IQ’um çok yüksek değildi. Birçok hareketim, yeteneğim vardı ve skor üretebiliyordum. O zaman topu alıp sayı atmayı düşünüyordum. Obradovic, basketbolu nasıl oynamam gerektiğini bana öğretti. Oyunu doğru şekilde oynamayı, pozisyonları okumayı, doğru şutları seçmeyi öğrendim. Fenerbahçe’de geçirdiğim sezonda çok şey öğrendim. Fena bir iş de çıkarmamıştık fakat bu meslekte neler olacağını tam olarak bilemiyorsunuz.” sözlerini söyledi.
Goudelock, Fenerbahçe’de geçirdiği sezonda Basketbol Süper Ligi ve Turkish Airlines EuroLeague’de oynadığı toplam 63 maçta 13.8 sayı – 2.1 ribaunt – 2.1 asist ortalamaları yakalamıştı.
Obradovic’in gidişiyle yeni koç arayışlarına başlayan Fenerbahçe, Jasikevicius'un Barcelona ile anlaşması sonrası aradığı ismi buldu. Fenerbahçe Beko, Sırp antrenör Igor Kokoskov ile 3 yıllık anlaşmaya vardı. Kokoskov, 17 yıldır NBA'de sürdürdüğü görevinin yanında Kokoskov, Avrupa'da bir başka efsane ile de çalışma fırsatı yakalamıştı. 2004 ve 2005'te Sırbistan-Karadağ Milli Takımı'nda Zeljko Obradovic'in yardımcısı olarak görev aldı.
Sırp basketbol adamı, Zeljko Obradovic'in yardımlığını da üstlenmişti.
Daha önce, "NBA tarihinin Avrupa'da doğup büyüyen ilk başantrenörü"
unvanıyla bu ligde Phoenix Suns'ı çalıştıran Kokoskov; Los Angeles
Clippers, Detroit Pistons, Orlando Magic ve Cleveland Cavaliers
takımlarında da yardımcı antrenörlük yapmıştı. Kariyerinde Gürcistan ve
Slovenya milli takımlarının başantrenörlüğünü de üstlenen Sırp teknik
adam, Slovenya'ya 2017 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda altın madalya
kazandırmıştı.
Fenerbahçe Beko'da
Obradovic'in yerine gelen isim belli oldu. Sarı lacivertliler, Sırp koç
Igor Kokoskov ile 2+1 yıllık anlaşmaya vardı. Igor Kokoskov kimdir?
Slovenya'nın
2017 Avrupa Basketbol Şampyionası'nda gelen tarihi başarısının en büyük
mimarlarının başında şüphesiz koç Igor Kokoskov geliyor. Slovenya
tarihi adına bir ilke imza atan ve bir yenisine hazırlanan Kokoskov,
bireysel olarak ise kariyerinde birçok ilki daha öncesinde yaşamış bir
isim. Geçirdiği trafik kazası ve sakatlıklar nedeniyle basketbolda
oyunculuk kariyeri çok erken yaşta sona eren Kokoskov, 24 yaşında
başlayan antrenörlük kariyeri ile Yugoslavya basketbol tarihinin bu
alandaki en genç ismi olmayı başarmıştı.
Son 17 yılını NBA'de
geçiren Sırp antrenör, 2000 yılında Alvin Gentry'nin yardımcısı olarak
Los Angeles Clippers teknik ekibine katıldığında Amerikalı olmayan ilk
tam zamanlı asistan koç olmuştu.
2003'te Larry Brown'un teknik
ekibine katıldı ve bu ekibin bir parçası olarak 2004 yılında Detroit
Pistons ile şampiyonluk sevincini yaşadı. 2008'de Phoenix Suns teknik
ekibine katıldığında bugünlerin temellerini atmaya başlamıştı. Çünkü
dahil olduğu Suns, 2008-09 sezonu öncesi genç Sloven Goran Dragic'i
kadrosuna kattı. Steve Nash'in de yer aldığı kadroda Kokoskov, genç
Dragic'in gelişiminde önemli rol oynadı. Bugünlerde Goran Dragic milli
takım ile en iyi dönemini geçirirken bir başka guard Luka Doncic de
Kokoskov yönetiminde seviye atlamış durumda.
Daha
sonraları NBA'de Cleveland Cavaliers ve Orlando Magic teknik
ekiplerinde görev yapan Kokoskov, 2015 yazından beri Quin Snyder'ın
yardımcılarından biri olarak Utah Jazz'da görev alıyor. Utah'ın
görüntüsünde Kokoskov'un payı büyük. Çünkü takımın koçu Quin Snyder da
CSKA Moskova teknik kadrosunda Avrupa'da yardımcı antrenör olarak görev
yaparak deneyim kazanmış bir isim ve Avrupa basketboluna genel anlamda
bir yakınlık söz konusu. Takımın bu yazki hamlelerinden Ricky Rubio da
Kokoskov etkisiyle farklı bir düzeye çıkma ihtimali taşıyor.
17
yıldır NBA'de sürdürdüğü görevinin yanında Kokoskov, Avrupa'da bir başka
efsane ile de çalışma fırsatı yakalamıştı. 2004 ve 2005'te
Sırbistan-Karadağ Milli Takımı'nda Zeljko Obradovic'in yardımcısı olarak
görev aldı.
2008'de baş antrenör olarak Gürcistan'ın başına geçen Kokoskov, 2011'de Gürcistan'ı ilk Avrupa Şampiyonası'na götürmeyi başardı.
2017'de
ise Slovenya Milli Takımı ile birlikte Sırp koç yenilgisiz şekilde
Avrupa Şampiyonası'nda finale ulaşmayı başardı ve bu Slovenya basketbol
tarihinin en büyük başarısı konumunda. Şimdi hedef tarihlerinin ilk
şampiyonluğu ki bu baş antrenör olarak görev yaptığı bir takımda
Kokoskov'un da en büyük başarısı olacak.
Sırp
koçun uzun kariyerine rağmen henüz 45 yaşında olduğu düşünülürse bugüne
kadar elde ettiklerinin yanında çok daha fazlasını da elde
edebileceğini söylemek mümkün.
Daha önce, "NBA tarihinin Avrupa'da
doğup büyüyen ilk başantrenörü" unvanıyla bu ligde Phoenix Suns'ı
çalıştıran Kokoskov; Los Angeles Clippers, Detroit Pistons, Orlando
Magic ve Cleveland Cavaliers takımlarında da yardımcı antrenörlük
yapmıştı.
Kariyerinde Gürcistan ve Slovenya milli takımlarının
başantrenörlüğünü de üstlenen Sırp teknik adam, Slovenya'ya 2017 Avrupa
Basketbol Şampiyonası'nda altın madalya kazandırmıştı.
Ali Koç seçimden bu yana yaşadıklarını, planlarını ve eleştirilere bakışını tüm çıplaklığıyla sadece Habertürk'te anlatıyor.
2 yıl boyunca neyi yaptı, neyi yapamadı? Futboldan basketbola yeniden başarı için hangi adımları atacak? Seneye futbolun patronu kim olacak, hangi transferler yapılacak? Obradovic ile ayrılığın perde arkasında ne var? Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir ile ipler niye koptu, federasyon ile ilişkiler neden gerildi? 3 Temmuz kumpas sürecinde Fenerbahçe hukuki olarak hangi noktada? Başkanlığa yeniden aday olacak mı?
Didem Arslan Yılmaz moderatörlüğünde Serdar Ali Çelikler ve İbrahim Yıldız soruyor; Fenerbahçe Başkanı Ali Koç Türkiye'nin Nabzı Özel'de yanıtlıyor.
Habertürk
Fenerbahçe Başkanı
Ali Koç, sezonun tamamlanmasının hemen ardından yeni teknik direktörü
açıklayacaklarını söyledi. "Muriqi ile ilgilenenler var. Ben şahsen
gitmesini istemiyorum" diyen Koç, Kruse'nin hayatının pokerini
oynadığını kaydetti.
Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç, Süper Lig'de sezonun tamamlanmasının
ardından yeni teknik direktörü açıklayacaklarını söyledi.
Habertürk televizyonunda "Türkiye'nin Nabzı" programına katılan Ali
Koç, Fenerbahçe Futbol Takımı'nın önümüzdeki sezon planlamasına ilişkin
açıklamalarda bulundu.
Ali Koç’un açıklamaları ve sorulara cevapları şöyle:
“Öncelikle herkese iyi akşamlar, sevgiler, saygılar. Bizi ağırladığınız
için teşekkür ederiz. Umarım seyircileriniz için de zevkli, renkli,
hızlı akan 2 saat olur. Bizi izleyen herkesi de sevgi ve saygıyla
selamlıyorum. Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Mümkün olduğu kadar
konuştuğum her yerde şöyle başlıyorum; öncelikle devletimize, kamu
kuruluşlarına, özel sektöre ve her şeyden önemlisi bu süreçte inanılmaz
bir performans gösteren, bizlerin sağlığı için canlarını riske eden tüm
sağlık çalışanlarına ve hayatımızın da mümkün olduğu kadar devam
edebilmesini sağlayacak diğer sektörlerdeki kahramanlara teşekkür
ediyorum, alkışlıyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar ve Allah’a emanet
olsunlar. Hayatlarını kaybeden herkese başsağlığı, ailelerine sabır,
hasta olan herkesin de en kısa zamanda sağlıklarına kavuşmasını
diliyorum. Ulus olarak da alkışı hak ediyoruz çünkü başka ülkelere
baktığımız zaman bu süreci bizim ne kadar daha iyi yönettiğimizi,
minimum hasarla atlatma yoluna gittiğimizi görüyoruz. İnşallah böyle
devam eder, inşallah da ikinci dalga dediğimiz konuyla da karşı karşıya
kalmayız. Herkese de güzel bir yaz dönemi diliyorum.
İki sene çok hızlı geçti. Dolu dolu geçti. Sancılarıyla, acılarıyla,
başarılarıyla, başarısızlıklarıyla… Bazı yapabildiğimiz şeyler oldu,
bazılarında başarılı olduk bazılarında arzu ettiğimiz başarıyı
yakalayamadık, bazılarında başarısız olduk. Bilhassa amiral gemimiz
futbol olduğu zaman diğer alanlardaki başarılar, yapılan işler göz ardı
edilebiliyor. Bununla beraber sadece sportif açıdan bakmamak lazım, bir
de yapısal açıdan konuları ele almak lazım. Yapısal açıdan da yaptığımız
güzel işler var, bunlar zamanla daha da fazla çıkacak. Biz kendimizi
çok parlatan, yapılan işleri çok fazla paylaşan bir yaklaşımımız yok.
Buna ‘iletişim zaafı’ diyebilirsiniz, ‘iletişim tarzı’ diyebilirsiniz.
Sportif açıdan baktığımız zaman futbola gelmeden önce diğer branşlara
bakalım. Biliyorum, bazı kesim taraftarlarımız var, futboldan başka bir
şey duymak istemiyorlar. Dediğim gibi futbolda başarı olmayınca diğer
yapılan tüm işler göz ardı edilebiliyor ama sonuçta Fenerbahçe bir spor
kulübü. Futbolla beraber 8 branşımız daha var idare etmemiz gereken.
Oraya baktığımız zaman son 2 senede nispeten güzel işler oldu. Masa
tenisinden, küreğinden, yüzmesinden, boksundan her yerde Türkiye
şampiyonlukları, madalyalar, rekorlar kırarak 2 sene geçirdik.
Kadın Basketbol Takımımız olağanüstü başarılı oldu, girdiği tüm kupaları
aldı. Bu sene de liderdi, aynı şekilde devam edecekti. EuroLeague’i bu
sene alabileceğimize inanıyorduk. Biliyorsunuz 5 kere finale kaldık,
alamadık ama pandemi dolayısıyla o hayallerimiz bir sonraki sezona
bırakıldı.
Bununla beraber Erkek Voleybolda yine geçen sene şampiyon olduk, Türkiye
Kupası’nı aldık, bu sene de aynı yolda gidiyorduk, liderdik, yine
ligler iptal oldu.
Kadın Voleybol hem maddi açıdan hem de sportif açıdan çok kuvvetli iki
rakibe rağmen başa baş mücadeleler etti. Geçen sene üçüncü oldu bu
seneyi üçüncü bitirdik. CEV Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finaldeydik.
Nispeten bize göre zayıf bir rakibimiz vardı yanı yarı finale kalma
ihtimalimiz yüksekti. Bunları yaşarken başta Brankica ve Melissa olmak
üzere en iyi oyuncularımızın sakatlığına rağmen başa baş mücadele ettik.
Onların dönmesiyle de kendimizi bu iki rakibe rağmen kuvvetli
görüyorduk.
Erkek Basketbolda Türkiye Kupaları aldık. Geçen sene EuroLeague’de üç
ayrı kategoride rekorlar kırarak Final Four’a kaldık ama ne hikmetse
şubat ayından sonra inanılmaz derecede sakatlıklar, hocamız Obradovic’in
de ifade ettiği gibi ben hayatımda böyle bir şeye ilk defa rastlıyorum.
Ondan sonra basketbolda şansımız ne yazık ki yaver gitmedi. Bu sene
hocamızın da ifadesiyle geldiğinden beri en kuvvetli takımı kurmamıza
rağmen sezona sıkıntılı başladık. EuroLeague’de garip bir fikstürümüz
vardı. İlk 10 maçın 7’si deplasmandaydı. Geçen seneden kalan sakatlıklar
da devam ediyordu. Çoğunlukla ilk maçlarda Joffrey ile Vesely
oynayamadılar. Çok sıkıntılı bir dönem geçirdik ama çıkışa başlamıştık.
Tek kupa vardı, onu da biz aldık ama belki de EuroLeague’de tarihin en
önemli ‘come back’ini yapabilecektik.
Bireysel sporlara bakarsanız 2008, 2012, 2016 olimpiyatlarına 16 sporcu
yollayarak en yüksek sayıda sporcuyu Fenerbahçe yolladı. Bu sene 11
sporcumuz kota aldı, 31 sporcumuz da kota almak üzere bekliyorlar tarih
ertelendiği için. O müsabakalar devam ediyor.
Dolayısıyla böyle baktığımız zaman burada iyi şeyler oldu. Belki biz
yeterince anlatmadık, belki futbolda yaşadıklarımızdan dolayı
anlatabilecek ortamı bulamadık. İnşallah bu program vesile olur.
Futbola gelirsek ilk sezon başımıza ne gelebilecekse geldi. Pek çok
hatalarımız oldu. Başarısız bir sezondu. Hedeflerimizden uzak kaldık.
İkinci sezona iyi başladık. İyi de bir planlama yaptığımızı düşünüyorum.
İkinci yarının ikinci haftasına kadar yani Başakşehir maçını 2-0
kazandık, o hafta bahis şirketlerine göre şampiyonluğun en favori adayı
bizdik. Ama ne olduysa ondan sonraki 7 haftada belki de tarihimizde çok
ender rastlanacak bir döneme girdik. Aynı oyuncular, aynı takım 7
haftada 21 puanın 18’ini kaybettik. Bununla beraber yarışın dışında
kaldık.
FENERBAHÇE HAKEM ATAMALARINDAN BÜYÜK SIKINTI ÇEKTİ
Evet, bunun nedenleri var. Bizden kaynaklanan nedenler var, eskiden
gelen nedenler var, bizim dışımızda nedenler var… Bizden kaynaklanan
nedenler; futbolcu transferleri, tercihleri, arzu ettiğimiz kadar takım
ruhunu yansıtamamak, yaşatamamak. Futbolda işler iyi giderken,
kazandığınız zaman her şey güzeldir, esas karakter işler kötü giderken
ortaya çıkar. Karakterli bir gruba sahip olduğumuzu daha önce de ifade
etmiştim ama bu dönem ciddi sıkıntılar yaşadık. Bununla beraber
geçmişten kalan finansal konular, Financial Fair Play’in manevra
alanımızı azaltması da etken oldu. Bir de bizim dışımızdaki nedenler.
Artık sadece biz değil, sporda otorite olduğunu söyleyen, pek çok yerin
de ifade ettiği gibi Fenerbahçe çok ciddi hakem hataları, hakem
atamalarından büyük sıkıntı çekti. Harcama limitleri bahanesiyle devre
arasında eksiklerimizi gidermemiz engellendi. Bütün takımlar transfer
yaparken bizimki engellendi. Bir Başakşehir yapamamış, bugün öğrendim.
Bunların hepsini daha evvel detaylı anlattım, o yüzden detaya
girmeyeceğim.
Ama şunun bilinmesini istiyoruz ki bizler aramızda objektif, cesur,
şeffaf bir şekilde nerede nasıl yanlış yaptık, nereyi daha iyi
yapabilirdik, birbirimizi tenkit edercesine, eleştiri seviyelerini
yüksek tutarak gözden geçirdik. İleriye dönük olarak da biz geçmişte
kalmadan önümüzdeki sezonun planlamalarını çok daha büyük bir
titizlikle, çok daha detaylı bir şekilde, yoğun mesai harcayarak, çok
ümitli bir şekilde şu noktada yani ligler bitmeden, genelde ligler biter
transfer sezonu başlar bizim gibi kulüpler FFP’den dolayı daha çok
bonservissiz oyunculara ve kiralamaya yöneldiği için transfer döneminin
sonuna kalır. Bugün baktığınız zaman ileriye dönük olarak ben ve
arkadaşlarım şu an hazırlık aşamasında son derece umutluyuz,
heyecanlıyız.
Biz bunların değerlendirmelerini yaptık. Muhakeme yaptık, çok büyük dersler aldık. İnanıyorum ki bunlar meyvelerini verecektir.
Şeffaflık konusunda bana sorarsanız son derece şeffafız. Bazı kesimler
tarafından böyle görülmeyebilir ama şeffaflığımızın en güzel örneği de
tenkit edildiğimiz konulardan bir tanesi Fenerbahçe TV’de biz hiçbir
şekilde sansür koymuyoruz. Futbol takımı kötü giderken kendi
televizyonumuzda en ağır eleştirilere muhatap oluyoruz. Hatta pek çok
kez kongre üyelerinden neden bunlara müsaade ettiğimize dair sorular
geliyor. Karakter olarak da şeffaf bir insanım. İçi dışı bir,
düşündüğünü söyleyen, zaman zaman düşündüğünü söylediği için sıkıntıya
giren, hiç olmazsa içimde tutmadığım için içi rahat olan bir karaktere
sahibim. Dolayısıyla ben dikkat ederseniz pek çok yerde başkalarının
değinmediği konuları eldivensiz şekilde anlatıyorum. Finansal
konularımızı anlatıyorum ama bugünkü spor medyasıyla alışık olduğu
şekilde çok fazla içli dışlı olmuyoruz. İçimize çok fazla medyayı
sokmaya çalışmıyoruz. Gerektiğinde iletişim yapmaya çalışıyoruz. Her
konuya cevap vermemeye, her konuda polemiğe girmemeye dikkat ediyoruz.
HAYALİM FUTBOL A TAKIMI İLE ALTYAPISININ AYNI TESİSTE OLMASI
İkinci konu altyapı konusu. Altyapı konusunda futbol tarafındaki sportif
sıkıntılar dolayısıyla arzuladığımız derecede ki bazı şeyleri iyi
yaptığımızı bazısını yeterince iyi yapamadığımızı söyledim. Bu da
yeterince iyi yapamadıklarımızdan bir tanesi ama arzuladığımız yapısal
değişikliği sağlayamasak da bugün bizim altyapımızda meyve verecek
konuma gelmek üzere adımlar atılıyor. Bugünden yarına olacak bir şey
değil. Bir ıstakoz bile beş senede yetişiyor. Doğru işleri yapsanız da
kulübe hem sportif anlamda hem de ekonomin anlamda maliyetler ve
getireceği gelir olarak katkı sağlayacak, meyve verecek hale gelene
kadar 3-4 sene sürecek bir yolculuk bu. Orada da sıkıntılı değiliz.
Yalnız bizim Fenerbahçe’de şöyle bir sıkıntımız var. Bizim A takım
tesisleriyle altyapıların olduğu yer fiziken tamamen ayrı. Büyük bir
kopukluk var. Bazen tenkit ediliyoruz ya Merih Demirallar nasıl
kaçırıldı diye belki de bu kopukluktan dolayı biz geleceğin parlayan
yıldızlarını kaçırabiliyoruz. Benim en büyük hayalim, gerekli izinleri
alabilirsek eğer Fenerbahçe Spor Kulübü A Takımı ile altyapısının aynı
tesiste olması. A Takım antrenörünün idmanın ardından 15-20 dakika gidip
altyapıdaki çocukları izleyeceği, kaynaşacağı, oradaki hocalardan rapor
alabileceği, altyapının birebir A takımın kullandığı teknolojiyi
kullanabildiği, onlarla ilgili üretilen dataların altyapıyla ilgili de
üretilebileceği, benzer sağlık hizmetlerine ulaşabileceği bir şey hayal
ediyorum. Yani A takım neyi soluyorsa, neyi yiyip içiyorsa benzer
ortamda olabilecek bir akademi hayalim var. Bunun için arazi alabilecek
imkanımız yok. Fakat bununla birlikte hamlelerimiz meyve verebilirse,
önümüzdeki seçim döneminde hazır olmasa dahi dönüşü olmayan yere gidecek
bir projemiz var. Bununla ilgili finansman sağlayabilecek iş insanları
da var. Bu ‘Fener Ol’ kampanyası için kapı kapı dolaştığımızda böyle
kişiler de oldu. ‘Öyle bir şey veriyim ki babamın ismini, dedemin ismini
yaşatayım. Öyle bir projeyle gelin, 3 milyon, 4 milyon, 10 milyon
verelim.’ diyenler var. Bahsettiğim proje 10-12 milyon. Bunun için
kaynak bulabileceğimizi düşünüyorum.
Gelelim A takıma. Dediniz ki sportif direktör, Hollanda, bir sürü
futbolcu aldınız, sattınız ettiniz, hedefler tutmadı. Evet, tutmadı.
Bugün tekrar o güne dönersek aynı kriterlerde yine hoca arıyoruz. Belki
baktığımız hocada o kriterlere yine en çok Cocu uyardı. Belki Cocu
ileride çok büyük hoca olacak ama bize nasip olmadı. Löw’ün burada
yaşadıklarını biliyorsunuz. Şu an dünyanın en önemli hocalarından biri.
Bazen maya tutmadığı zaman tutmuyor. Sportif direktör konusuna hala
inancım sonsuz. Damien Comolli’yi getirdik ama tutmadı. Bir sürü önemli
oyuncu getirdik. Getirdiğimiz zaman büyük ses getirdi. Camiada büyük
memnuniyetle ve sevinçle karşılandı ama bunlar sahaya beklediğimiz
performansı yansıtamadılar. Bunların bazıları başka ülkelere gittiler ve
müthiş performanslar sergilediler. Ben hiçbir zaman şampiyonluk
vadetmedim. İlk yıl çok kötü geçince belki ikinci yıl daha arzulu bir
yapı gösterdik ama ben dedim ki ‘Bu bir dönüşüm projesidir. Değişim
projesidir. Bir sistemin yerleşmesi lazım. Sistem bir geceden bir geceye
yerleşmiyor’ İlk yıl yaşadıklarımız sistemin yerleşmesini de geciktirdi
ama her türlü dönüşümün ve değişimin sisli dönemleri vardır. Biz o
sisli dönemlerden geçtik; geçiyoruz. Çok da iyi dersler aldık. İnşallah
aldığımız dersler katma değer yaratmamızı sağlayacaktır.
TÜRK FUTBOLU BÖYLE GİTMEZ
Büyük ölçüde aynı çizgide devam ediyoruz ama bir yerde de kulübümüzün ve
camiamızın çıkarlarını korumak, menfaatlerine sahip çıkmak, hakkını
korumak doğrultusunda da ister istemez bazı yerlerle ve kişilerle kafa
kafaya geldiğimiz oluyor. Sorunlarımız ortak, çıkarlarımız ortak. Sahada
kora kor mücadele olmalı ama saha dışında da asgari müşterekte birleşip
Türk futbolunu sorunlarını çözmemiz lazım. Türk futbolu böyle gitmez.
Kimse de memnun değil. Kimse futbolda adil rekabetin olduğuna inanmıyor.
Türk futbolunda rekabet artmıyor. Zaten mali açıdan batık durumdayız.
Bunun değişiminin sağlanması için de sadece Ali Koç ve Fenerbahçe ile
olmaz. Sadece bütün kulüplerin dayanışmasıyla da olmaz. Bütün
paydaşların dönüşüm içinden geçmesi gerekiyor. Spor dünyası da buna
dahil.
Öncelikle bir sene daha beklerdim, bir sonraki seçime girerdim. Çünkü
benim bir lafım vardı. ‘Bazen kazanınca kaybediyorsun, bazen kaybedince
kazanıyorsun’ gerçekler daha iyi ortaya çıkar. Gerçekler bizim
üzerimize kaldı. Neyi devraldığımızı değerlerimizden dolayı tam da
anlatmadık. Bugün bu tabloya sebebiyet verenler bugünkü davrandıkları
gibi davranamazlardı. Zamanlama çok önemli. Neyi yapmazdın sorusuna,
şunu söyleyeyim. Biz çok fazla değişimi aynı anda yapmaya çalıştık.
Başkan değişti, hoca değişti. Takım menajeri değişti. Sportif direktör
değişti. Bu çok fazla değişimi aynı anda yaptık. Bir numaralı
söyleyeceğim oydu. İki, frene orada basıp çok daha fazla mali konulara,
yapısal konulara eğilip, bir nevi feda dönemi diyelim; onun aciliyetini
daha fazla gündeme oturturdum. Tekrar neyi yapardınız diyorsanız?
Sportif direktör konusunda yine aynı şeyi yapardım. Bu Damien olur,
Ahmet olur başkası olur. O pozisyona kesinlikle inanıyorum. Futbol
federasyonu ile haşır neşir olmamayı, kurulları etkilememeyi, seçim
olduğu zaman aday göstermemeyi yine aynı şeyi yapardım. Bu bize zarar
verse dahi. Tenkit edildiğimiz konulardan bir tanesi de; federasyonun
içinde lobi, ağırlık, yok. Olmaması lazım. Adil rekabet ortamı olacaksa
kimsenin ağırlığı olmaması lazım. Liyakatla seçilmiş bir sistem,
yapabileceğinin en iyisini yapması lazım. Böyle devam etmez. Sayın Ahmet
Nur Çebi’nin dediği gibi Türkiye’de hiçbir iş adamı yok bu sistemi
döndürecek. Forbes’in bahsettiği ( 370 milyon dolar) finansal borç.
Finansal borçların dışında da borçlarımız var. Muhasebe teknikleri
değişik kullanarak evvelden de borç olarak görülmemiş. Led panaolar ve
sponsorluklar dışında bütün gelirlerimiz bankaya gidiyor. Tekrar
ediyorum gelirimizin %80’ı direkt bankalara gidiyor. Bu gelirlerden
yararlanmadan iki seneyi çevirdik. Finansal borçlarımızı da 347
milyondan 308 milyon Euro’ya indirdik. Arttırmadık, indirdik. Bunu
yaparken gelirlerimizin %80’ kulübe gelmiyor. Biz bunu devam
ettiremeyiz. Yeniden yapılandırmayı kesinlikle yapmak zorundayız.
Devletimiz inisiyatif kullandı, biz dedik ki; çok iyi niyet ama sonuç
vermeyecek. Aradan bir yıl geçti sonuç vermediği ortada. Tekrar
yapılandırmalar gerekiyor. İnşallah biz de bu sefer yapabiliriz. Birkaç
sene borç ana para ödememek, 10 seneye gelindi. 2-3 sene ana faiz para
ödemeden. Bu ne demek, gelirlerin kulübe akması. Bunları yaparken de
eski alışkanlıklardan uzaklaşmalıyız. Çok ciddi mal düşüşler yapmalıyız.
Hem kulübün genel işleyişinde hem de Futbol a takımının maaş
bütçelerinde. 92 milyon euro’dan , (Bütün her şey. Operasyonel giderler,
teknik kadro, ) 70’lere indirdik. Bu rakamın 45-50’ye inmesi
gerekiyor. Bu bir günden bir güne inmiyor. Devam eden kontratlar var. Bu
sene ne kadar düşecek göreceğiz. Düşüş yolundayız. O konularda doğru
yolda olduğumuzu düşünüyorum.
Burada devletimize teşekkür etmemiz lazım. Yardım elini uzattı. Birinci
günden model yanlış olduğu için biz FBSK olarak imzaladığımız zaman
temerrüde düşüyoruz. Temerrütte düşmenin çok ağır yaptırımları var. Hem
başkan hem de kulüp üzerinde. Bununla birlikte bir nevi Yönetim
kurulunun sorumlulukları da bankalara devrediliyor. Bunu bir genel
kuruldan geçirmek ihtiyacı var Dediğim gibi düğme başından yanlış
iliklendiği için sonunda kadar yanlış iliklenecek. Bir Bankanın Yönetim
Kurulu Başkanı olarak her yerde söylüyorum nasıl diğer sektörlerde
yapılandırma oluyor, faizler düşürülüyor, şartlar değiştiriliyor ki
müşteri bunu ödeyebilsin, banka verdiğini geri alsın. Futbolunda da
bunun hiçbir farkı yok. Futbol kamuoyu dikkati çektiği için siyasal
malzeme de yapılabiliyor. Biz futbol kulüpleri olarak konuşuyoruz da
acilen muhalefete de gidip, iktidarın yaptığı yardımların olmazsa olmaz
olduğunu bunun siyasi malzeme haline getirilmemesi gerektiğini, onların
da desteklemesi gerektiğini anlatmamız lazım. Başka türlü kurtulma
imkanımız yok. Biz yapılandırma yapmadığımız için harcama limitlerinde
ceza yedik. Yapılandırma yapsak ta yapmasak da ana parayı ödeyemiyoruz.
Orada bize büyük sıkıntılar yaşattılar, inşallah bu yaz çıkmaz.
TÜRK SPOR TARİHİNDE HİÇBİR BAŞKAN GELENEKSEL MEDYA TARAFINDAN BU KADAR SALDIRIYA UĞRAMAMIŞTIR
Futbolda hiçbir şey tescil olana kadar olmuş değildir. Biz 102 günü
nasıl hoca bulmadan geçirmişiz gibi tenkit ediliyoruz. Her şeyde tenkit
ediliyoruz. Belki de Türk spor tarihinde hiç bir başkan bu kadar
bilhassa geleneksel medya tarafından saldırıya uğramamıştır. Sadece
Fenerbahçe değil, burada başka konularda söz konusu. Çok çalıştık. 8
hafta kala yeni hoca getirelim hoca takımı tanısın. Önümüzdeki sezonun
planlamasını işin başındayken yapsın. İki tür hoca vardır. Tecrübeli
olgun yaşı ileri belirli bir marka sizin hikayenizi satın alacak. Veya
genç hoca dinamik başarıya aç. Kariyer merdivenlerini çıkmak isteyen
FB’yi kariyer fırsatı olarak görecek, Bizim iki tarz hocayla da görüşme
fırsatımız oldu. 40-50 diyoruz ama bir de ülkenin finansal gerçekleri
var. Bugün gittiği kulüplerde istediği oyuncuyu almış, finansal sorunlar
görmemiş, ne kadar başarılı olursa olsun burada sıkıntı yaşayabilir.
Bizim belirlediğimiz alternatifler pandemi sürecinde gelebilecek
alternatifler değildi. Sınırlar her şey kapalıydı. Birine odaklandık
doğrudur. Sezon bittiğinde açıklayacağız. Ligler biter bitmez
açıklayacağız. Dolayısıyla Fb taraftarı beğenir beğenmez, uygun bulur
bulmaz ama İbrahim Bey biraz evvel bir şey söyledi. ‘Taraftarın
baskısıyla hoca getirdiniz.’ Tam doğru değil. Yani biz sosyal medya
baskısıyla işler yapacaksak benim 30 kere bırakmış olmam lazımdı ya da
bu sakinliğimi koruyamamam lazımdı.
EMRE BELÖZOĞLU’NUN FENERBAHÇE’NİN FUTBOL AKLINDA ÖNEMLİ BİR ROLÜ OLACAK
(Teknik direktör yabancı mı yerli mi sorusu üzerine) “O detaya artık girmeyelim”
(Emre Belözoğlu’nun sportif direktör olup olmayacağı sorusu üzerine)
“Emre Belözoğlu benim için önemli bir kişilik. Niye önemli? Futbol
açısından bakalım. Müthiş bir kariyeri var yurtiçi, yurtdışı. 5 ligin
3’ünde oynamış. Ciddi uluslararası bağlantıları var futbolda. Müthiş bir
Fenerbahçe aidiyet duygusu var. Lider. Bu devirde ne yazık ki, arma
için mücadele eden futbolcu sayısının her geçen gün azaldığı bir
ortamdan bahsediyoruz. Bir Luis Gustavo. Daha dün geldi. Zannedersiniz
Kadıköy’de doğmuş büyümüş. Herşeyini veriyor. 40 yıllık Fenerbahçeli
gibi. Biz Gustavo’yu alırken, bize teklif edildiği zaman aklımızın
ucundan geçmemişti ama bizim almamızın en önemli nedenlerinden biri
karakteriydi.
Emre lider bir karakter var. Zeki, çok çalışkan. Artılarını sayıyorum,
eksilerini saymıyorum bugün. Dolayısıyla Fenerbahçe’nin futbol aklında
önemli bir rolü olacaktır. O rolün ne olacağını da, hepsini beraber
açıklayacağız, sezon sonunda karar vereceğiz. Fenerbahçe’nin futbol
operasyonunun yürütülmesinde önemli rolünün ne olacağını hocamızla
beraber açıklayacağız.
Futbolda başarı için bazı şeyler lazım. Bunlardan bir tanesi de hoca,
takım menajeri ve sportif direktörün kapalı kapılar ardında ne kadar
tartışırsa tartışsın futbolcuların önünde, camianın önünde, kamuoyunun
önünde, tek vücut, birbirini destekleyen, aynı şarkıyı söyleyen, harmoni
içinde çalışan bir ekip oluşması lazım. Buna çok önem veriyoruz bu
sefer.
(Aykut Kocaman kalsa Fenerbahçe o kadar kötü bir sezon yaşamazdı
şeklindeki yorum üzerine) Olabilir. Bunu hesaplamak, ispatlamak mümkün
değil. Dedim ki çok fazla değişiklik yaptık, belki orada değil başka
yerde değişiklik yapabilirdik. Hem yabancı hoca hem yabancı sportif
direktör yanlış oldu. Biri Türk, biri yabancı olmalıydı.
Samandıra’yı güçlendirmemiz lazım. Samandıra’da aidiyet duygusu,
bağlılık, ruh, birimiz hepimiz hepimiz birimiz için ruhunu yapamadık.
Hala arzu ettiğim seviyeye getiremedik. Tabi işler kötü gidince bunu
yapmak daha zorlaşıyor.
(Futbolcu grubuyla mı ilgili soru üzerine) Biz biziz. Biz bir camiayız.
Biz bir aileyiz. Ailenin içindeki fertler. En başındaki kişi ben olarak
da en sorumlu kişi benim.
(Hocaya karar veren mekanizmada kim var sorusu üzerine) Ben varım. Yönetim Kurulu arkadaşlarım var.
(Emre Belözoğlu da var mı?) Tabi, tabi.
(Karar verilmiş hocayla ilgili fikri var yani Emre Belözoğlu’nun) Var.
(Futbolcu transferleri ile ilgili soru ve Juan Jesus iddiaları üzerine)
Juan Jesus benim bilgim dahilinde değil. Geçen sene bakmıştık. İsimleri
bir yere koyalım, profile koyalım. Eksiklerimize bakalım. Sol bek
eksiğimiz ortada. 2 sezondur stopere istediğimiz kaliteyi koyamadık. 4
oyuncumuzun kontratı bitiyor, biri gitti zaten, Isla. Kruse gitti ama
kontratı bitmiyordu. 2 tane net hızlım kanat oyuncusuna ihtiyacımız var.
Diğerleri de kim gidecek, kim geleceğe bağlı. Sonuçta maaş yükünü de
azaltmamız lazım. Fazla maaşlar veriyoruz. Daha fazla kaliteyi daha az
maaşla sağlayabileceğimiz imkanlar olacak. Pandemi fırsatı olacak.
Pandemi transferlerde kesinlikle bir fırsat yaratacak. Altyapıya
transferlerimizde baştan aşağı altyapı konusunda harıl harıl çalışma
var.
(Vedat Muriqi gidecek mi sorusu üzerine) İlgilenenler var. Her oyuncunun
bir değeri vardır. Ben Vedat’ın gitmesini şahsen istemiyorum. Her
futbolcu bir yatırımdır. Vedat da sağolsun karakter gösteren
oyuncularımızdan, her şeyini veren. Zaten çocukluktan Fenerbahçeli. Ben
kupalar kaldırarak gitmesini tercih ederim ama öyle bir rakam gelir ki
geri çeviremeyeceğiniz.
(Altyapı sorusu üzerine) Mevcut yapılanmayı güçlendirerek devam
ediyoruz. Orada bir sıkıntı yok. Aldığınız bir malzeme var, o malzemeyi
geliştirmek, o malzemenin üzerine koymak ve o malzemenin meyve vermesi,
bu 1-2 sene de olacak işler değil. Bizde çok iyi oyuncular olurdu
geldiğimizde çat diye koyabileceğiniz, yok.
(Kruse ile ilgili soru üzerine) Max Kruse hayatının pokerini oynadı.
FIFA genelde futbolcunun yanında olur ama pandemi dönemiyle ilgili
belirlediği net kriterler var. Bizim ona olan borcumuz pandemi dönemiyle
alakalı. Anladığım kadarıyla değişik görüşler de almış bazı avukatlar
riskli demiş, o da ben riski severim demiş, böyle bir karar vermiş.
Bence bu ona pahalıya mal olacak. Diğer taraftan en önemli
yatırımımızdı. Yatırımımızın karşılığını aldık mı deseniz, hayır. Belki
de biz Almanya’nın yetenekli bir oyuncusunu aldık ama çok disiplinli bir
oyuncusu değildi. Sonuçta ne diyoruz. Aidiyet duygusu. Fenerbahçe’nin
istediği kadar oyuncunun da Fenerbahçe’yi istemesi lazım. Bir iki sene
sürecek bir süreç. Bunu bir kenara koyalım.
Miha Zajc çok önemli bir ailevi sebeplerden dolayı rica etti. Kendisine
de “aile herşeyden önce gelir, normal şartlarda gitmemen gerekir,
sıkıntılı bir dönemdeyiz ama aile herşeyden önce gelir” dedim.
Çocukcağız gitti, 1-2 gece kaldı, döndü. Yok efendim o da ayrılıyormuş.
Luis Gustavo’nun menajeri geldi, hem onunla görüşmeye hem başka işlerini
yapmaya, gelmişken bir çay içtik. Yok efendim Luis Gustavo
ayrılıyormuş. Bunların hepsine cevap veremeyiz, vermeyiz zaten,
vaktimizi de buna ayırmayız.
Transferlere dönersek bizim finansal fair play dolayısıyla sattığımız
kadar alma hakkımız var. O yüzden bonservissiz veya kiralayabileceğimiz
oyunculara önem veriyoruz.
5-6 oyuncuyla belli noktalara geldik. Hepsi olursa bunların,
eksiklerimizin hepsi tamam mı, değil. Birkaç yere daha oyuncu bakmamız
lazım. Toplamda kaç kişi olacağı birkaç hafta içinde netleşir.
Biz Türk oyunculara ağırlık veriyoruz. Yabancı sayısında kısıtlamaya
gidilecek. Bugün işte toplantı yapıldı. Türkiye’yi bilen yabancı
oyunculara ağırlık veriyoruz. Genç-tecrübeli karışımını daha iyi yapmak
istiyoruz.
(Oyuncuları kim seçti sorusu üzerine) Serdar Bey’in yazılarını okuyup onun tavsiyeleri üzerine hareket ediyoruz.
(Anlaştık dediğiniz teknik direktör mü seçti?) Konsorsiyum.
(Teknik direktör adayına da danıştınız mı?) Danışmadan olmaz.
(Yıldız transferi var mı) Şu an yok.
(FIFA’ya şikayet etmiş olan başka oyuncu var mı?) Tabi ki oluyor zaman
zaman. Bu sene de oldu. Geçen sene biz yapılandırma yapacağız diye geçen
senenin birkaç ayını dondurduk yapılandırma yapacağız diye yapamadık
oradan bir iki dosya oldu. Hepsini temizledik.
(Yapılacak transferlerle ilgili) Kimi alırsan al bir şey diyecekler
olacak. Biz herkes ne diyor diye hareket edemeyiz. Ben bu camianın
başkanından önce taraftarıyım. Bu camia özel bir camia. Taraftardan laf
açılmışken onlara teşekkür etmek istiyorum. Çok sıkıntılı günlerimizde
sonuna kadar, dibine kadar arkamızda durdular. Hiçbir mecburiyetleri
yoktu. Sahip çıktılar. Biz çok şanslıyız. Allah’ın şanslı kullarıyız ki
Fenerbahçe’deyiz, Fenerbahçe yönetim kuruluyuz. Böyle taraftar her
kulübe nasip olmaz. Onlara öncelikle çok teşekkür ediyorum. Taraftarla
aramızı açmak için de gerek geleneksel medyada gerekse sosyal medyada
çok uğraşanlar oldu, hala da uğraşıyorlar. Şimdilik başarılı olmadılar,
zaman gösterecek bundan sonra ne olacağını. Aynı zamanda biz bu kulübün
en büyük gücünün, gerçek sahibinin taraftarı olduğunu, kongre üyeleri de
taraftar oldukları için kongre üyeleri. Ama sonuçta biz taraftarla,
sosyal medyada yazılanlarla kulübü yönetemeyiz. Sonuçta doğru bildiğimiz
kararları, doğru olduğuna inandığımız kararları da almak durumundayız.
Tabii ki biz taraftarları dinliyoruz, nabız ölçüyoruz. Biraz sonra
sosyal medya konularına girersek yaptığımız analizlerden çok enteresan
şeyler çıkıyor. Şunu söylemek istiyorum; sisli günler geçecek, bulutlar
dağılacak, inşallah hep beraber çok daha güzel günlere varacağız. Onlar
bunu hak ediyor. Ben bu işe soyunurken gözüm kara soyundum. Kaybedeceğim
çok şey olduğunu bilerek soyundum. Borç olsun, futbolun içindeki
kokuşmuş düzen olsun, mali konularımız olsun… Bunların hepsine göğüs
germeye hazırdım. Ben buraya büyük bir teveccühle, beklentiyle geldim.
En büyük üzüntüm şu an o taraftara, o teveccühe henüz layık olamamak.
Bir süreçte görecekler, zaman gösterecek ama şu an röntgenini çektiğiniz
zaman tek korkum o. En büyük sabah kalktığım zaman arkadaşlarımla
istişarelerde en büyük doping Fenerbahçeli çocukları, Fenerbahçe
taraftarını mutlu etmek. Şu an onu yapamadık ama yapacağız.
Bugünün futbolu 10 sene evvelin futbolu değil. Bunu unutmamamız lazım.
Bizim 8-10 sene evvel yaptığımız transferler; Anelka, Sow, Guiza… Bugün
İspanya’nın, Fransa’nın gol kralını Türkiye’ye kimse getiremez. Rakamlar
değişti, sektör değişti. Onlar arayı açtılar. Ara o kadar açıldı ki
nasıl kapanacak? Bugün sizin bahsettiğiniz seviyede oyuncuların hiçbiri
3, 3.5 milyon Euro’nun altında para almıyorlar. Bizim gerçekçi
davranmamız lazım. Diğer taraftan da bugün Salzburg’lara Leipzig’lere
baktığınız zaman Almanya’da bir sürü takımda bugün beğendiğimiz
oyuncuların aldığı maaşlarını görseniz biz parayı çöpe atıyoruz. Bizim
artık son durak transfer yapan futbolculardan uzaklaşıp ayağımızı
yorganımıza göre uzatıp onlar kadar, onlardan daha iyi performans
sağlayacak yetenekleri tespit etmemiz lazım. Mecburuz. Tercihimizdi bu,
şimdi mecburuz. Ben 2018 Ocak ayında yola çıktığımda ‘Türk futbolu
battı, deniz bitti’ dediğim zaman çok az yer bunu konuşuyordu, bugün
geldiğimiz noktada herkes aynı şeyi söylüyor. İnşallah hayallerimizi,
planlarımızı bir şekilde gerçekleştiririz. İyi örnekler bulaşıcıdır.
Türk futbolunda topyekün bir silkelenmeye ihtiyaç var. Bizim de bu
silkelenmede katkımız olursa ne ala bize.
Bence pandemi fırsatlar doğuracak. Tabii bunu görmemiz için ağustos
ayının başlaması gerekiyor. Pandemi futbolda ileriye dönük olarak çok
şeyi değiştirecek. Bana sorarsanız pandemi yayıncı kuruluşlara büyük
katkı sağlayacak. Bugün yayıncı kuruluşlar sıkıntı yaşıyoruz diyorlar,
indirimler istiyorlar ama... Bizi nasıl etkileyecek? Seyircilerimizi
etkileyecek, kombine satışlarını etkileyecek, loca satışlarını
etkileyecek, sponsorları etkileyecek ama göreceksiniz aynı zamanda çok
yaratıcı alanlardan gelir yaratma konusunda da insanları etkileyecek.
Dijital dünyadan, kripto dünyasından çok yeni gelir kaynakları yaratma
imkanınız var. Bunlarla ilgili de ne yaptığımızı seçim yaklaşsın
anlatacağız.
(Tekrar aday mısınız sorusu üzerine) Zamanı gelince göreceğiz. Bu
değişiklikleri yapmak için ne dedim? İki dönem lazım dedim. Fayda
sağlamayacağıma inanırsam aday olmam. Sağlayacağıma inanırsam aday
olurum.
(Fenerbahçe Başkanlığı seçiminin erkene alınıp alınmayacağı sorusu
üzerine) Ben bu konuda net konuştum. Burası bizim babamızın malı değil.
Varsa bir aday hemen seçime gidelim. Bir aday varsa çıksın. Bu saatten
sonra seçim yapmanın kıymeti harbiyesi yok. Tüzüğe göre mayısta bir daha
seçim yapmak zorundasınız. O yüzden tekrar ediyorum. Aday olacak varsa
tek görevimiz onların önünü açmak. Ben aday olduğum zaman bunu
yaşamadım. Önümü kapamak için hem camia içi bilhassa camia dışı her şey
yapıldı. Bugün seçime gittiğimiz zaman birden fazla aday varsa
Fenerbahçe Televizyonu’na çıkacak, projelerini anlatacak. Gerekirse bizi
eleştirecek. Faruk Ilgaz’ı kullanacak, tesislerimizi, kullanacak. O
günkü Başkanın ne imkanı varsa adaylar da aynı imkanlara sahip olacak.
CUMHURBAŞKANIMIZIN ZİYARETİNDEN SONRA İNANILMAZ SALDIRILAR OLDU
(Camia dışında kimler önünüzü kesti? sorusuna) Yani belki bu kadar
yüksek oyla gelmemizi sağlayan sebeplerden bir tanesi de gelmemizi
istemeyen unsurlardan doğmuş olabilir. Burada detaylara girmeye, geçmişi
irdelemeye gerek yok. Sonuçta ileriye dönük bakmamız lazım. O günler
geçti. Benim, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı’nın Fenerbahçe Spor
Kulübü’ne fayda sağlamak dışında hiçbir ekstra planım, gizli bir
ajandam, hiçbir şeyim yok. Hayatımda yapabileceğim en akıllı işlerden
biri değildi yaptığım. Hele bir de işler kötü gidince onun da hazzını
alamıyorsunuz. Her türlü sıkıntı, uğursuzluk, şanssızlık başımıza geldi.
Bu da yetmiyormuş gibi gerek geleneksel medyada –isimlerine girmeye
gerek yok, hepiniz biliyorsunuz- gerekse sosyal medyada organize bir
şekilde bilhassa Cumhurbaşkanımızın ziyaretinden sonra inanılmaz
saldırılar oldu. Buna karşı herkes ayakta duramaz. Ama bu süreçte de
gördük ki sandığımızdan daha sabırlı ve kuvvetliyiz.
Sistem sıkıntılı. Biz hatırlarsanız Türkiye Futbol Federasyonu
seçimlerinde ‘Federasyonun emrindeyiz.’ dedik. Neden bunu söyledik?
Sayın Özdemir’le yaptığımız istişarelerde, seçim öncesi her kulübe
gittiği gibi bizimle de görüştü, bizim hiçbir talebimiz yok, tek bir
talebimiz var, eski sistem devam etmemeli, bazı isimler olmamalı,
adaletin sağlanması lazım, bu sorunları ancak hep beraber giderebiliriz
ama siz eski dostlarınızla ters düşmemek adına bazı şeylerde imtina
ederseniz o dönüşümü yakalayamazsınız. Biz inandık ve o konuşmayı
yaptık. Çok eleştirilmeme rağmen hatta birkaç ay sonra kendisi çıktı
dedi ki Başkan Vekiliyken ‘Fenerbahçe başarısızlığını örtmeye çalışıyor,
TFF’ye kefilim’ gibi bir laf etti ki ondan 2-3 gün evvel tam tersini
bize söylemişti. Allah’tan odada başkaları vardı. Youtube’da da
görebilirisiniz, 13 dakikalık bir video var benim görüşlerimi ifade
ettiğim. Ne oldu? İş başka yerlere gitti. Sezon başladı, gördük ki
beklediğimiz gibi değil. Biraz daha bekledik, ondan sonra durumu
soğukkanlılıkla sorguladık, dile getirdik, gittik birebir konuştuk,
anlatmaya çalıştık. Ama gördük ki karşımızda duvar var. Ne kadar
anlatmaya çalışsak karşı taraf daha da hırçınlaşıyor. Sonra sezon içinde
bir sürü sıkıntılar yaşadık. Saha içinde de saha dışında da. Yani
bunlarda baktığınız zaman hakem atamaları var. Düşünebiliyor musunuz,
kazanıyorsun kazanıyorsun… Bunlara girmek istemiyorum ama hakem camiası
öyle mesajlar veriyor ki… Siz bir hakemi hiç yollamadığınız bir takımın
maçına 5 sene sonra yollarsanız, önemli bir maça, bu hakem camiasıyla
barışma maçıdır. Size bunun gibi çok şey sayabilirim. Bunu Fenerbahçe
tek başına değiştiremez. Ciddi hakem hataları yaşadık. Ciddi. Ben
şubattaki YDK’da dedim ki, bakın ocak ayında Antalya’da bir konuşma
yaptım, şubat ayında dedim ki, ‘Bakın biz yaşadık, sezon ilerleyince
neler yaşayacağız görün.’ Ben ikaz ettim. Bir sürü kulüp bizim olduğumuz
noktaya gelecek. Bugün olduğu gibi. Ciddi hakem hataları yaşadık. PFDK
kararları bize gelince çok cömert sağ olsunlar. Harcama limitlerini
zaten ifade etmiştim. Ve de TFF başkanlığı, bu mevkii, herkese eşit
mesafede olunması gereken ve takımlar hakkında kişisel fikirler beyan
edilmeyecek mevkiidir. Şunu soruyorum, TFF başkanının Fenerbahçe dışında
herhangi bir kulüple ilgili ileri geri konuştuğunu gördünüz mü?
3 TEMMUZ ÇİZGİMİZİ KİM İHLAL EDERSE BÖYLE REAKSİYON VERİRİZ
(Nihat beyle) Kişisel meselemiz kesinlikle yok. Bizim meselemiz
Fenerbahçe camiasının çıkarlarını ve menfaatlerini korumak. Aynı son
polemikte olduğu gibi. 3 Temmuz bizim kırmızı çizgimizdir. Kim ihlal
ederse etsin biz böyle bir reaksiyon veririz ve bizim camiamızın içinde
barınamaz. Ağız sürçmesi olabilir. Kendini yanlış ifade etmiş
olabilirsin. Düzeltmesi için yeterince süre verdik ama düzeltmedi. Bizim
için konu kapandı. Geri gelir mi, gelmez mi bilmiyorum. Benim bildiğime
göre şu anki tüzükte başvuru yapamıyorsun istifa ettikten sonra.
Dolayısıyla son maça dönersek ki bu çok önemli çünkü bizim derdimiz
kişisel değil. Bunun üstünden geçeceğim. Aslında bizim federasyonla
sorun yaşamamız güven kaybı, artık sisteme güvenmememiz. Neden
güvenmiyoruz? Çünkü ilkesizlik, eşitsizlik, çifte standart demeyeceğim
çok standart var. PFDK kararları vardı. Vedat Muriqi’ye niyet okuyarak
cezalandırma çabaları oldu ama yapamadılar. Dolayısıyla eşitsizlik bir
norm haline geldi. Normalleştirildi. Bu da keyfi kararlar demek.
Eşitsizliğin normalleştiği bir dönemden geçmek Türk futbolu için çok
tehlikeli. Bizim emrinizdeyiz derken geçmişi aratmayacak, geçmişte
yaşananları yaşatmayacak, daha farklı bir düzenin geleceğini
düşündüğümüz için, arzuladığımız için ve inandığımız içindi. Ama sezon
içinde inancımızı kaybettik. Şimdi tek tek bunlara girmeyeyim. Vaktimiz
kısıtlı. Son maç oynandı. Benim, Semih Bey’in federasyonu hiç
ilgilendirmeyen bir konuda nasıl cezalandırıldığımızı gördünüz. Geçen
gün yaşanan olaya dönelim. Ben hiçbir kulübün başkanı, yöneticisi ceza
alsın diye demiyorum ama işin içindeki standartsızlığı, eşitsizliği,
kendi koydukları kuralları uygulamamayı, hukuksuzluğu anlatmaya
çalışıyorum. Olaylar yaşandı. Maddeler ne diyor? Herkes izledi. 41.
maddede ‘hakaret eden yöneticilere 60 gün hak mahrumiyeti, 35-150 bin
lira; saldırıda bulunan yöneticiye 75-180 gün, 35-150 bin ceza; kavgaya
karışan yöneticilere ki kavga oldu mu o maçta? Yöneticiler karıştı mı?
Sahaya inildi mi? 60-200 gün hak mahrumiyeti, 26-130 bin lira. Bir de
Covid-19 var. Onun için Covid-19 talimatı yayınlandı. Akreditasyona
uymayan yani 8/3 maddesi uyarınca akredite bölgelerine bir yöneticinin
girmesi minimum 60 gün; 100-300 bin TL ceza. Fiziksel saldırı oldu,
hakaret oldu, küfür oldu, sahaya inme oldu. Maçtan sonraki demeçleri de
saymıyorum. Düşünsenize Semih Bey veya Ali Koç bunları yapmış olsaydı
kaç gün gazetelerde olurdu? Giyotin mi seçerdik, yoksa ip mi? Ben bunu
dile getirmeye çalışıyorum. Epeydir dile getiriyorum. Getirdiğim zaman
ceza yiyorum ama bugün Türk halkına ‘Futbolda adalet var mı? Adil
rekabet var mı?’ diye bir anket yapsanız herhalde yüzde 90’ı yok der.
Buna toplumda milyonların takip ettiği bir sporda inanmaması facia.
Bugün toplantıda Nihat Özdemir ile bir aradaydık. Konuşularak
çözülemeyecek hiçbir şey olmaz. Ama bu 3 Temmuz konusunu çözemeyiz çünkü
hala benim için bir akıl tutulması. Bugün federasyona laf söylemek,
hakem hatalarını söylemek ağır suç ama yöneticiler tekme tokat birbirine
girsin, küfür kıyamet, sahaya dalalım suç değil. Tekme tokat giren
arkadaş 30 gün yemiş, 15 gün var. Biri 45 gün almış. Geri kalanı 15-30
gün. Bunlar komik. Kendi kendine zarar vermek bu. Dışarıda olan komplo
teorilerini, adil rekabet yoktur söylemlerini güçlendiren şeyler bunlar.
Bu karar Türk futbolu için utanç vericidir.
NİHAT BEY İFADESİNİ BOL BOL FIRSATI VARKEN DÜZELTMEDİ
Başakşehir maçından sonraki süreçte çok ciddi hakem hataları yaşadık.
Sadece hakem hatalarına sığınmamak lazım ama bizim önümüz kesildi. 9
kişilik Konya’ya 1-0 yenilmemiz de hakem hatalarına sığınılacak bir konu
da değil. Ama burada bir yumurta tavuk durumu var. Sadece hakem
hatalarından dolayı bu konuma geldiğimizi söylemiyorum fakat Serdar
Bey’in ‘ağzınla kuş tutsan, onu getirsen, bunu getirsen sistem böyle
devam ederse ne yapacaksın?’ sorusuna cevap veremiyorum. Bu sistem böyle
devam etmeyecek.
Nihat Özdemir’in düzeltecek bol bol fırsatı varken; bunu düzeltmedi. Ben
de bugün başlayan davada üçüncü gün konuşacağım. Bizim için bu kadar
hassas bir konuda böyle bir şey söyleyip Ali Koç, Ahmet, Mehmet olayı
değil bu. Bu Fenerbahçe. Ben çok dua ettim inşallah yanlışlıkla
söylemiştir; düzeltsin ve konu kapansın diye. Niye söylediğini değil de
neden düzeltmediğini anlamadım. Bizim için bu konu kapanmıştır ama
camiamız için üzücü bir unsurdur. İnşallah bir daha yaşanmaz ama dediğim
gibi bu kırmızı çizgiyi ihlal eden ister içimizden ister dışımızdan
olsun reaksiyonumuz her zaman böyle olur.
Davanın 15. celsesi bugün başladı. Güzel bir konuşma yapmayı
düşünüyorum. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başkanı olarak orada gidip
cezalandırılmalarını isteyeceğiz. Yaşadıklarımızı bir daha
hatırlatacağız. Bizim yaşadıklarımızı şununla özetlemek istiyorum. Bir
arkadaşım tavsiye etti ve çok da hoşuma gitti. Osmanlı’nın ilk kadısı
Dursun Fakıh yazmış:
Ey oğul;
Öyle insanlar göreceksin ki
Koyunu yemek için
Tilkiyle plan yapacaklar
Kurtla birlikte öldürecekler
Çobanla birlikte yiyecekler
Sahibiyle birlikte yas tutacaklar
Hiç bir şey olmamış gibi davranacaklar
Bizim durumumuz da aynen bu. Bizim davalarımız bu konuda 15 Temmuz’dan
önce başladı. Bu kadar uzun sürmesi; Fenerbahçelileri, Fenerbahçe
camiasını ve o dönemde bu sürecin kahrını çekmiş, gaz yemiş, sokakta
tartaklanmış, kulübünü korumak için gecesini gündüzüne katmış, okulda
okul arkadaşları tarafından sıkıntı yaşamış çocuklar dahil olmak üzere
bizim için çok önemli bir unsurdur. Mahkemelerin henüz karar vermemiş
olması da bizleri derinden yaralamaktadır. Kim ne derse desin 17-25 diye
çizgi çekiliyor ama 17-25 değildir. Bunun Ergenekon’u var, Balyoz’u
var, 3Temmuz’u var. Bunlar yokmuş diye davranamayız. Bu mücadelenin, bu
örgüte karşı direnişin fitilini biz ateşledik. O günleri unutmayın.
Neler yaşadığımızı unutmayın. Bütün devletin gücü arkasında, polisi,
savcısı, hakimi, medyası… Biz hakkımız koruyabilmek için tek tabanca
mücadele ettik. Belki bugün daha iyi anlaşılıyor. Başkanımız çıktı ve
‘Ne şikesi? Memleket elden gidiyor’ dedi. ‘Fenerbahçe bu mücadeleyi
vermeseydi, FETÖ ile mücadele bu noktada olur muydu?’ sorusunu
cevaplaması zor. Ama sokağa biz indik. Hem de bütün rüzgar bize
karşıyken yaptık. O yüzden bu camia, bu konuda saygı beklemektedir.
Bundan dolayı Nihat Bey’e olan tepkimiz bu şekildedir. 9 senedir nelere
maruz bırakıldık? Hala bunun sıkıntısını çekiyoruz. Adaletin en kısa
zamanda vicdanen aklanmış olan camiamızı hukuken de son noktayı
koymasını bekliyoruz.
AZİZ YILDIRIM’A ULAŞAMADIM
Başkanımız Aziz Yıldırım’ın davası 16 Temmuz’da. Başkanımızla en son 2
Haziran 2018’de merhabalaştık statta. Ertesi gün seçimde konuşmadık.
Konuşma imkanımız olmadı. Ondan beri bir daha görmedim. Belki bir
cenazede uzaktan gördüm. Hemen biz göreve geldikten sonra basketbol
takımının şampiyonluk maçına davet ettik. Can Bartu’nun cenaze törenine
davet ettik. Cumhurbaşkanımızın katıldığı Yüksek Divan Kurulu
Toplantımıza davet ettik. Aradım ama ulaşamadım. Sekreterine ulaştım.
Sonra Birsel Vardarlı’nın jübilesine davet ettik. Hiçbirine cevap
alamadım. Bu davalarla ilgili bir mektup yolladım ama açılmadan geri
geldi. En azından bu 3 Temmuz davasında ortak hareket edebilsek çok iyi
olurdu. Bizim büyüğümüz, liderimiz, o dönemin kahramanı olarak beraber
strateji belirlesek ve hazırlık yapsak çok iyi olurdu ama olmadı.
Aziz Yıldırım ile kıyaslanmak rahatsız etmiyor. Kıyaslanan elmayla elma
değil ki. 20 sene başkanlık yapmış. Ben 2 sene yaptım. Kıyaslanacaksa
onun ilk iki senesiyle benim ilk senem kıyaslanabilir ama şu an bana
sorarsanız beni rahatsız eden bir durum yok. Kıyaslama da doğal bir
refleks olabilir ama kıyaslamanın şu aşamada çok doğru olduğuna
inanmıyorum.
3 Temmuz bitmedi. Şenol Güneş ile görüşmemiz olmadı ama zaten medyada da
sıkıntı bu. Bu program için söylemiyorum. Hararetli adamlar
konuşuyorlar, bağırıyorlar, çağırıyorlar. Sonra çat telefona mesaj
geliyor; böyle bir istihbarat var diyorlar. Doğru mu, yanlış mı, kimden
gelmiş? Dolayısıyla insanlar etkilenmeye başlıyor. ‘Futbolcu fabrikası
olalım, net ihracatçı olalım, yüksek bonservisi yaşlı oyunculara
ödemeyelim, mali yapımızı düzeltelim, adil rekabet olsun, saha dışında
omuz omuza dertlerimizi çözelim’ diyorum. Ancak medyanın ne katkısı var?
Gençlerin oynamamasına olan eleştirilere katılıyorum. Emre Belözoğlu
bilhassa genç oyuncuları sahaya atmak istiyor. Şu anki teknik kadro
istiyor ama unutmayın ki bir de UEFA hedefi var. Maç 2-0, 3-0 olduğunda
sokmuyorsan, o zaman size katılıyorum. Maçlar da enteresan cereyan
ediyor. Şunu da söyleyelim ki biz de çok fazla hemen atabileceğin oyuncu
yok. Trabzon bunun en güzel örneklerinden biri.
3 Temmuz ile hesaplaşmamız lazım. Ben sizin gibi çok sosyal medya takip
etmiyorum. Hesabım da yok ama 3 Temmuz’da Serdar Ali Bey’in bazı
görüşleri oldu. Köprünün altından çok sular aktı ama nasıl herkesin
düzeltme fırsatı varsa burada da ben bu fırsatı ona vermek istiyorum.
Çünkü ismini dahi telaffuz etmediğimiz savcıları Türk futbolunun
kurtarıcısı olarak ilan ediyorsun. Bunun bir temizlik olduğunu,
Fenerbahçe’ye bir operasyon olmadığına ilişkin söylemler. Cemaat
Fenerbahçe’yi niye ele geçirmek istesin gibi… Tam iki gün sonra 9 sene
olacak. Bir pişmanlık var mı? Camiadan özür dilemek ister misiniz?
8 Temmuz var, 11 Temmuz’da bir gazeteciye köşenizi açtınız. Düzeltme
imkanı önemli. Adam iki şey okuyor, önü nedir arkası nedir? Bunun
operasyon olduğuna inanıyorsunuz. Programa gelirken neden bu adamla
programa çıkıyorsunuz diye tepkiler aldım. Bence sizin de helalleşmeniz
lazım. Ben buna inanmıyorum, böyle yazılar yazdım diye. Bu
Fenerbahçe’ye yapılmış bir kumpastır inanıyoruz dimi? Bu savcılar da
Türk futbolunu kurtaran adamlar değildir.
(MHP lideri Devlet Bahçeli ile görüşmesine dair soru üzerine) Benim
Devlet Bey’e çok büyük sevgim var, saygım vardır geçmişe dayanan.
Hükümetle ilişkilerimiz nasıl? Devletle diyelim. Bu boyutta bir
kulüpseniz, ister istemez devletle çok yoğun ilişkileriniz var. Ne gibi
ilişkileriniz var? Spor bakanlığı ile var. Maliye bakanlığı ile var.
Çevre bakanlığı ile var. Kenan Evren Lisesi’nden dolayı MEB ile var.
Cumhurbaşkanımız çok iyi bir Fenerbahçeli. Kongre üyemiz Yüksek Divan
Üyesi oldu. Geldi, bizi onore etti, şereflendirdi. Çok coşkulu bir gün
yaşadık. Fenerbahçe tarihinin en önemli günlerinden biridir ama
Cumhurbaşkanımız ifade ettiği gibi her takıma eşit mesafededir. Başka
başkanlarla da görüşmeler, ziyaretler, forma almalar ama gönlündeki
yatan Fenerbahçe’dir. Devletimizin genelinde ilişkilerimiz gayet iyi.
Sağolsunlar, dertlerimize yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bu konuda bir
sıkıntımız yok. Genel sıkıntı belirli bir zümrenin benim Fenerbahçe
Başkanlığım dışında başka emellerim niyetlerim olduğuna isteyerek veya
tamamen hurafe olduğunu bilmelerine rağmen veya bilmeden ama inanarak
etrafı etkilemeye çalışarak bir intiba yaratıldı. Fenerbahçe bir araç,
başka bir şey için vesile gibisinden. Bu Cumhurbaşkanlığı mevkine
saygısızlık etmek olur. Açıklamam var belediye encümeni bile olmam diye.
Öyle bir şey olursa dünyanın en büyük yalancısıyım diye. Ne yazık ki
ülkemizde fitne fesat gerçeklerin o kadar önündeki. Bu sadece bu konuda
değil. Gazeteler bambaşka şeyler yazıyor aynı konuda. Bu sıkıntı yaratan
bir durum. Bizi siyasete çekmeye çalışıyorlar. Örneğin ikinci seçim
öncesi ‘Her şey güzel olacak’ diye slogan atıldı. Polisler stadımıza
geldi. Pankartı indirin diye ‘Her şey güzel olacak’ pankartı varmış
meğerse. Ama o pankart 21 maçtır orada. Eylül 2018’den beri o pankart
orada. Emniyet de bunu biliyor. Ama biz bunu anlatamadık, bizim bu işle
hiçbir alakamız yok. Kimler ne anlattıysa, bizi içine çekiyorlar. Bu bir
örnek. Antalya’da iki üç laf ettim, adil rekabet diye, bir hafta 10 gün
sonra ben ayaklanma organize ediyormuşum, taraftarı sokağa dökmeye
çalışıyormuşum. Hakikaten akıl tutulması. Bizim tek alakamız
Fenerbahçe’yi belli bir yerlere getirmek ve büyük resimde Türk futboluna
katkı sağlamak. Türk sporuna katkı sağlamak. Bundan başka amacımız yok.
Çok saldırı altındayız. Bunu herkes kolay kolay yönetemez. GS maçında
bir olay yaşadım, yaşamamam gereken, bana yakışmayan bence nispeten
küçük bir olaydı onu 6-7 gün nasıl işlediler. Geçen haftaki olaylar
bizim maçtaki olaylardan bin kat daha kötüydü. 1 gün 1.5 gün ya
gazetede vardı, yoktu. Bu olayla ilgili PFDK kararları şu kadardı. Bu
vatandaşı uyutmak, topluma zarar veriyor. Akılla dalga geçmek. Haberleri
ele alış şekli. Biz yapsaydık demin söylediniz neler olacaklarını.
Fenerbahçe taraftarlarının satır aralarını iyi okuduğunu biliyorum .
İnşallah ilerleyen dönemelerde bu işlerle muhatap olmak zorunda
kalmayız.
KENAN EVREN LİSESİ’Nİ BU AY DEVRALIYORUZ
Kenan Evren Lisesi protokole göre 30 Haziran’da okullar bitince, tabi
pandemi hesaplanmıştı. Bunun için 6 milyon lira ödeme yapmamız
gerekiyordu bunu yaptık. 4 tane okul, spor salonları, verdiğimiz sözden
daha fazla derslikler. Bu ay devralıyoruz. 7-8 sene evvelin
Türkiyesi’nde müthiş bir arazi orası. Burada birçok şey yapılabilir.
Zamanında otel, rezidans, AVM, Kadıköy’ün otoparka çok ihtiyacı var ama
altı kazı olduğunda maliyet pahalı olabiliyor. Bizim acil sıcak paraya
ihtiyacımız var. Bizim bunu yapacak gücümüz yok. Bir ortak bulmamız
lazım. İlgilenenler var. Biz burayı alır almaz, belediyeden gereken
izinleri alacağız. Ne olacağı 1 sene içinde belli olacak. İlgilenenler
var. Burası Fenerbahçe’ye çok büyük katkı sağlayacak. Sosyal medyada ve
kamuoyunda bilhassa pozisyonlandığı gibi bu bize bir kıyak, bir iyilik,
hayır değil. Aziz Başkanın başlattığı projede Fenerbahçe çok büyük
fedakarlıklar yaptı. Hakkımızdı, nedenlerine girmemize gerek yok.
Ülker grubuyla beraber 34-35 dönümlük arazi var. Kulübümüzün Ülker
grubuyla yapmış olduğu anlaşma çerçevesinde 30 Haziran 2020 yılına kadar
orada bir proje yapamadığı takdirde ya belirli miktarda para (230
milyondu) verecekti, yahutta arazi Ülker’e devir olacaktı. Bu
konjonktürde böyle bir şey yapmak mümkün değil. Murat Bey’den rica
ettik. Sağolsun ona teşekkür edecek bir sürü konu var. O anlaşmayı iki
sene uzattık. İki grupta kazan kazan hatta kazan kazan kazan bir imkan
yaratacağız. Fenerbahçe Koleji’nin olduğu arazi var. Orası da çok
değerli. Bu arazi projelerinin nasıl değerlendirdiği ileriye dönük çok
önem arz etmektedir.
(Transferler konusunda) Bizim tarzımız tescil olmadan ne bir hoca ne bir
sporcu transfer edilmiştir. Hatalı ya da doğru transferlerde imzaya
dökülmeden transfer ettik, edeceğiz demiyoruz. Biz gerilim yaşamadık
Galatasaray’la. Zaman zaman gerilim yaşanır, her zaman dost
kalınacaktır. Sahadaki rekabet saha dışında da futbolcular için rekabet
ediyorsunuz. Bu hayatın olağan akışında olağan şeyler. Biz bir yerin
kontratlı oyuncusu ile o yerin izni ve bilgisi olmadan herhangi bir
şekilde görüşme yapmadık. Avrupa’da bu var. Türkiye’de henüz yok olması
lazım. Kontratın bitmesine 6 ay kala her yerle görüşebilir. Avrupa’da
imza attırabiliyorsun burada attıramıyorsun. 6 aydan fazla kontratı olan
bir oyuncuyla veya bir sene sonra kontratı bitecek oyuncuyla
görüşmedik, görüşmüyoruz. Öyle olmasının daha doğru olduğuna inanıyorum.
(Siyasetin bir takımı şampiyon yapma gücü var mı? sorusuna) Ben
siyasetin futbolun içinde olmaması gerektiğini düşünüyorum ve bu içinde
bulunduğumuz dönemde gereğinden fazla olduğuna inanıyorum. Bunun da ne
futbola ne de siyasete fayda sağladığını düşünüyorum.
Biraz evvel anlattığım voleybol, basketbol ve diğer branşlardaki
başarıları çok küçük bütçelerle yaptık. Zaten her yerde bütçeleri
küçültüyoruz. Obradovic Fenerbahçe’ye gönül vermiş, Fenerbahçe için
kalbi atan herkesin gönlünde taht kurmuş bir insan, bir hoca, bir lider,
bir figür, bir karakter. Obradovic Fenerbahçe’nin basketbol seviyesini
çok yükseklere çıkardı. Kupalar getirdi, Final Four’a abone olduk. Çok
önemli işlere imza attı. Fenerbahçe’nin bir efsanesidir. İnşallah bir
gün geri gelir ama Fenerbahçe’nin efsanesidir. Kimse bunu tartışamaz. Ne
şanslıyız ki Fenerbahçeli olarak Obradovic gibi bir hocamız olmuş.
Seçim zamanında keşke Obradovic gibi biri futbolda da olsa, anahtar
teslim demiştim. Dolayısıyla bir kere lafı açılmışken çok iyi bir
Fenerbahçeli, aidiyet duygusu yüksek, Fenerbahçe’yi, kulübü benimsemiş,
lider, karizmatik ve bu camiaya büyük hizmetleri olmuş, Fenerbahçe
markasını başka bir seviyeye getirmiş. O yüzden ona müteşekkiriz.
Biliyorsunuz bu sene kontratı bitiyordu. Bu da diğer pek çok konuda
olduğu gibi bize saldırılan konulardan bir tanesi. Biz gitmesini
istiyormuşuz, mobbing yapmışız, yeterince ilgilenmemişiz, Semih Bey’le
hocamızın arası açıkmış… En son gece yaptığımız açıklamaya kadar. Şimdi
bu konulara açıklık getirmeden önce şunu söylemek istiyorum: Böyle bir
karakteri, böyle bir başarıyı, böyle bir sembolü bile bile göndermek
hangi kulüp başkanının ve yönetimin işine gelir. Bir de seçim
arefesindeyse. Dolayısıyla kendi kendini sabote etmek gibi bir şeydir.
Buna inananlar için söylüyorum. Dolayısıyla biz kalmasını istedik.
Başından beri kalmasını istedik. Sizle 3 tane örnek paylaşmak istiyorum.
OBRADOVİC’LE SEZON İÇİNDE BİRKAÇ KEZ YENİ SÖZLEŞME YAPMAK İSTEDİK
Geçen sezon içinde Semih Bey basketbolla ilgileniyor. Basketbol aslında
anahtar teslim bir şubedir. Biz ihtiyaç duyuldukça devreye gireriz. Bir
şey istendiği zaman, transfer döneminde devreye gireriz. Birkaç kez yeni
sözleşme yapmak istedik sezon içinde. Sıkıntılı bir dönemden
geçiyorduk. Demin de bahsettiğim gibi EuroLeague’e kötü başlangıç
yapmıştık. Kendisi hep dedi ki, ‘Şu an konuşmayalım, sezon sonu
konuşalım.’
İkincisi, aralık civarıydı. Bir maç sonrası yine beklenmedik bir
mağlubiyet. O da artık bunalmıştı ne yapsak meyve vermiyor diye.
İstifasını sunmuştu. Dedik ki, ‘Bu camiaya vazgeçmemeyi sen öğrettin.
Vazgeçemezsin.’ Velev ki kötü bir sezon geçirdik. Ne olacak. Öyle kredin
var. Her sezon başarılı olacaksın diye de bir şey yok. Biz senin sonuna
kadar arkandayız.’ Ben nereye çıktıysam dedim ki, ‘Hocamız istediği
müddetçe bu kulüpte kalabilir.’ Hatta ‘Belki de EuroLeague tarihinin en
büyük geri dönüş yapma fırsatımız olacak.’ dedik. Belki de olacaktı.
‘İstiyorsan transfer yapalım.’ dedik, 2 tane daha transfer yaptık. Ama
onu da anlayışla karşılıyorum. Bazen ne deneseniz olmuyor. Ondan sonra
bize teşekkür etti ‘Arkamda durdunuz’ diye. Sonra biz bütün planlamamızı
hocamızla devam etmek üzerine yaptık. Yoksa niye Vesely’le 3 sene,
başka oyuncularla 2 sene uzatalım? Dolayısıyla hem yeni transferlerimizi
hem de eski oyuncularımızı uzatmalarını devam edeceğiz diye yaptık.
Dolayısıyla verdiğim 3 örnek; sözleşme uzatma talebimiz, istifadan
döndürme talebimiz, kontratları uzatmamız gösteriyor. Biz hep bu yönde
hareket ettik.
Sonra pandemi araya girdi. O dönem Semih Bey kendisiyle görüşüyordu.
Sınırlar açılır açılmaz kendisi İstanbul’a geldi. 3-4 görüşme yaptık.
Biz kendi bütçemiz çerçevesinde ne yapabileceğimizi, 30’u 20’ye
çekebileceğimizi en fazla 20 yapabileceğimizi anlattık. Sağ olsun ona da
olumlu baktı. Hatta burada 3-4 gün kaldığı sürede kendisi de ifade
ettiği gibi yeni sezon planlamaları üzerine çalıştı arkadaşlarıyla. Ve
bütün bunları yaparken ‘Aileme sorma ihtiyacım var.’ dedi.
(O sırada maaş teklifi yapıldı mı sorusu üzerine) Teklif tabii yapıldı,
maaş aşamasına hiçbir zaman gelmedik. Beraber devam edeceğimizi, bu
bütçelerle neler yapabileceğimizi, sezon açılış tarihini bile istişare
ettiler. Ama demin de dediğim gibi her şeyden önce aile gelir. Bir insan
ailesiyle istişare edip 1 sene off oluyorum derse buna saygı duymaktan
başka hiçbir şey yapamazsınız. Ve üzüldük. Herkesten daha çok üzüldüm.
İstemiyoruz ya, mobbing yapıyoruz gitsin diye… Her Fenerbahçeli nasıl
duygular hissettiyse biz de aynı şeyleri hissettik. Hatta bu bütçeyle
onun için böyle engelleri, kısıtlamaların onu daha motive edeceğini
falan anlattık. Olsun, sağlık olsun. Her şey için bir kez daha teşekkür
ediyoruz. Hoca bu sene çalışmıyorum diyorsa çalışmayacaktır. Bu seneden
sonra çalışmıyorum diyorsa çalışmayacaktır. Bu seneden sonra ne olur?
Kim bilir. İnşallah demin ifade ettiğim gibi Fenerbahçe’ye döner. Biz
olalım, olmayalım.
Tabii hocamızın ayrılıyor olması bazı yerleri çok sevindirdi. Hatta bir
eski yöneticimiz var, çıkıyor, konuşuyor. Ödeme sıkıntımız vardı, evet.
Özellikle bu sene yaşadıklarımızdan dolayı. Ama ödeme sıkıntısı ilk defa
yaşanmıyor. Bu görevi devraldığımızda ilk yaptığımız iş, 10 milyon
dolar basketbol şubesinin ödemelerini yaptık. 2-3 ay geriden geliyordu.
EuroLeague Final Four biletleri ödenmemişti. Dolayısıyla sanki o dönemde
her şey vaktinde ödeniyormuş, bu dönemde ödenmiyormuş gibi intiba
yaratıyorlar. Bunu son derece yakışıksız buluyorum. Neyse sağlık olsun.
Bir de gece açıklaması. Orada da yerden yere vurulduk. Sanki biz gece
açıklaması yapacağız, ertesi gün küçük çıksın, ertesi gün, bir sonraki
gün zaman aşımına uğrayacak, haberi yapılmayacak. O salı günü saat 4, 4
buçuk gibi kendisiyle konuştuğumuz zaman kararını iletti. Üzüntülerimi
ilettim, saygı duyduğumu söyledim. O zaman yarın sen, ben, Semih Bey,
Maurizio istişare toplantısı yapalım, açıklayalım. ‘Ben de çalışma
arkadaşlarıma ifade etmem lazım.’ dedi. ‘Eş zamanlı yapalım.’ dedim.
Anlaştık. Akşam 9 sularında, ‘Sabahı beklemeyelim, arkadaşlarıma
aktarmaya başladım. Açıklamam budur.’ dedi. Hemen tercüme ettik. Sabah
yayınlamayı düşündüğümüz üzücü açıklamayı gece 11’de yayınlayabildik.
Bundan dolayı da yerden yere vurulduk ama madalyonun bir de diğer yüzü
var. Keşke Obradovic burada olsa. Keşke bizde kalmış olsa. Olmadı. Bu
hayatın içinde olan beklenmedik virajlar.
(20 milyon Euro’nun basketbol bütçesi için fazla olup olmadığı yönündeki
soru üzerine) Bu seviyede 30’dan 10’a inilemez. Nasıl futbolda 90’dan
50’ye bir seferde inemiyorsun. Bizim inancımız 20’yle de başarılı bir
takım yaratabileceğimiz. Maurizio Gherardini kaldı. O da başarımızın
temel direklerinden biridir. Hummalı bir çalışma yapıyor. Bu işi
kafasına koymuş. İleriye dönük olarak konuştuğumuz kişiler var.
Açıklamalarımız çok yakında olabilir. Šarūnas Jasikevičius gelecek vaat
eden hocalardan biri Avrupa’da. O olur, başkası olur ama kim olursa
olsun çok iyi bir isim olacak. Bazı oyuncularımız kontratı bittiği için
ayrıldı; Williams, Thomas, Nunnally gibi. Datome, Obradovic kadar olmasa
da yakın derecede sevilen biri. Tam bir karakter. Fenerbahçe’yi
benimsemiş, her şeyini veren, bir lider. Ama o da, ‘Anlayışla karşılayın
beni.’ dedi. 3 sene kontrat almış. Yaşı belli bir seviyede. Orada
yeniden bir yapılandırma yapılacak. Pandemi fırsattır. Biz, yine Final
Four hedefi olan bir takım olarak yapılanabileceğimize inanıyoruz
bilhassa son birkaç gündür aldığımız haberler çerçevesinde.
Her sezon gelen olur, giden olur. Bizim NBA’a kaptırdığımız başka
gençlerimiz de var. O yüzden ben isterdim ki ‘altyapı’ diyorsunuz,
‘genç’ oyuncu diyorsunuz da basketbolda da keşke birkaç tane olsa…
Aynı kalitede biri yok. Obradovic’e haksızlık, saygısızlık olur. Kim
gelirse gelsin ondan sonra işi kolay değil. Hocamızın ayrıldığı
kulüplerde hoca ayrıldıktan sonraki dönemlerde sıkıntılar yaşanmış,
inşallah biz o sıkıntıları yaşamayacağız. Basketbol altyapısından oyuncu
çıkma ihtimali kesinlikle var. Bizim DNAmızda genç yıldızlar
çıkarabilecek, her türlü meyveyi yaratabilecek unsur var. Sistemin buna
müsaade etmesi gerekiyor. Sadece erkek basketbolda değil; kadın
basketbolda da voleybolda da alttan gelen çok iyi oyuncular var ama
dediğim gibi biraz cesaret bulup onları oynatmamız lazım.
Bizler kurulurken genç bir cumhuriyetin sporu yayma sorumluluğuyla pek
çok spor branşında faaliyet gösterme yükümlülüğü verilmiş.
Kurulduğumuzdan beri de bu aynen devam ediyor. Üç büyük takım bilhassa
Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş buralara çok büyük yatırımlar
yaptılar. Bunları taşımakta sıkıntı çekiyor. Onlarda bizim gibi bütçeler
de yok erkek basketbolda. Üstüne üstelik büyük şirketlerin kurduğu
takımlarla da rekabet etmemiz bekleniyor. O rekabet eskiden çok kolaydı
ama şimdi o ara da açılıyor. Çünkü onların imkanları artık bizlerde yok.
2018 mayıs-haziranı devrimsel bir karar verildi. Bizim için devrimsel.
Stopaj ödemeleri 7 günde kulüplere iade ediliyordu ve bunları amatör
şubelerde kullanıyorduk. Bu çok rahatlattı. Bazı kulüplerin bütün
ihtiyaçlarını karşılıyordu. İyi işleyen sistem bozuldu. O da devlet
açısından baktığımız zaman hak da verebilirsiniz. Herkes bunları
amatörlere harcamıyor diye. Böyle bir sistemi kökünden değiştireceğinize
oraya denetimler konabilir, farklı mekanizmalar konabilir. Ona göre de
bu sistemin daha sağlıklı çalışması sağlanabilirdi. Yöneticiler de bu
parayı cebine atmıyor. Kulübün nakit ihtiyacını karşılamak için
gerektiği zaman buradan buraya koyuyor ama yerine telafi ediyor.
Dolayısıyla 2018 ile ilgili denetimden geçtik. 90 küsür milyonluk
iadenin harcamasında sadece 20-25 bin liralık yanlış harcama çıktı. 90
küsür milyonda 20-25 bin diyorum. Yeni yönetmelikte de ne olacağı çok
belli değil ama eskisi gibi olmayacağı belli ve şu an içinde
bulunduğumuz konjonktürde çok ihtiyacımız olan bir kaynak. İnşallah
devletimiz bu imkanı bizden almaz. Amatör şubeleri kapatamazsın. Tamamen
Türklere geçersin, tamamen gençlere geçersin, küme düşme riski alırsın.
Beinsports kendi ifadelerine göre burada daha uzun kalmak istiyorlar.
Yayıncı kuruluş konusunda Fenerbahçe’nin görüşünden daha önemlisi
kulüplerin görüşü nedir? Önemli olan o. Bugün toplantıda da görüşüldü.
Tabii ben Kulüpler Birliği’nin sözcüsü değilim. Başkanımız yapar,
federasyon sözcüsü yapar. Ben büyük resme bakayım. Sıkıntı var.
Olağanüstü dönemden geçiyoruz. Tüm işletmeler sıkıntı yaşıyor ama bir
sene geriye gidersek de bize bir indirimle geldiler. Daha doğrusu
federasyona geldiler; onlar da bize getirdi. Dolar seviyesinde aşağı
yukarı yüzde 13 indirim, kuru da 5.80’de sabitlemek tabii 5.80 üstüne
çıktıkça kaybımız arttı. Biz bunu bir seferlik indirim olarak
algılamıştık zamanında. Geldiğimiz noktada karşı tarafta bir seferlik
indirim olarak algılanmıyor. Fakat burada hepimiz aynı gemideyiz. Onlar
başarılı olacak ki Türk futbolunun iştahı devam edecek. Ödemeleri
vaktinde yapacak. Kulüpler o kaynakla doğru yatırımlar yapacak. Futbolu
daha renklendirecek, daha rekabetçi hale getirecek. Hepimiz o döngünün
içindeyiz. Fakat ciddi bir güven sorunu var. Benim düşüncem bu; Kulüpler
Birliği olarak söylemiyorum. Bizle yayıncı kuruluştan çok; federasyonla
ilgili bir güven sorunu olduğunu düşünüyorum. Biz sürecin istendiği
zaman, gerekli görüldüğümüz zaman içine çekiliyoruz. Yoksa genelde bu
sürecin dışındayız. Ne yazışmalar yapılıyor; toplantıda neler
konuşuluyor vs. Biz bütün resme hakim değiliz. Dolayısıyla zaman zaman
da yayıncı kuruluşa tepkilerimiz oluyor. Biz de ‘kulüpler olarak hukuken
muhatap olmasak dahi buradaki en önemli paydaşız ve bundan sonraki
bütün görüşmelerde, müzakerelerde bulunmalıyız’ dedik. Federasyon da sağ
olsun sıcak bakıyor. Bugün bir toplantı yapıldı. Birkaç gün daha
toplantılar yapılacak. Bir yere vardık mı? Hayır. Bana sorarsanız
yayıncı kuruluş da bu işten fayda sağlayacak bu pandemi döneminde. Bence
ortak yerlerde, statlarda seyirciler de az olacağı için satışları
artacak. Bunu da zaman gösterecek. Evet, nisan ve mayıs ayında sıkıntı
yaşadılar. Maçlar yoktu ama haziran ve temmuzda da normalde maçlar
olmazdı. Şimdi maçlar var. Bütünsel olarak bakmak gerekirse bu sezon
ödemeler açısından nasıl bitecek? Onlar da doğal olarak maçlar
oynandıkça ödeyebiliyor. Haklı çünkü ödeme yapar, maçlar oynanmaz.
Önümüzdeki sezonun netleşmesi lazım. Geçen sezon bir seferlik indirim
yaptık. Geçen senenin rakamları olması lazım. Bir de ileriye dönük
olarak daha büyük bir resim konuşabilmeliyiz. Üç ayrı konu var. Bizim de
sürecin içinde olmamız lazım çünkü dışında kaldıkça bir nebze karar
süreçlerinde ihtiyaç duyuldukça kullanılan bir konuma geldik. Biz bundan
çok rahatsızız. Mümkün olduğu kadar şeffaflık istiyoruz. Mümkün olduğu
kadar olup biteni bilmek istiyoruz. Geçen senede indirimler yüzde 13
falan diyoruz ya o bütün paketti. Biz paketin hepsini almıyoruz. Bizim
aldığımız porsiyona baktığımız zaman indirim daha da yüksek çıkıyor.
Öyle bir dönemde geçiyoruz ki yayıncı kuruluş gelirleri iniyor, kurlar
artıyor, stopaj iadelerimizin ne olacağı belli değil, vergi 20’den 40’a
çıktı. 20’de 40’a çıkması demek de 100 liralık oyuncunun 166 liraya denk
gelmesi demek. Bunda da devletimizden anlayış bekliyoruz. Kaldırmasın
ama bir nebze ertelesin çünkü hali hazırda kaotik olan finansal durumu
daha da kaotik hale getirecek. O yüzden futbolun sorunlarını bütünsel
olarak ele almamız gerek. O yüzden ‘çıkarlarımız ortak. Masanın
etrafında buluşup çözüm üretmeliyiz’ diyorum. İnşallah Bein konusunda
kazan-kazan-kazan olacak bir şekilde sonuçlandıracağız. Çünkü hatırı
sayılır yatırımlar yapıyorlar. Onların da bize ‘bunu fırsat olarak
kullanmıyor. Ciddi sıkıntıları var’ bunu göstermesi gerekiyor. O
sıkıntıların ne kadarını biz, ne kadarını onlar karşılayabilir? Pastayı
beraber büyütmeliyiz. Bein’e şu konuda yardımcı olmamız lazım. Korsan
yayın konusunda büyük kayıpları var. Kendileri gerekli mevzuatları
yapamıyor. Bizim kulüpler olarak onlara lobi yapmamız lazım. Fakat
haklarımızı korumamız gerektiği zamanda da yumruğu masaya
vurabilmeliyiz. Bunun için de sürecin içinde olmamız gerekiyor.
Nihat Özdemir ile toplantıda yapılan konuşmalar dışında konuşmadık.
Zaten Nihat Bey erken ayrılmak zorundaydı. Uçağı vardı. O yüzden 15-20
dakika erken ayrıldı ama kendisiyle merhabalaşmadık.
LİGLERİN 15-21 AĞUSTOS’TA BAŞLAMASINA 17 KULÜP SICAK BAKMIYOR
Liglerin başlamasına yönelik 15 Ağustos diye çılgın bir öneriyle
geldiler. Federasyon bu öneride bulundu. Bunun için gerekçeler de milli
maçlar ve yayıncı kuruluş. Yayıncı kuruluş sağ olsun esnek. Tercihim
Ağustos ayının son haftasında da olabilir ama Eylül de olabilir. 26
Temmuz’da inşallah lig bitecek. 15’inde ligi açtığın zaman oyuncu ne
zaman tatil yapacak? Takımlar ne zaman kampa girecek? Çok sakat bir
durum. Avrupa Kulüpler Birliği’nde ele alınan bir konu. Biliyorsunuz ki
bir oyuncunuzu milli takıma yollamazsanız 5 gün ceza yiyor. Bazı
kulüpler o 5 gün ceza yemeyi tercih ediyorlar. Çünkü sezon öncesi
kampında oyuncularını tutmak istiyorlar. Oyuncuların dinlenmelerini
istiyorlar. Şu anki durumda ne yazık ki milli maçların eylül penceresi
bir sıkıntı. Kulüpler için bir angarya. Federasyon için tabii ki önemli.
Çünkü Katar’a gitmek için iki tür yol var. Biri grubunda 1. ya da 2.
olmak veya burada alacağınız puanlar. Dolayısıyla onları da anlayışla
karşılıyorum ama sonuçta oyuncu sağlığı, kulüplerin yeni sezona doğru
hazırlanması ve yeni sezonun da diğer liglerde olduğu gibi eylül
ortasında başlaması bence çok çok daha önemli. 15 Ağustos- 21 Ağustos
tarihlerine biz kulüpler olarak sıcak bakmıyoruz. 17 kulüp sıcak
bakmıyor. Dolayısıyla bugüne kadar paydaş olarak ne kadar dinleniyoruz?
Bilmiyorum ama bu konuda dinleniyoruz. Federasyon açıklayacaktı. Onay
veren kulübün argümanları da mantıklı. O da sporcu sağlığı çerçevesinde.
Dur kalk dur kalk değil; buna 34 hafta yerine 42 haftalık sezon olarak
başlayıp devam edelimi savunuyorlar. Ama genele baktığınız zaman,
Avrupa’daki takvime baktığınız zaman bu takvim gerçekçi değil. Yayıncı
kuruluş doğal olarak hafta içi maç vermek istemiyor. O da haklı. Bir
şekilde orta yol bulunacak.
ŞAMPİYONLAR LİGİ FİNALİ’NİN ÜLKEMİZDEN ALINMASINA ÇOK ÜZÜLÜYORUM
Şampiyonlar Ligi’nin finalinin ülkemizden alınmasına çok üzülüyorum.
Önümüzdeki sene tek maç ve 80 bin taraftar geliyor diyelim. Bir gün
gelip gidecekler. İki üç gün gelip gidecekler. İki üç gün dünyanın gözü
bizde olacak. Ama şampiyonlar ligi tarihinde ilk defa ve belki de son
defa 8’li bir final yapılacak. 8 takım bir şehirde üç hafta boyunca
kalacak. Düşünebiliyor musunuz? Bu 8 takıma da Türk Hava Yolları özel
uçak yolluyor. Ülkemize getiriyor. THY için müthiş bir marka pazarlama
fırsatı. Bu takımlar İstanbul’un en güzel otellerinde iki-üç hafta
konaklıyorlar. Her gün otellerde yayınlar yapılıyor. Maç oynanmadığı
günde de medya kuruluşları yayın yapacak. İstanbul’u, Türkiye’yi
anlatacak. Dolayısıyla futbol açısından baktığımız zaman 8 takımın üç
hafta boyunca burada kalması, 1000, 1200, 1500 uluslararası medya
mensubunun gözünün tamamen Türkiye üzerinde olması mı daha faydalı?
Yoksa seneye 1 günlük maç; iki-üç gün ziyaret ve 80 bin kişi mi? Ben
bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Bunun bir zafermiş gibi bayram havasına
çevrilmesini de yine algı yönetimine bağlıyorum. Kaçmış büyük bir
fırsat olarak bakıyorum. Gelelim işin turizm tarafına. Biz ülke olarak,
ulus olarak, devlet ve millet olarak bu süreci Avrupa’da en iyi yöneten
ülkelerden biriyiz ya da başındayız.
Allah korusun olmadı ama şu rakamların iki misli bile olsa büyük resimde
çok iyi durumdayız. Finalin buradan alınarak başka bir yere verilmesi
ister istemez insanların kafasında ‘Türkiye’de sıkıntı devam mı ediyor?
Türkiye, turizm ve seyahat için güvenilir değil’ intibası da yaratır.
Turizmin bizim için ne kadar önemli olduğunu söylememe gerek de yok.
Şakşakçı bir ekiple bunu halkımıza büyük bir başarı ve zafer olarak
sunduk. anlamakta güçlük çekiyorum.
(De Colo, Vesely ve Sloukas kalıyor mu? sorusuna ilişkin) Kim bilir.
(Luiz Gustavo kalıyor mu?) Gelir çılgın bir rakam verirler ama öyle bir durum yok.
Bugün toplantıda şöyle bir ricada bulundum. Bizim federasyonun şöyle bir
tarzı var. Bir konuyu sızdırıyorlar, kamuoyunu yokluyorlar, altyapısını
yapıyorlar sonra açıklıyorlar. Biz harcama limitimizi bilmeden devre
arasında gazetede çıktı. Dedim ki ne olur, istişare edelim. Mutabık
kalalım sonra limitleri açıklayın. Devre arasındaki yaşadıklarımızı
yaşamak istemiyoruz. Sadece bankacı gözüyle değil, futbol gözüyle de ele
alınmalı. Geçen sene çok oyuncu alınıyor, 11 oyuncunun sözleşmesi
bitiyor. Basında çıkan haberlere bakıyorlar, olmayan miktarlar
biçiliyor. Bankacılar rakamlara bakınca haklı olarak ne yapılandırması
diyor. Bu harcama limit süreci, hem finansçı hem de futboldan anlayan
ortak yaklaşımla yapılmalı. Rakamları indirmeliyiz. Orta yolu bulmanın
harcama limitlerinin doğru işleyeceği, yapılandırmanın meyve vereceği
ortak yolu bulmak mümkün. Yapılandırma yeterli olmayacak, harcama limiti
şekli de doğru olmayacak. Ana parayı ödemeye başladığınız zaman
rakamlar negatif çıkacak. Bunu söylediğimiz zaman sonra bakarız.
Düğmeyi başında doğru ilikleyelim. Herkesin ihtiyacını karşılayabilecek
ve borcunu ödeyebileceği gerçekçi model yapalım. Faiz oranları kat ve
kat üstünde. Biz 18 kulüp federasyonumuza mart ayında yapısal
sıkıntıları önerilerimiz yolladık. Bir kulübün bir konuda farklı
düşüncesi vardı onu da not ettik. İnşallah orta yol buluruz.
Çok tartışılan bir konu. Son 10 senede yabancı konusu kaç kere değişti.
Bu modelle gidemeyiz ama bu oyuncu sayısını indirmek mi yoksa başka
kriterler getirmek mi bilmiyorum. Bugün federasyonumuzun yaptığı
çalışmayı ifade ettiler. Özel bir toplantı olduğu için detaylara girmek
istemiyorum. İnşallah sürecin içine bizi daha fazla skorlar ama önemli
olan sayıdan çok yaşlı yabancı oyuncu çöplüğü olmaması. 1-2 lira
alanların 4-5 lira olması. Özkaynağa itilmesi. İhracatçı olabilmemiz.
Yabancılar için nitelik getirebilir, altyapıdan oyuncu oynatma
mecburiyeti getirilebilir. Azaltılması Fenerbahçe’nin işine gelir.
Kontratı olan takımlar var. Ligin başlamasına 6-8 hafta kala yeni bir
sistem getirilmez. Kimseyi mağdur etmeden kademe kademe ilerlemeleri.
Hepimiz aynı gemideyiz, herkesin ihtiyacını karşılayacak model olması ve
doğru zamanlamada olması.
Şu anda 3 milyonun üzerinde alan oyuncu yok. Daha da aşağıya çekmemiz
lazım. KAP bildirimi belirli seviyenin üzerindeyse yapmak zorundasın.
Yapmak zorunda olduklarımızı yapıyoruz. Menajer ücretleri açıklanmış.
Geçen sene ‘Menajerler bunları söğüşlemiş’ diyorlardı. Rakamlar aşağı
yukarı belli noktaya gelmiş.
(Ersun Yanal’la ilgili bir soru üzerine) Ersun hocaya selamlar, eminim
denizlere açılmıştır. Hoca iyi bir Fenerbahçeli. Ne gelirken ne giderken
para konuştu. Önüne ne koyduysak imzaladı. Dikkat edin; ender rastlanan
bir olaydı. Ayrıldıktan sonra tek kelime etmedi. Büyük hedeflerimiz
vardı. İnsan olarak mükemmel bir insan. Kendi istifa etti, biz onu
görevden almadık. Sağolsun kamptan ayrılsın istemedik. O da kabul etti.
Son maçına çıksın istedik. Ondan dolayı da tenkit edildik. Olmadı,
beraber başaramadık. Hizmetleri için teşekkür ediyorum.
(Emre Belözoğlu’ndan beklentiniz nedir sorusuna) Sportif Direktör
konumuna yakın bir görevde olacaksa veya sportif direktör olacaksa
normal bir sportif direktörden ne bekliyorsanız onu. Özelikle altyapıda
ki onun çok inandığı müessese, onu. Maliyetlerin düşürülmesinde çok
önemli rolü var. Transferler ve pazarlıkları. Teknoloji, Fenerlab’ı
getirdi. Bizde olmayan sistemleri getirdi. Sakatlıkları önceden mesela
Falette büyük sakatlık riski olur diye oynamadık. Fark ve ruh getirmesi.
Samandıra’yı daha iyi çekip çevirmesi. Futbol akıllarımızın da biri
olması. Bunları yaparken futbolcu olmadığını bilmesi. Bambaşka kulvara
girdiğini ona göre değişik beceri ce yetenekleri, sakinliğe ulaşması
gerektiğini bilmesi gerekir.
Bir tek aptallarla ölüler değişmiyor. Emre’nin saha dışında nasıl biri
olduğunu söylememe gerek yok. Geçen sezon sahada son derece
kontrollüydü.Bir iki maç yaşananlar dışında. Lider ve kaptan gibi duruş
sergiledi. Ben inanıyorum ki yeni görevinde aynı değişimi yapacaktır.
Altay’a çok güveniyor, beğeniyor ve önünün çok açık olduğunu düşünüyorum.
(Yönetim Kurulu ile ilgili soru üzerine) Prensip olarak bu konuya cevap
vermeyecektim bugün. Serdar Ali Çelikler’in çok yakışıksız, terbiye
sınırını aşacak benzetmeleri olduğu için. Bu karara sağdık kalacağım.
Yönetim Kurulunda bu kadar çok fedakarlık yapan bu kadar çok mesai
harcayan kendi alanlarında belirli bir konumda olan insanların
yaptıklarını belki biz fazla parlatmıyoruz ama tarzımız olmadığı için
ama herkes elinden geleni yapıyor. Bunun bir eğitimi yok. Daha işler
yapabiliriz. Herkes elinden en iyisini yapmaya çalışıyor.
SOSYAL MEDYADA BİZE SALDIRMAK DIŞINDA SPORLA İLGİSİ OLMAYAN HESAPLAR VAR
Biz TT olduğumuzda organik oluyoruz. Samimi ve gerçek
insanların. Dijital dünya bambaşka bir dünya. Cumhurbaşkanımızı bizi
ziyaret ettikten sonra 27 kere kasım başı ekim sonu 10 ocak arası üç
dört günde bir beni, bilhassa beni ve yönetimi kötü anlamda Trend Topic
yaptılar. Bunu inceledik, incelettik. Çok iyi Fenerbahçeli şirketler
var. Üç aşağı beş yukarı trol hesapları biliyoruz. Dijital dünyanın
olumsuz yanları. Enteresan verilere ulaştık. Fenerbahçe'ye, Ali Koç ve
yönetime, gördük ki bize saldıran hesapların yüzde 50'sine yakını biz
seçildikten sonra açılmış. Bunların yüzde 25’i 2019’un sonlarına doğru
açılmış. Bu kişilerin değişik sosyal medya aktivitelerinden,
ideolojisinden, hangi takımı takip etmesi incelendi. Mesela bir grup var
bize saldırmak dışında sporla hiçbir aktiviteleri yok. Bir ekip var,
Fenerbahçe aktivitesi sosyal medyada takip edenler yorum yapanlar
paylaşanlar diğer takımlara göre açık ara önde. Fenerbahçe'ye en çok
negatif yorum yapan, sistematik bir şekilde özellikle bir takım ama
diğer takım taraftarları diyelim. Fenerbahçelilerde o davranışı
görmüyorsun. Negatif yorumları biraz daha analiz ettiğiniz zaman burada
gerçek samimi, bizim başarıları olmamızı istiyor, saygı çerçevesinde
eleştiriler, biz onları kaale almak istiyoruz. İki tane şeyimiz var.
Niye saldırıya uğruyoruz? Bir de gerçek Fenerbahçe taraftarı benim
mahçup olduğum, mutlu etmek istediğim Fenerbahçe'nin gerçek sahibi olan
taraftarların düşünceleri bizim için çok önemli. Sosyal medyadan kulüp
yönetiyor olsaydık çok farklı şeyler yapmamız gerekirdi. Hayret
ettiğimiz nokta, Fenerbahçe'ye saldırı bir ise Ali Koç ve yönetime
saldırı 2-3. Futbolla alakası olmayan hesaplardan saldırı çok. Belli bir
ideolojik görüştün saldırı var bir de diğer takımların taraftarlarından
saldırı var. Bu enteresan. İyi analiz etmeye çalışıyoruz. Geçen bir gün
gazete manşet attı. ‘Yanlış Koç gitti’ diye. Galatasaray maçından sonra
uğradığımız saldırı şahsen. Kötülerin çok öne çıkartılması. 33 bin koli
futbolcularımız bağışlıyor. Bir medya gurubunun gazetesinde pandemi
sürecinde kulüplerin yardımı diye listelemiş. Fenerbahçe’nin adı yok.
Ben size onlarca örnek verebilirim. Başka hangi takımın yöneticilerine
saldırılıyor, isimlerine saldırılıyor.
(Kulübe yaptığı maddi destekle ilgili soru için) Bence buranın malzemesi değil.
VAR sistemini çok önemsiyorum. Bebeklik aşamasında, çocukluk aşamasında,
sıkıntılar giderilebilir. Sonuçta VAR'ın içinde insan var. Bence VAR,
Türkiye'de iyi kullanılamıyor. Bir standart yakalanamadı. Ve ne yazık ki
VAR’la hiç olmazsa futbola güven duygusunun artması gerekirken daha
fazla azalıyorsa, suç VAR’dadır demiyorum bütün sistem ama VAR’a sahip
çıkmalıyız. Yararlı olduğunu düşünüyorum.
(Mesut Özil sorusu üzerine) Acun çıkardı galiba. Ona sormak lazım. Mesut
Özil’e ne bizim paramız yeter… Çok iyi Fenerbahçeli’yse, sembolik bir
rakama gelecekse o zaman bakarız. Bugüne kadar hiç Mesut Özil
girişimimiz olmadı. Mesut Özil yanılmıyorsam 12 milyon Euro net para
alıyor. Hadi indirim yaptı, 6 aldı. Hadi oradan da indirim yaptı 4 aldı.
Artık bu paralar Türkiye’de yok.
(Nuri Şahin sorusu üzerine) Şu an bana gelmiş bir öneri yok.
(Adidas’la forma anlaşması) Bu sene son senemiz Adidas’la. Dolayısıyla
her kulübün yaptığı gibi son senesi olan kulüp olarak diğer üreticilerle
de konuşuyoruz. Teklifler var. Temmuz ayı içerisinde nihai kararımızı
vereceğiz.
(En çok üzüldüğünüz maç, Galatasaray’a kaybetmek miydi?). Evet. En çok o
mu üzdü diye baktığınız zaman üzüldüğümüz başka maçlar da oldu. O hafta
zor bir haftaydı.
(Taraftar Ali Koç, Başkan Ali Koç’u nasıl buluyor?) Taraftar Ali olarak
Başkan Ali Koç’un iyi niyetinden hiçbir şüphem yok. Seviyorum.
Hatalarından da ders aldığına inanıyorum.
7 sene değil, 5 senede olsa 4 sene de olsa, üstümüzdeki baskı yüksek.
Şampiyonlukla ilgili hiçbir zaman mesaj vermiyorum. Şampiyonluğa
ulaşabilecek ve son viraja kadar mücadele edebilecek kadro yu son iki
sezona göre daha iyi kuracağımıza şüphem yok. Daha iyi bir sinerji
yakalayacağımızdan şüphem yok. Bahsettiğiniz 6 senenin 2 senesinden ben
mesulüm. Öyle bir yansıtılıyor ki, hepsinden mesulmüşüz gibi. İnşallah
seneye bu zamanlarda başka şeyler konuşuyor oluruz.
Ağustos sonuna doğru Mali Genel Kurulumuz olacak. Her yıl yaptığımız.
Burada mali konulara girmemeye özen gösterdim. Çünkü her şeyi
anlatacağız. Bazı kesimler şöyle bir hava yaratmaya çalışıyor. Bunlar ne
muhasebe anlayan insanlar, ne de Fenerbahçe’nin borcunun ne olduğu
umurunda olan insanlar değil. Bunların derdi sistematik bir merkezden
yönetilerek, bizi taca atmak. Söylemediğimiz çok şey var. Bunu da bir
konuşsam ne konuşurum anlamında söylemiyorum ama kol kırılsın yen içinde
kalsın şeyi bitti. Biz bu kadar sıkıntı yaşarken, bu kadar üstümüze
gelinirken, bazı kesimlerin son derece keyif alır şekilde toplantılar
düzenleyip, kendilerine göre çabalar sarf edip, bir eylem içinde
olurlarsa, olurlarsa değil, oluyorlar; onlara da hak ettikleri cevabı
vermenin zamanı geldi. İşine geldiği zaman öyle, işine geldiği zaman
böyle. Kim Fenerbahçe için ne yapmış, daha iyi anlatmanın zamanı geldi. O
yüzden onu da burada söylemek istiyorum. Fenerbahçe’nin borcu nedir, ne
değildir. Ne kadarı banka borcu ne kadarı, toplam borç. Tekrar
anlatmamız gerekiyor. Yinze bazı açıklamalarımız başka yerlere
çekiyorlar. Sağlık olsun. Dimdik ayaktayız. Sonuna kadar mücadeleyi
vereceğiz. İstenmediğimizi hissettiğimiz anda inanın bir dakika dahi
durmayız.
(Taraftar Ali Koç, Başkan Ali Koç’a ne sorardı?) Bu futbolun kokuşmuş
düzenin sürdürülemeyeceğini ve bir dönüşümün mecbur olduğunu, bu
dönüşümde de medyanın nasıl bir rol oynaması gerektiğini sorardım. Sizin
mesleğiniz hem güzel hem de zor bir meslek. Yaptığınız hataların
genellikle hiçbir şekilde –senin başına gelmiş, işten ayrılma, o da hata
değil doğruyu söylediğin için- bir şeye yanlış bilgi vermek, ithamda
bulunmanın bir bedeli yok. Ama nasıl biz şirketler kazandıklarımızın bir
kısmını sosyal sorumluluğa harcıyoruz. Oraya hem maddi hem manevi mesai
harcıyoruz. Bence spor medyası bilhassa önde gelenleri büyük resmi
nasıl düzeltirize mesai harcaması bence doğru olur.
25 EYLÜL 2026 CUMA 11:30 Formula 1 Azerbaycan GP Antrenman Turları - 3 ...
!doctype>
Copyright (DMCA)
Sitede yer alan tv yayın ve/veya logolarının içeriğinden Sportrendy sorumlu değildir ve hakları kendilerine aittir. Sportrendy embed teknolojisini kullanarak kendi resmi sitelerinden yayın yapan tv kanallarını biraraya toplamak için kurulmuştur. Tüm hakları kendilerine aittir. Kaldırmamızı talep ettiğiniz yayın ve/veya logo`yu İLETİŞİM kısmından irtibata geçerek bildirebilirsiniz. En geç 3 gün içinde değerlendirilip gereken işlem yapılacaktır.
ABD, Kanada ve Meksika'nın ortak düzenlediği 2026 FIFA Dünya Kupası finalinde İspanya ile Arjantin karşı karşıya geldi. İspanya, 2026 FIFA Dünya Kupası finalinde normal süresi golsüz eşitlikle sona eren maçta Arjantin'i uzatmalarda bulduğu golle 1-0 mağlup ederek 16 yıl sonra yeniden dünya şampiyonu oldu. İşte Dünya Kupası maç sonuçları ve maç özetleri...
Dünyanın en çok izlenen liglerinde 2026-2027 sezonunun başlamasına sayılı haftalar kaldı. Sezon öncesinde sporseverlerin cevabını en çok merak ettiği soruların başında ise "Hangi Lig Hangi Kanalda?", sorusu geliyor. Makalemizde; UEFA Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi, Euroleague, Formula 1, NBA, İngiltere Premier Lig, İspanya La Liga gibi majör organizasyonların da dahil olduğu tüm liglerin Türkiye yayıncılarına mercek tutuyoruz...
Günlük egzersiz performansınızı artırmak, kas ağrılarını azaltmak ve sağlıklı beslenme düzeninizi desteklemek istiyorsanız, aromaterapi ve doğal yağlarla fitness dünyasını birleştiren bu kapsamlı rehber tam size göre!