TV İZLE

Canlı TV'ler burada...

Aromaterapi, Fitness ve Beslenme: Doğal Yağlarla Bütüncül Sağlık Rehberi

Günlük egzersiz performansınızı artırmak, kas ağrılarını azaltmak ve sağlıklı beslenme düzeninizi desteklemek istiyorsanız, aromaterapi ve doğal yağlarla fitness dünyasını birleştiren bu kapsamlı rehber tam size göre!

BYD HAN | Test Sürüşü

BYD HAN 3.9s | Avrupalı Premium otomobillere kafa tutar mı?

En Seksi Voleybol Frikikleri

Birbirinden seksi voleybolcular plajda ve salonlarda ter dökerken zaman zaman da verdikleri frikiklerle yürek hoplatıyorlar…

TV’de Spor Ekranı

TV’de Spor Ekranı ile TV'de canlı spor yayınları ve canlı maçlar hangi kanalda öğrenin.

UEFA Şampiyonlar Ligi Maç Özetleri

2024-2025 UEFA Şampiyonlar Ligi Maç Özetleri TRT farkı ile burada...

Vodafone Sultanlar Ligi'nde biten transferler (2026-2027 sezonu)

Vodafone Sultanlar Ligi ekipleri, 2026-2027 sezonu öncesi kadrolarına takviye yapıyor. İşte şu ana kadar biten transferler...

UEFA Konferans Ligi Maç Özetleri

UEFA Konferans Ligi Maç Özetleri​ TRT farkı ile burada ...

UEFA Avrupa Ligi Maç Özetleri

UEFA Avrupa Ligi​ Maç Özetleri TRT farkı ile burada...

sohbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sohbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2021 Salı

Futbolu matematikle birleştiren yenilgisiz şampiyon: Serkan Özbalta

Manisa FK Teknik Direktörü Serkan Özbalta, bu sezon gelen yenilgisiz şampiyonluğu ve futbola dair bakış açısını TRT Spor'a anlattı.

Misli.com 2. Lig Beyaz Grup'ta sezonu yenilgisiz şampiyon olarak tamamlayan Manisa Futbol Kulübü şüphesiz sezonun en dikkat çeken takımlarından. Bu başarının mimarlarından birisi de teknik direktör Serkan Özbalta. Teknik direktörlükte henüz 3. sezonunu yaşayan 42 yaşındaki futbol adamı şimdiden iki şampiyonluk yaşadı. Oynattığı pozitif futbolla herkesin beğenisini kazanan Serkan Özbalta ile şampiyonluk ve futbol felsefesi üzerine konuştuk.

"Uykularımda bile oyun içi kombinasyonlarını geliştirmeye çalışıyorum"

İlk sorumu kısa tutuyorum çünkü duygularınızı merak ediyorum... Şampiyonsunuz... Gözyaşlarınız aktı mı ya da içinizden derin bir 'Oh be..' çektiniz mi?

Bu kariyerimdeki ikinci şampiyonluğum fakat ikisinde de henüz gözyaşı akmadı. Belki dolu dolu gözyaşı dökeceğim şampiyonluklar da olacaktır ama evet, çok derin bir ohh çektiğimiz söyleyebilirim...

Hocam teknik direktörlük kariyerinize bakınca tüm kulvarlarda 125 maçınız var ve sadece 21 defa mağlup olmuşsunuz. Manisa F.K'da da hiç yenilgi almadan şampiyonluğu garantilediniz. Bu noktaya gelirken neler yaşadınız?

Başarmayı isteyen her insan gibi çok ciddi mesai harcıyorum. Bazen uykularımda bile oyun içi kombinasyonlarını geliştirmeye çalışıyorum. Birkaç stratejik maç haricinde mağlup olmama adına değil de hep kazanma adına üretmeye çaba gösteriyorum. Bu çıkan istatistik belki bunun bir ürünüdür.

Keçiören'deki ilk sezonunuzda sanırım son 30 haftada sadece 2 yenilgi almıştınız ve toplam 4 yenilgi ile şampiyon olmuştunuz. Yediğiniz gol sayısı ise 24'tü. Manisa'da ise şampiyonluğunuzu ilan ettiğinizde hiç yenilginiz yoktu ve 22 gol yediniz. Oyunun savunma yönüyle ilgili hangi konular önemli ve kendinizi bu konuda nasıl geliştiriyorsunuz?

Evet, Keçiören'de ilk 5 maç 2 mağlubiyet sonrası 30 maç 2 yenilgi... Zihnimde çok detaylı kazınmış savunma anlayışlarım var fakat bir iki temel maddeye dökersek; oyuncularım pozisyonlarını kaybettiklerinde her atağın gol olmayacağını bilerek sadece 'sade ve soğukkanlı' bir biçimde o an takıma hangi katkıyı vermeleri gerekiyorsa onu yapmalarını istiyorum. Yani paniklemeden yapılması gereken için uygun pozisyonu almak benim için birinci planda...

"Hücum drilleri üzerinde çok mesai harcıyorum, çok kağıt çöpe gidiyor"

Az gol yiyen ve yenilmeyen bir takımsınız ancak bunun yanında da ligin en çok gol atan takımları da sizinkiler... Yani iyi hücum planlarınız olması lazım. Bu aradaki dengeyi nasıl sağlıyorsunuz, nelere dikkat ediyorsunuz?

Bu hoşuma giden bir soru... Hücum drilleri üzerinde çok mesai harcıyorum, çok kağıt çöpe gidiyor. Sonunda inandığım, rakip takımı alt edebileceğim, maçlarda rakip oyuncuların her temasını, ayak uzatışını, algısını ölçüp, onları tuzağa düşürebileceğim varyasyonlar üretiyorum. Sezon boyunca bu çalışmalardan yüzde 70 civarı verimsel bir istatistik çıkıyor. Oyuncular kendi zihinsel hızlarını azamiye çıkarıyorlar. Bu sayede 'öne gitmek kolaydır, geri koşmak zordur, acı verir' klişesi de ortadan kalkıyor ve biraz sonra yine dolu dolu hücum yapacağını bilen oyunculara rakip takımın atağını kesmek için heyecan ve zevk veriyor.

Hem yönetimi, hem imkanları, hem de sizin sağladığınız etkiyle müthiş bir Manisa F.K izledik. İlk teklif aldığınız günden, şampiyonluğu ilan ettiğiniz güne kadar geçen süreci özetlerseniz nasıldı sizin için?

Sezon başı Süper Lig ve 1. Lig kulüplerinden teklifler vardı. İki yılda yakalanan, temellerini attığım, gelişimlerini sağladığım mütevazı bir kadroyla normal olarak kimsenin şans tanımadığı ve sağlam bir gruptan çıktım. Yine 1. Lig'de ilk yılında düşer denilen takımla ciddi işler yaptıktan sonra fakat biraz da ülkemizdeki konjonktürden dolayı üzülerek söylüyorum bunu, tekliflere ikna olamadım. O dönemde Manisa F.K'nın ve benim hayallerimin paralel olduğunu gördüm. Bir yıl önce 1. Lig'deki başarıdan sonra tekrar bir alt lige dönmek benim için hayli riskliydi ama bu teklif beni yeni bir meydan okuma adına çok umutlandırdı.

"Canlılara baktığımızda hepsinin belli bir açıda hareket kabiliyetleri olduğunu görüyoruz"

Attığınız gollere bakınca %45'inin 61-90. dakikalara arasında olduğunu görüyoruz. Bu bir strateji miydi yoksa rakipler mi sizi buna itiyordu? Belki de fiziksel olarak iyi bir takıma sahip olduğunuzu da düşünmemiz gerekebilir bundan...

Aslında bu sorunun cevabını siz birkaç maddede çok güzel özetlemişsiniz. Rakipler oyun gücünün farkında ve daha temkinli, savunma ağırlıklı oynuyor. Biz ise aynı oyunumuzu saha içinde sabırla sürdürüyoruz. Saha içinde dizilişlerimizi oyun sırasında bazen oyuncu değişikliği yapmadan değiştiriyoruz. Bu da rakibin alışagelmiş savunma algısını ortadan kaldırıyor.

Hocam bir röportajınızda "Kainattaki her şeyin bir açısı var, bir matematiği var." demişsiniz. Daha önce sizinle yaptığımız röportajda da "Futbolda somut sayıların verimliliğine inanıyorum." sözleriniz çok dikkat çekmişti. Bunu biraz uzun konuşmak istiyorum. Sayılarda ve matematikte sizi bu kadar çeken şeyler neler?

Sizin de dediğiniz gibi bu biraz uzun konuşulması gereken bir konu... Matematikte sınırsız kombinasyonlar var. Bütün canlılara baktığımızda hepsinin belli bir açıda hareket kabiliyetleri olduğunu görüyoruz. Çok detaylı bakıldığında kusursuzlar... Onların bu hareket çeşitliliğini oyun içindeki sporcuların kendine özgü özellikleri ile temel taktik disiplin içinde sınırsız özgün bırakabilme, her birinin en iyi yaptığı şeyi alıp bir diğeri ile tanımlayabilme matematik gerektiriyor. Ayrıca bunların hepsini güzel bir koreografi ile drillere dökebilme ve oyuncunun iyi yaptığı işleri kusursuz bir şekilde otomatik hale getirebilmek için gerekli olan saha içi parselasyonu, açısı, hızı ve algısı da ciddi bir cebir istiyor.

Manisa FK bu sezon topa sahip olan bir oyun sergiledi. Bu da rakiplerin daha derinde savunma yapmasına neden oldu. Sizin maçlarınızı izlediğimizde beklerin sahayı genişlettiğini, rakip yarı sahaya yerleştiğinizi ve boşluk bulabilmek için sabırla top çevirdiğinizi görüyoruz. Bu açıdan kendinizi benzettiğiniz bir takım ya da teknik adam var mı? Ben sizde biraz İtalyan takımları havası seziyorum; Atalanta, Sassuolo gibi...

Oyuncularımdan gerekirse çizgilerin dışına çıkmalarını istiyorum. Sahaların daha büyük olmasını istediğim gibi :). Oyun rakibi yaslamaya zorluyor, sıkı savunmalarla karşılaşıyoruz. Aslında top çevirme olayını istemiyorum fakat bunun yanında doğru derinlikler bulunmadan da top kaybı istemiyorum. Rakibi cesaretlendirmeme adına bu karışımdan çıkan bir sonuç bu. Atalanta takımında da zengin oyun içerikli tempoyu ayrıca seviyorum.

"Oyuncularla iyi iletişim kurmazsanız söyledikleriniz kağıt üzerinde kalır"

Son dönemde ‘topa sahip olma' ya da 'topu rakibe bırakma' gibi tartışmalar yaşanıyor. Topla oynama yüzdeleri futbol programlarının en çok dikkat ettiği istatistiklerden biri oldu. Sizin bu konu hakkındaki düşünceleriniz neler?

Bu biraz da bu işte bilgi birikimi donanımı yeterli olan, bu meslekteki her insanın konuyu ele alma şekliyle alakalı. Biraz da gerçekçi olmak gerekirse bazen teknik adamların, rakibin daha güçlü organizasyonlara sahip olduğunu gördüğünde tercih ettiği ve biraz da süslediği bir düşünce tarzı. Bu maç, konum, an, hafta itibariyle sizlerin analiziyle çözümlenebilecek bir durum olabilir.

Ekşi sözlükte sizin için şöyle bir yorum var: "Ne yaptığını, ne oynattığını biliyor. Belli ki sistem adamı..." Aslında çok doğru. Peki biz Serkan Özbalta'yı bilmeyen birine anlatacak olsak; sizin futbola bakışınızı hangi cümlelerle anlatmalıyız?

Teknik anlamda oyunu sahaya geniş bir şekilde kurgulayıp, ofansif bir matematikle beraber oyun hızını maksimuma çıkarmayı hedefleyen bir teknik adam diyebiliriz. Tabiki ne yaptığını bilmeden, bir sistemi oluşturabilmek için oyuncu ile iyi bir iletişim kurmadan ve bu işe dair bir inanç oluşturmadan söylediklerimiz kağıt üzerinde sadece bir metin olarak kalır.

Hocam Nagelsmann, 25 milyon Euro gibi rekor bir bedelle Leipzig'den Bayern Münih'e gitti. Artık teknik direktörlerin de transfer olduğunu görüyoruz. Sizinle de ilgilenen hem yurt içi hem yurt dışından takımlar olduğunu duyuyoruz. Kendinizi önümüzdeki yıllarda nerede hayal ediyorsunuz? Avrupa'da sizi görebilir miyiz?

Henüz ilk yıllarını yaşadığım teknik adamlık hayatımın daha sindirilebilir, daha sağlıklı ve akılda kalıcı şekilde iz bırakması; bunu başarırken de kendime özgü karakteristik, özgüvenli, önlem alınamayan, çok tempolu oyunu en üst seviyede oynatmak istiyorum. Her seviye için hazırlıklı olmaya çalışıyorum.

Kaynak: Serkan Akkoyun / TRT SPOR

2 Mart 2021 Salı

Dinamo Moskova'da bir Türk teknik adam: Volkan Bulut

Dinamo Moskova'da Sandro Schwarz'ın yardımcıları arasında yer alan Almanya doğumlu Türk teknik adam Volkan Bulut, TRT SPOR yorumcusu Serkan Akkoyun'a konuştu.

Rusya'nın köklü kulüplerinden Dinamo Moskova'nın teknik heyetinde bir Türk antrenör yer alıyor: Volkan Bulut.

Almanya'da, Hannover'de doğup büyüyen ve sakatlığı nedeniyle futbolu genç yaşta bırakmak zorunda kalan Volkan Bulut amatör ligde başladığı teknik adamlığını 5 sene içerisinde Bundesliga'ya taşıdı. Paderborn, Schalke, Hannover gibi takımlarda çalışan Volkan Bulut şimdilerde Sandro Schwarz'ın yardımcısı olarak Dinamo Moskova'nın başarısı için ter döküyor. Volkan Bulut'un kişisel hedefleri arasında ise 'asla unutmadığım ülkem' dediği Türkiye'de çalışmak yer alıyor.

Bize kendinizden ve kariyerinizden bahsedebilir misiniz?

"Almanya‘da 4. Ligi'nde yaklaşık 200 maç oynadıktan sonra 26 yaşında dizimden yaşadığım sakatlık nedeniyle futbolu erken bırakmak zorunda kaldım. Bu da antrenörlüğe tabii ki çok genç yaşta başlamama vesile oldu. 2 yıl amatör bir Türk takımını (FC Can Mozaik) çalıştırdıktan sonra, dördüncü lig takımı olan Havelse'nin yeni hocası Andre Breitenreiter'den yardımcı hocalık teklifi aldim. Böylece profesyonelliğe dogru önemli bir adım atmış oldum."

Kariyerinizin büyük bölümünde Andre Breitenreiter ile çalıştığınızı görüyoruz...

"İkimiz de Hannover‘de doğup büyüdüğümüz için futbolda ve sosyal faaliyetlerde bir araya geliyorduk. Ve bir gün hoca olursa beni yardımcısı olarak istediğini söylemişti. Benim antrenörlük eğitimimde ve gelişmemde büyük katkısı oldu. bana birçok kapı açtı kendisi..."

Amatör takımdayken Paderborn'un başına geçtiniz ekip olarak ve önce 2. Bundesliga'da çalıştınız ve ardından Bundesliga'ya yükseldiniz. O yıllarda neler yaşadınız?

"Her şey çok çabuk gerçekleşti ve bir rüya gibiyidi. Başkan bize 'Takımı bir şekilde 2. Lig'de tutun, yeter' derken, biz ligin en düşük bütçesine sahip olan Paderborn'u Bundesliga'ya çıkardık. Bundesliga'da sezonun son haftasına kadar takımı ligde tutmaya çalıştık ama çıktıktan sonra bütçe nedeniyle transfer yapamadığımız için çok genç, yetenekli ama tecrübesiz bir kadroyla ligde kalmayı başaramadık. Ona rağmen çok tempolu ve ofansif ağırlıklı futbol oynattığımız ve büyük takımların da başını ağrıttığımız dikkat çekti. Bu nedenlerle büyük kulüplerden teklifler gelmeye başladı. Sezon bittikten sonra Bundesliga‘nin o zaman önde gelen takımlarından biri olan FC Schalke 04´ten teklif aldık ve 2 yıllık sözleşme imzalayıp takımın başına geçtik."

Bundesliga'daki ilk sezonunuzda Guardiola'nın Bayern Münih takımı ve Klopp'un Dortmund takımlarına karşı mücadele ettiniz. Maçlarda nasıl bir hava vardı?

"Maçtan önce çok normal bir atmosfer vardı. 'Ben büyük, siz de küçük hocasınız' havası hiç oluşmadı. Gayet saygılı ve seviyeli karşılaşmalar oldu.
Yedek kulübesindeki duruşları ve takıma katkıları beni tabii ki çok etkiledi."

Son dönemde Alman teknik adamlar çok başarılı. Özellikle Almanya'daki antrenör eğitimi çok meşhur. Siz nasıl bir eğitim aldınız ve Almanya'daki antrenör eğitimi neden bu kadar kaliteli?

"Almanya‘da eğitim alıp en yüksek lisansımı da Almanya‘da elde edebildiğim için çok şansliyim. 10 aylık bir süreç içinde futbolun sadece teknik ve taktiksel anlamda bir oyun olmadığını, bunun ötesinde psikolojinin ve oyuncularla, teknik kadroyla, başkan, menajer, yönetim, sponsorlar, medya ve tarftarlarla diyaloğun ve işbirliğin içerisinde olmanın ne kadar önemli olduğunu öğreniyorsunuz. Ondan öte paneller düzenleniyor ve dünya çapında en başarılı hocalar gelip yaşadıklarını, tecrübelerini yansıtıp bize çok büyük katkıda bulunuyorlar. Mesela Christoph Daum gelip, Besiktaş ve Fenerbahçe gibi kulüplerde ne şekilde çalıştığını detaylı bir şekilde anlatmıştı ve biz de böylece yine bir şeyler öğrenmiş olduk."

Nasıl bir futbol sistemi tercih ediyorsunuz? Bir gün bir takımın başına geçtiğinizde nasıl bir futbol oynatırsınız?

"Genel olarak 4-3-3 ve 3-5-2 formasyonlarına dayalı sistemleri tercih ediyorum. Ama hocalık felsefemde takımın ve oyuncuların bireysel kalitesini görerek kendimi adapte etmek ve takıma en iyi şekilde yakışan sistemi oynatmak vardır. Benim anlayışıma göre her hocanın üstünde yürüdüğü bir çizginin olması ama bu çizginin de oldukça kalın olmasi gerekir. Tabii ki takımımı ofansif ve yüksek pres yaparak oynatmak isterim. Ama atak bölgesinde çok hızlı oyuncularım varsa biraz geriye çekilip, kontrolü rakibe verip, topu kazandıktan sonra en çabuk şekilde şans yaratıp skor elde etmek de olabilir. 3 puanı yakalamak ve takımı en iyi şekilde geliştirmek için bir hocanın her yolu denemesi gerekir ve felsefesinde, planında daima bu alternatifler olmalıdır."

Dinamo Moskova'ya transferiniz nasıl gerçekleşti?

"Almanya’da tanınan teknik direktör Sandro Schwarz ile beraber çalışmaya başladıktan birkaç hafta sonra Moskova‘dan teklif geldi. Moskova‘nın Sportif Direktörü Zjelko Buvac ve Schwarz, Mainz`da yardımcı antrenör ve oyuncu ilişkisi nedeniyle tanışıyorlardı. Birkaç telefon görüşmesinden sonra anlaşma gerçekleşti ve 2020‘nin onuncu ayında sözleşme imzaladik."

Zelko Buvac, Sportif Direktörünüz. Kendisini Dortmund'dan tanıyoruz. Sizi de göreve getiren o. Nasıl bir diyaloğunuz var Buvac'la?

"Diyaloğumuz cok iyi. Kendisi bizimle çok zaman geçiriyor ve takımla ilgili konularda daima oturup, konuşup tartışıyoruz. 17 yıl boyunca en üst düzeyde, Dortmund ve Liverpool gibi takımlarda benim olduğum pozisyonda yardımcı antrenörlük yapmış ve çok büyük başarılar elde etmiş bir sportif direktörden söz ediyoruz. Onunla beraber çalışıp, tecrübesi ve kalitesinden faydalanıp kendimi her geçen gün daha da çabuk geliştirmek istiyorum. Bu durum öz güvenimi yükseltmek için çok büyük bir fırsat."

24.8 yaş ortalamasına sahip bir takımınız var. Bu sezon hedefleriniz neler?

"Dinamo Moskova gibi bir camianın hedefleri her zaman yüksektir. Takımımızın yaş ortalaması tabii ki düşük. Ama buna rağmen çok yetenekli ve kalitesi yüksek olan futbolcularımız var. Oyun felsefemizi en çabuk şekilde takıma adapte edip sezonu en iyi şekilde bitirmek istiyoruz. İlk sezonumuzda Avrupa Kupaları’na katılma şansını elde edebilirsek veya Rusya Kupası‘nı kazanabilirsek çok büyük bir başarı elde etmiş olacağız."

Ezeli rakiplerinizden Spartak Moskova'nın başında da Almanya'da yetişen bir antrenör olan Domenico Tedesco bulunuyor. Rusya'da bir 'Almanya rekabeti' yaşıyor musunuz?

"Dinamo ve Spartak zaten ezeli rakipler. Galatasaray-Fenerbahçe derbisi gibi.
Onun üstüne bir de Alman teknik adamların ve Almanya'da yetişmiş teknik heyetlerin karşı karşıya gelmesi işi daha da enteresan boyuta getiriyor. Ligde deplasmanda 1-1 berabere kaldık. Kupada sahamızda 2-0 galip gelip turu geçmeyi başardık. Yani şu an Dinamo Moskova olarak biz öndeyiz!"

Schalke'deyken Belhanda ile çalıştınız. Türkiye'de çok tartışılan bir futbolcu. Siz Belhanda için ne söylersiniz?

"Belhanda çok kaliteli bir futbolcu ve Galatasaray‘ın başarılarında büyük payı var. Bir hocanın oyuncularla olan diyaloğu çok önemlidir. Bir şekilde oyuncuların öz güvenini sağlarsın, diğer yandan hangi yoldan yürümek gerektiğini anlatırsın. Fatih Hoca bunu çok iyi başardığı için bu kadar uzun süredir Belhanda gibi futbolcularla başarı elde edebiliyor."

Bu zamana kadar çalıştığınız futbolcular arasında yeteneği ve karakteriyle sizi en çok etkileyen isimler kimlerdi?

"Leroy Sane, Joel Matip, Leon Goretzka, Jan Klaas Huntelaar ve Choupo Mooting gibi oyuncularla çalışma fırsatım oldu. Onların gelişmelerinde de pay sahibi oldum. Bu benim için çok büyük tecrübe oldu ve öz güvenimi bir hayli artırdı."

Mesut Özil'in Fenerbahçe'ye transferi hakkında ne düşünüyorsunuz?

"Mesut Özil, dünya şampiyonu olmuş ve üç ayrı ülkede büyük takımlarda oynamış, çok büyük başarılar elde etmiş bir futbolcu. Saha içinde ve saha dışında düzgün ve dürüst karakteriyle Fenerbahçe‘ye ve camiasina çok büyük katkılar sunacağından eminim."

Türk futbolu hakkında neler düşünüyorsunuz? Eksikleri ya da geliştirilmesi gereken yönleri neler?

"Türk futbolu şu an çok zorlu bir süreçten geçiyor ve kulüplerin çoğu maddi sıkıntı yaşamalarına rağmen ellerinden geleninin fazlasını sahalara yansıtıyorlar. Benim umudum; belki kulüplerin bu süreci bir şans olarak görüp, altyapıya yönelip Türkiye‘de yetişen genç yeteneklere şans vermeleridir. Sadece Istanbul‘u göz önünde bulundurursak, Süper Lig‘de oynayan tüm kulüplerin 20 milyon nüfusa sahip olan İstanbul'da oyuncu tarayıp daha sonra yetiştirip profesyonellik yolunda ilk adımlarına destek olabilirler."

Kişisel hedefleriniz arasında neler var? Bir gün Türkiye'den teklif alırsanız çalışmayı düşünür müsünüz?

"Kişisel hedeflerimin arasında tabii ki bir gün büyük bir takımın teknik direktörü olarak, başarılı olmak var. Almanya‘da doğup büyümeme rağmen Türk dilini, kültürünü, havasını, suyunu asla unutmadık. Bir gün Süper Lig’de bir takımın başına geçip çalıştırmak hedeflerim arasında yer alıyor..."

Kaynak: Serkan Akkoyun / TRT SPOR

31 Temmuz 2020 Cuma

Suyun yüzeyinden, derinlerine: Bir Osman Özköylü portresi

'Ligin en iyi hocalarından biri...' 'Elazığspor’la yenilgisiz bir takım kurmuştu', 'İskenderunspor’u yükselme grubuna çıkaran hoca...' 'Osmanlıspor’u küme düşerken aldı, play-off oynattı...' 

Yukarıdaki cümleler bana değil, çevremde futbol bilgisine güvendiğim insanlara ve internet ailemindeki kişilere ait.
Konumuz Osman Özköylü. Bazen suya odaklanınca derinliğini fark edemiyor insan. Osman Özköylü de derinliği yeterince anlatılamamış ya da kendisi bugüne kadar böyle bir şeye ihtiyaç duymamış hocalardan. Futbol bilgisine çok güvendiğim ve halihazırda sektörün (medya dışı) en güvenilir noktalarından bir tanesinde bulunan ve hayatının bir bölümünü yurt dışında, futbol üzerine akademik çalışmalar yaparak geçiren bir arkadaşım şöyle demişti: “Osman Özköylü elindeki imkanlara göre çok iyi iş çıkarıyor. Avrupa’da olsaydı büyük saygı görürdü.”
Benim de aklıma Ricardo La Volpe, Juanma Lillo ve hatta Bielsa gibi isimler geldi. Futbolda suyun üstüne bakanlara göre sıradan ya da ‘ne başarmış ki’ denecek isimler ancak suyun derinlerine inince teknik, taktik, çaba ve kişisel gelişim derdini görebiliyorsunuz. Osman Özköylü de tüm bunları kendine dert edinmiş ama derdini bir türlü anlatamamış hocalardan. Neyse ki bu sayfa, futbolun derinlerine inmeyi, derinlerde karşılaştığı isimleri de su yüzeyine çıkarmayı seven bir yazara sahip.  Futbolun teknik adamları serimizde bugünkü konuğumuz Osman Özköylü. Tecrübeli hocayla başardıklarını, yarım kalmışlıklarını, hatalarını, çıkardığı dersleri, futbolun teknik meselelerini ve hayallerini konuştuk. Röportajın sonunda birçoğunuzun da benim gibi fikirlerinin değişeceğine inanıyorum.
‘Ben söylemesem bir başkası söylemese yanlışları nasıl düzelteceğiz’
Öncelikle şundan başlayalım hocam. Bir yandan insanların akıllarında oluşmuş bir Osman Özköylü imajı var, bir yandan da futbol dünyasının içindeki Osman Özköylü var. ‘Gerçek Osman Özköylü’yü nasıl tanımlayabiliriz?
Özünde tam anlamı ile duygusal, insani durumlar ile karşılaştığında yufka yürekli olan, yaşadığı onca olumsuz deneyime rağmen asla kin nefret duygusu beslemeyen, tabiri caiz ise karıncayı dahi incitmekten imtina eden ama mevzu bahis işi olduğunda, hak ve adalet olduğunda sessiz kalma hakkını kullanabilecekken ‘ben söylemesem bir başkası söylemese nasıl gelişim göstereceğiz, yanlışları nasıl düzelteceğiz’ anlayışı ile sözlerini esirgemeyen, düzeni ve disiplini çok seven, titiz ve mükemmelliyetçi, işine aşık bir insan olarak tanımlayabilirim.
Peki bu futbol adamı Osman Özköylü’nün kendisini 105 – 68 alanda başarılı kılacak ve futbol karakterini yansıtacak oyun anlayışı nedir?
Çekici, göze hoş gelen, kazanmaya dönük hücum anlayışını benimseyen, hem oyuncularımın hem de futbolun gerçek sahibi olan taraftarlarımızın keyifle bir doksan dakika izleyebileceği, total futbolun tüm gerekliklerinin yerine getirildiği, topa anlamlı bir şekilde sahip olmanın birincil etmen olarak görüldüğü, bu tutku dolu oyunu rakip sahada oynayarak kalemizden mümkün olduğunca uzakta olmasını benimseyen bir futbol anlayışı Osman Özköylü ve ekibini tanımlar.

‘Kendi öz eleştirimi yapmaktan asla çekinmiyorum’
Hocam Elazığ’da 20 maç, Osmanlıspor’da 13 maç, Kayseri Erciyesspor’da 9 maç yenilgisiz ilerlediğiniz dönemler var. Ancak bu konular yerine farklı konularla gündeme geliyor ve ne yazık ki bu şekilde akılda kalıyorsunuz. Sizce bu neden kaynaklanıyor?
Ben saha sonuçları açısından ve başarmışlıklar bakımından kendimi yeterince ispatlamış bir teknik adamım. Kendi öz eleştirimi yapmaktan ve bunu insanlarla paylaşmaktan asla çekinmeyen bir teknik adam olarak, daha önceleri benim saha kenarında ve saha dışında yapmış olduğum (röportaj, maç öncesi ve maç sonrası) eylem ve söylemlerim, bugüne kadar sağlamış olduğum onca başarının gölgede kalmasına neden oldu. Başlangıçta da söylediğim gibi olaylar karşında tepkilerimi doğrudan ve net ifadeler ile söylemem, saha kenarında zaman zaman vermiş olduğum agresif tepkiler ve davranışlar oynadığımız oyunun kalitesinin, almış olduğumuz başarılı sonuçların hatta kazandığımız şampiyonlukların çok konuşulmamasına ve önüne geçilmesine neden oldu. Bu noktada göstermiş olduğum tepkilerde haklı olsam da insanlar tarafından yanlış anlaşıldı. Bu durum iş kalitemin hep önüne geçti.
‘Saha parselizasyonunu kaliteli bir şekilde ayarlamak çok ama çok önemli’
Son birkaç yılınıza baktığımızda topa fazlaca sahip olmak, rakibin alan ve zaman açısından yaşayacağı problemleri değerlendirmeye çalışmak oyun yapınızın bir parçası. Alan ve zaman futbolda neyi ifade ediyor?
Aslında teknik adamlık kariyerime başladığım günden itibaren takımlarımızda, topa anlamlı şekilde hükmeden bir oyun yapısını uygulamaya çalıştık. Taktiksel anlayışınızın sahaya elverişli ve kaliteli bir şekilde yansıması için elinizdeki oyuncu grubunun kalitesi en önemli etmen. Çünkü sizi sahada başarılı kılan, istediklerinizi ve anlayışınızı sahaya yansıtan, günün sonunda ya da yılın sonunda sizi zafere taşıyan oyuncu grubudur. Futbolda benim için alanları doğru kullanmak, saha parselizasyonunu çok kaliteli ayarlamak, rakibin vermiş olduğu boşlukların arayışı içinde olmak ve bu boşlukları doğru kullanarak kaliteli hücumlar geliştirmek ayrıca topun mümkün olduğunca rakipten daha fazla bizde kalmasını sağlamak çok ama çok önemli. Bu sayede doğru hücumların yapılabilmesi, pas bağlantılarının çok iyi olması, oyuncular ve hatlar arasındaki mesafelerin doğru ayarlanması, kaybedilen topun çok kısa sürede geri alınmasına ve yeni hücum denemelerine olanak sağlar.
“Geriden uzun vurduğunuzda o top artık ortak toptur yani %50 şansınız var demektir”
Hocam futbolda son dönemde geriden oyun kurma trendi yükselişte. Aslında riskler barındırsa da doğru yapıldığında takımlara büyük avantaj sağladığı da bir gerçek. Siz de takımlarınızda bunu sıklıkla uygulamaya çalışıyorsunuz. Geriden oyun kurmak neden bu kadar dikkat çekiyor ve bir teknik adam gözüyle sağladığı faydalar neler?
Topun rakipten çok bizde olması, şartlar ne olursa olsun geriden oyun kurarken rakip baskısına rağmen sahada doğru konumlanarak bu baskıdan çıkmak, pozisyon oyunu oynayan bir takım olarak bizim olmazsa olmazımız. Geriden uzun vurduğunuzda o top artık ortak toptur yani %50 şansınız var demektir. Rakip de alabilir, sizde de kalabilir. %100 sahip olduğumuz bir topa neden rakibin ortak olmasını sağlayalım? Kolombiyalı teknik adam Juan Carlos Osorio’nun dediği gibi ‘rakibin baskısı bir düşman değil müttefiktir’ ilkesi ile geriden oyun kurarken rakibin baskısını üzerinize çekerek, sayısal üstünlüğü sağlayarak, yapacağınız hücumların kalitesini üst seviyelere taşıyabilirsiniz. Geriden oyunu kurduğunuzda daha az oyuncuya ihtiyaç duyarsınız. Doğru konumlanma becerisi ile baskıdan çıktığınızda ve rakip savunma hattını yerinden hareket ettirdiğinizde hücum oyuncularınız için çok daha fazla alan bulma şansına sahip olursunuz. Bu da daha nitelikli ve kaliteli hücumlar üretmenize yardımcı olur.
“‘Rakip sahada yaşayarak nefes alıp vermeyi istiyorum’ der Guardiola...”
Savunma hattını genelde önde kurmaya çalışıyorsunuz ve oyun yapınız ile rakibin baskı altında kalmasını hedefliyorsunuz. ‘Kaleden 40 metre uzakta oynamak’ diye bir yaklaşımı var Guardiola’nın da... Bunun avantajı nedir sizce?
Teknik adamlığa başlangıç yıllarımızın aynı ana denk gelmesi, pozisyon oyunun müthiş bir şeklide evrilmesine ve devamlılığına olan katkısı ve hala başarılarının aynı şekilde devam etmesi açısından Guardiola benim için ayrı bir öneme sahiptir. Onun bu söylemi pozisyon oyunu oynayan ve rakip sahada oynamayı kendine ilke edinmiş takımların olduğu gibi; kaleden 40 metre uzakta oynamak ve kalede çok az pozisyon vererek maçı tamamlamak benim için de olmazsa olmaz. ‘Rakip sahada yaşayarak nefes alıp vermeyi istiyorum’ der Guardiola... Tam olarak bu; rakip sahada yaşamak... Bunu yaparken en önemli konu, savunma oyuncularınızın topa ve rakibe göre alacağı pozisyonlar. Bu konu hayati önem taşır. Rakip sahada hücum ararken topu kaptırdıktan sonra topu kapmak için hazırda bekleyen en az 6-7 oyuncu olması gerekir. Bu bağlamda kaleden 40 metre uzakta oynamak savunmayı en önde kurmak anlamını ifade eder. Oyuncular sahada doğru konumlandığında ve top kaptırıldıktan sonra gösterdikleri reaksiyonlarda çok coşkulu ve istekli olması, bu işin yapılması açısından oldukça önemlidir. Hücum yaparken arka paylaşımın doğru ayarlanması hem topun kalenize gelmeden kazanılmasına, hem de kazanıldıktan sonra yeni bir hücum şansı yakalamanıza yardımcı olur.

“Saha dizilişlerinden çok oyun felsefeniz ve prensipleriniz önemli”
Hocam daha önceki bir röportajınızda ‘Saha dizilimlerinin farklı oluşu, hücum edilecek ve savunulacak alanların belirlenmesi açısından önemlidir’ diyorsunuz. Felsefe ve formasyonları oluştururken dikkat ettiğiniz noktalar nelerdir? Bunu biraz açar mısınız?
Elinizdeki oyuncu profili hangi dizilimde ve formasyonda oynayacağınız ve felsefenizi nasıl şekillendireceğiniz konusunda size yön gösterir. Saha dizilişlerinden çok oyun felsefeniz ve prensipleriniz önemli. Ayrıca bu prensiplerin oyuncular tarafından ne kadar doğru ve istekli uygulandığı da çok önemli... Sezon başı ya da devre arası transfer edeceğiniz oyuncuların felsefenize uygun olması lazım. Oyuncular ile prensipler ve felsefe üzerine hem antrenmanlarda hem video analiz yolları ile sayısız tekrarlar yaparak mükemmel hale gelebilirsiniz. Oyuncunuz bir defa size inandığında her türlü mesajı çok rahat bir şekilde verebilirsiniz.
“Sürekli tekrar etmediğiniz bir yaklaşımı oyuncunuzdan bekleyemezsiniz”
Sizinle çalışan futbolcularla konuşunca antrenmanlarınızın oldukça sağlam geçtiğini anlatıyorlar. Özellikle oyuncularla iletişim şekliniz ve enerjiniz... Futbolda antrenmanların önemi günümüzde hangi boyutta? Siz bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?
Zorlanmadan ve fazlaca çaba göstermeden başarının gelmeyeceğini bilirim. Doğru antrenman; fiziksel, taktik, teknik ve zihinsel gelişim açısından benim için olmazsa olmaz. Hafta sonu müsabakaya yansıtacağım oyun anlayışının ve oyuncularımdan yapmalarını istediğim her şeyin antrenmanlarımızda fazlaca olması gerekir. Çalışmadığınız ve sürekli tekrar etmediğiniz bir yaklaşımı oyuncunuzdan bekleyemezsiniz. Fiziksel olarak sahada çok güçlü oyunculara ihtiyacım oluyor. Bu yüzden antrenmanlarımı oyuncularımın zevk alacağı ama bir yandan da optimal performansa ulaşacağımız dayanakların kullanıldığı bir şekilde planlarız. Oyuncularımı, yapacağımız her antrenmanın onlara %100 katkı sağlayacağına ve performanslarını uzun süre devam ettirebilmelerini sağlamaları açısından oldukça önemli olduğuna inandırırım. Öyle olduğunu gördüklerinde işler benim ve ekibim için daha kolay bir hale gelir. Daha sonra keyif alarak bütün işlerimiz yapmaya başlarız.
“Topu hareket ettirmek için değil, rakibi hareket ettirmek için pas yaparız”
Futbolda rakibin hareketlerini inceleyerek ulaşmaya çalıştığınız noktalar nelerdir? Rakibin rahat ettiği konumun dışına çıkması size ne gibi avantajlar sunar?
Topu hareket ettirmek için değil, rakibi hareket ettirmek için pas yaparız. Futbolda amaç rakibin zayıf yanlarını bilip, verebileceği boşlukları bularak tehlikeli pozisyonlara girip gol atmaktır. Rakip analizi size bu konuda neleri yapacağınız, nasıl oynayacağınız, rakibin aklını karıştırarak organizasyonları nasıl uygulayacağınız, onları rahat ettikleri ve iyi oldukları konumun dışına çıkararak maçı nasıl kazanacağınız konusunda size yardımcı olur.

“Liderle aramızda 18 puan fark vardı, 12 hafta sonra farkı kapatıp liderliği devraldık”
Özellikle Osmanlıspor performansınıza değinmek istiyorum hocam. Ligde Osmanlıspor ile 10 maç üst üste kazandınız. 13 maçın 12 tanesi galibiyet ile 1 tanesi de berabere bitirerek tabir-i caizse harika bir seri yakalamıştınız. Bu süre içerinde bu kazanımları sağlarken oyuna bakış açınız, stratejileriniz ve genel planınız ne üzerineydi?
Osmanlıspor ile anlaştığımızda düşme hattına çok yakın bir konumda (13. sırada) bulunuyorlardı. Bir önceki sene küme düşmüş olmaları yaşanan fazlaca sorunlardan dolayı psikolojik eşik seviyeleri aşağılarda olan bir takımdı. Ligin başında o sene ile ilgili umutlarını kaybetmiş ve içinde bulundukları durumdan dolayı kümede kalmayı başarı sayacak bir ortamla baş başa kaldık. Burada bizim için en büyük avantaj bu kulüpte daha önce iki dönem çalışmış olmamdı. Kulübün önceki başarılarında bulunmam ve herkesi aile ortamında tanımamız bize büyük kolaylık sağladı. O dönem kadromda bulunan 10 oyuncum ile daha önce başka takımlarda da çalışmış olmam bizim için ayrıca avantaj oldu. Çünkü oyuncuların benim oyun anlayışımı ve felsefemi bilmeleri, ona yatkın olmaları diğer oyuncuların çok daha çabuk adapte olmalarını sağladı. Yönetimimiz de her konuda bizi ellerinden geldiği kadar destekledi. Kısa sürede oyun felsefemizin oyuncular tarafından iyi bir şekilde algılanması ve uygulanması hem çok keyif almalarına hem de sonuç olarak sahada iyi işler çıkarmamıza olanak sağladı. Oyuncularım sahada pas yapmaktan, önde basmaktan, kalemizden oldukça uzakta oynamaktan, rakibi istediğimiz anlayışa zorlamaktan çok haz aldılar. Dile kolay; lider ile aramızda 18 puanlık bir fark vardı ve 12 haftalık sürede bu farkı kapatarak liderliği devraldık. Play-off yarı finali seri penaltı atışları neticesinde 9. penaltıda elendik. Oyuncularımla ve yönetimimle gurur duydum. Benim ve ekibim için bu gibi deneyimleri çok yaşamış bir grup olarak çok mükemmel bir öğrenme süreci oldu. Oyuncularımız ile kurmuş olduğumuz kaliteli iletişim, onların doğruları çok iyi bir şekilde yansıtmasına ve başarılı bir dönem geçirmemize yardımcı oldu.
“Sorunları çözme noktasında bazen farklı yaklaşımlara maruz kalabiliyorsunuz”
Kurduğunuz 10 takımın 7 tanesi Süper Lig vizesi almış, 3 tanesi Play-Off oynamış. Bunun sırrı nedir? Ayrıca bu takımların bazılarının başında siz olamadınız. Ne gibi problemler yaşandı da sizin kurduğunuz ve sonunda başarıya ulaşan takımlarla yollarınız ayrıldı?
Sezon başı doğru kadro mühendisliği yapmak, oynatmak istediğiniz felsefe ve prensipler doğrultusunda kulübün ekonomik durumunu da göz önünde bulundurarak kaliteli oyuncular entegre etmek başarı için olmazsa olmaz parametrelerin başında gelmekte. Oyuncularınızı hedef doğrultusunda çok iyi bir şekilde teknik, taktik, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak mükemmel bir şekilde antrene etmeniz başarıyı mutlaka getirecektir. Sahada ne yaptığını bilen, yaptığı her anın analizini yapabilen, keyif alan ve keyif veren, güçlü, inançlı bir oyuncu topluluğu oluşturmak beni farklı kılan durumlar diyebilirim. Doğrularınızdan ve inandıklarınızdan taviz vermeden yapacaklarınız sizi başarıya götürecektir. Bazen sorunlar karşınıza mutlaka çıkacaktır. Bu sorunları çözme noktasında bazen farklı yaklaşımlara maruz kalabiliyorsunuz. Bu yaklaşımlar bazen sizin yarı yolda kalıp, işinizi tamamlamanıza engel olabiliyor. Biz de bu deneyimleri çok başarılı giden serüvenlerimizde fazlaca yaşadık. Yoksa çok farklı yerlerde olmamız işten bile değildi.

“Yaşamış olduğum onca tecrübeden fazlaca ders çıkarmış durumdayım”
Çok tutkulu, heyecanlı ve coşkulu bir yapıya sahipsiniz. Sahada yerinizde duramadığınız 90 dakikalar yaşıyorsunuz. Bu durum bazen de size zarar veriyor aslında. Bu enerjinin kaynağı nedir?
İşime karşı tutku, heyecan ve enerji doluyum. Bu yüksek enerji bazen sınırların üstüne çıkabiliyor. Hal böyle olunca kendime zarar verecek durumlar ile karşı karşıya kalabiliyorum. Emin olun benim görmüş olduğum zarar kendimden başkasına etki edecek bir şekilde olmadı. Ben şu an hayallerimdeki ulaşmak istediğim yerde değilsem sebebi budur. İnsan, deneyimleri sayesinde her şeyi öğrenir ve gelişir. Ben de yaşamış olduğum onca tecrübeden fazlaca ders çıkarmış durumdayım. Enerjisinin ve tutkusunun dozunu ayarlayan, kendisine zarar verecek hiçbir eylemin içinde olmayan, sadece ve sadece bu oyuna kendisini adayan, çalıştığı kulüp değerlerini çok üst seviyelere taşıyacak bir misyon yüklenen, her yeni güne bir önceki günden daha nasıl fazla katkı sağlayabilirim düşüncesi ile başlayan, hayallerime, hedeflerime ve beni ben yapacak değerlere sahip çıkarak yeni gelecek, mutlu ve başarılı günlerin planını yapmaktayım. Hedefim her zaman olduğu gibi yeni şampiyonluklar, Süper Lig ve bir gün Avrupa...
“Ana ilkemiz ‘hergün geliş hergün katkı sağla’ anlayışına dayalı”
Kariyer planlarınızda bundan sonrası için neler var? Hem kişisel gelişiminiz hem de futbol anlamında nasıl adımlar atmayı planlıyorsunuz?
Kişisel gelişimim için ekip arkadaşlarım ile beraber (hepsi çok kaliteli ve yetenekli insanlar) futbolun her noktasında yer alan, bizim için önemli olan tüm konularda detaylı araştırmalar yapıyoruz. Futbolun gelişimini, evrildiği noktaları, üst düzey takımları, hocaların prensiplerini ve antrenman yaklaşımlarını çok yakından takip ediyoruz. Teknolojik gelişimlerin takipçisi olarak, katkı sağlayan ne varsa takımlarımıza uygulamaya özen gösteriyoruz. Ana ilkemiz; ‘hergün geliş hergün katkı sağla’ anlayışına dayalı.
Son sorum da şu olacak hocam: Sizin için futbol ne anlam ifade ediyor?
Futbol benim için bir yaşam biçimi ve hayatın ta kendisi…

Kaynak : Serkan Akkoyun / TRT SPOR

24 Temmuz 2020 Cuma

Somut sayıların verimliliğine inanan bir teknik adam: Serkan Özbalta

Keçiörengücü'nü rakip yarı alandaki başarılı pas yüzdesi ve kendi sahasındaki pas bağlantılarında merkez oyuncusunu kalecisi Metin Uçar olarak kullanması bu sezon herkesten farklı kıldı. 

Geçen sezonu 2. Lig şampiyonu olarak tamamlayan Keçiörengücü bu sezon da TFF 1. Lig'i 8. sırada bitirdi. Ligin ekonomik olarak en dar kadrosuna sahip olmalarına karşın parametrelere bakıldığında birçok açıdan ligin en iyisi olması başardılar. Verileri incelediğimizde ligin rakip 3. bölgesinde en çok başarılı pas yapan, kendi sahasında en az top kaybı yapan (ikinci) ve en ilginci de kalecisi en çok başarılı pas yüzdesine sahip takımını görüyoruz. Özellikle kaleciyi oyuna katma konusunda Avrupa'da, Leverkusen'den sonra en iyi istatistiğe sahipler. Keçirörengücü kalecisi Metin Uçar, Ümraniyespor'la oynanan maçta eşsiz bir istatistiğe imza atarak sahanın en çok isabetli pas yapan oyuncusu olmayı başardı. Anlayacağınız bu mütevazi Ankara takımı futbola dair dikkate değer işler yapmaya çalışmıştı bu sezon...

Bu köşede sadece saha içini konuşmaya çalışıyoruz. Abdullah Avcı, Yalçın Koşukavak ve Ömer Erdoğan gibi değerli konuklarımız oldu. Hepsiyle 105'e 68'in içinde yaptıklarını, yapmaya çalıştıklarını konuştuk. Keçiörengücü'nün 2 sezondur yaptıkları da tabii ki dikkatimizden kaçmadı. Biz de bu ekibin henüz 41 yaşındaki teknik adamı Serkan Özbalta'nın kapısını çaldık ve merak ettiklerimizi sorduk. Uzun yıllardır Keçirören'de olan ve 2018'in Mart ayından bu yana A takımı çalıştıran genç hoca, verdiği cevaplarla takip edilmeye değer bir futbol adamı olduğunu gösterdi. Keyifli okumalar...
Geçen sezon 2. Lig'de sadece 4 yenilgi, bunlardan 2'si de ilk 4 hafta içinde. Yani kalan 30 haftada sadece 2 yenilgi... O 2 yenilgi de 1-0 ve goller 80'den sonra biri kendi kalenize, diğeri penaltıdan. Bu sene TFF 1. Lig ilk seneniz ve play-off'tan 6 puan uzakta, lig 8.'liği... 2 senede oldukça başarılı bir futbol tablosu çizdiniz. Serkan Özbalta'yı başarılı kılan faktörler neler, kendinizi bu süreçte nasıl anlatırsınız?
Bu şekilde detaylarla ilgilenen spor adamlarını görmek kendi adıma mutluluk verici öncelikle bunun için teşekkür ederim. Aktif futbolculuk zamanlarımda kurgusunu kafamda planlayıp hayata aktarmak adına doğru zamanı beklediğim hedeflerimle paralel olan bir projeydi bu. Bu süreci; cesur oyun olgusunu sistematik bir biçimde işin matematiksel boyutunu da hesaba katarak yola çıktığım bir süreç olarak tanımlayabilirim.

"Savunma seni yenilmez yapar fakat kazanmak istiyorsan saldırmalısın"
Tabloya baktığımızda ilk 8 hafta yenilgi almadınız ancak maçlarınız da genelde 0-0, 1-0, 1-1 bitti. Dışarıdan bakınca bu sizi 'defansif' bir teknik adam olarak gösterebilir. Ligin en az gol yiyen takımısınız. Ama 'defans futbolu' dediğimiz şeyi herkes kalenin önüne otobüs çekmek zanneder. Oysa Guardiola bile sezon öncesi kampının neredeyse yarısını defans çalışmalarına ayırıyor. Size göre 'defans futbolu' nedir?
Bu sorunun cevabı aslında oynadığımız oyunda bulunuyor. Çünkü maçlarımızı yakından takip edenler şunu biliyor olacak ki; topla oynayan ve bu alanda lig datalarına bakıldığında en verimli olan takımız. Oyun oynadığımız için savunma yaptığımız süreler de azalıyor. Bu sezonki skorlara bakarak konuşulduğu için bu sezon gol bölgelerinde skor üretmek dışında ligdeki en iyi işleri biz yaptık. Yani söylemek istediğim şu; futbol topu oyunun silahı ise ve bu silah sizdeyse kendinizi savunmak durumunda kalmıyorsunuz. Savunmanın önemi kaçınılmaz fakat sevdiğim bir Çin atasözü der ki; "Savunma seni yenilmez yapar fakat kazanmak istiyorsan saldırmalısın."
Aslında takımınız ofansif olarak da dikkat çekiyor. 34 defa ile bir maçta en fazla rakip ceza alanına giren takımsınız ancak o Menemenspor maçını son dakika golüyle kazanabildiniz. Bu gibi bitiricilik problemi yaşanan durumlarda bir teknik adam gerek idmanlarda, gerekse oyun sırasında nasıl çözümler üretebilir?
Az önceki soruda anlatmak istediğim konu buydu aslında. Öncelikle sezon öncesi o bölge oyuncuları için çok detaylı süzgeç hazırlamamız gerek. Onun dışında elimizdeki oyuncu grubuyla ilgili tekrar metodunu ve oyuncu konsantresini üst seviyeye çıkarıp her maç bunu korumamız gerekiyor.
Keçiörengücü takımı deyince asıl konuşulması gereken konulardan biri ve belki de en önemlisi pas futbolu. 3. bölgede en fazla isabetli pas yapan takımsınız...
Dünya futbolu pas oyununda, Johan Cruyf’un Barcelonası ile yeni bir kimlik kazandı ve Guardiola ile süren tiki–taka ile devam etti. O dönemden günümüze kadar Avrupa’nın önde gelen başarılı teknik adamların sırları özgün olmaları. Güncel oyunda en önemlisi sistem kimliği. Bir başkasının elbisesini kendi üstümüze giydiğimizde hayal ettiğimiz gibi olmayabilir. Fakat üstümüze uygun elbisenin tasarım kısmına kafa yorarsak istediğimiz sonucu elde edebiliriz. Tabi bunun için birçok etmeni bir araya getirip ve koordineyi sağlamanız gerek.

"Futbolda somut sayıların verimliliğine inanıyorum"
Hocam dünyada bir 'kaleci-oyuncu' meselesi var... Siz de Leverkusen'den sonra kalecisi en çok pas ortalamasına sahip takımsınız. Bu çok kolay bir iş değil. Hem uygulamak hem de oyuncuyu buna ikna etmek zor...
Bu tarz detaylardaki oyuncunun inanma kısmı maçtaki performansıyla paralel oluyor. Biz elimizden geldiğince oyuncunun kendi potansiyelini antrenmanlarla ve video analizlerle destekleyip gelişimine katkı sağlıyoruz. Kaleci, pas oyununun en önemli parçalarından biri haline geldi. Çünkü aktif kullandığınızda rakibe 11v10 sayısal anlamda üstünlük sağlıyorsunuz. Metin’in bu meziyetini, pozitif anlamda oyun kurgumuza uygunluğunu sağlayıp başarılı olduğumuzu düşünüyorum.
Siz pek alışık olmadığımız bir şekilde işinizi matematiksel bir yöntemle yapıyorsunuz. Pandemi sürecinde oyuncuların geri dönüşüyle ilgili yaptığınız bilimsel açıklamalar ve sahadaki pas yüzdelerini, oyuncuların pozisyon almalarındaki santimetrelerin bile etkilediğini vurgulayan sözlerinizle farklı bir profil çiziyorsunuz. Futbolun matematiği sizin için ne ifade ediyor? Bu konuda nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?
Futbolda somut sayıların verimliliğine inanıyorum. Matematikte kombinasyonlar sınırsızdır. Her maç için pas-pres-hücum-savunma gibi detayların kombinasyonunu sağladığımızda doğru sonuç beklentisini arttırmış oluyorsunuz. Bu da yaptığımız işin en keyifli kısmı diye düşünüyorum. Hücumda pas açıları oluşturmanın sayısal olarak çoğalmayla direkt bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Oyuncuların hareketliliğini ve pas opsiyonu oluşturmalarının temeli pas açısına dayanıyor. Her oyuncu kendi mevkisindeki doğru açıyı yakaladığında oyun içinde oyun oynayabiliyor. Bu yüzden futbolun bir matematiği olduğuna inanıyorum.

"Uzun vadede kendimi İngiltere Premier Ligi’nde hayal ediyorum..."
Dünya futbolunda hangi takımlar ve teknik adamlar dikkatinizi çekiyor?
Dünya futbolunu yakından takip ediyorum. Şüphesiz taraflı tarafsız Avrupa’nın en ilgi çeken takımı Gian Piero Gasperi’nin Atalantası. Farklı şeyler deniyorlar ve mütevazi kadrolarıyla başarıyı yakalamış durumdalar. Burada ortak nokta aslında bu yılki takımımızda ve Atalanta'da oyuncuların sisteme olan aidiyetleri ve sistemle beraber büyümüş olmaları. Bunu görmek işime olan inancımı perçinliyor.
Son olarak kendinizi orta ve uzun vadede hangi noktalarda görmeyi hayal ediyorsunuz hocam?
Nerede olursam olayım bulunduğum yere göre çalışmıyorum. Yapı olarak her zaman inançlı bir şekilde yaşadığım olumsuzlukları, en iyiye giderken geçmem gereken sınavlarım olarak düşünüyorum. Uzun vadeli bir kariyer planlamasında kendimi İngiltere Premier Ligi’nde hayal ediyorum...
Kaynak: Serkan Akkoyun / TRT SPOR

16 Temmuz 2020 Perşembe

Analize önem veren yeni nesil bir teknik adam: Ömer Erdoğan

Türk futbolu geçtiğimiz aylarda yeni bir teknik direktörle tanıştı: Ömer Erdoğan. İlk takımı Karagümrük'te futbolun taktiksel yönüyle ilgilenenlerin dikkatini çekti. O ilgili kesimden biri olarak ben de kendisini biraz araştırmaya başladım.

Ömer Erdoğan, Karagümrük'le çıktığı 12 maçın sadece 1 tanesini kaybetti; ilk maçıydı ve mağlubiyet golü 90+2. dakikada geldi. Daha sonra 5 galibiyet 6 beraberlik aldı. Şampiyon Hatayspor'a yenilmedi; Süper Lig mücadelesi veren BB Erzurumspor, Adana Demirspor, Altay gibi takımlardan puanlar aldı. Kendi tabiri ile 'yenilmeyen' bir takım oluşturmaya başlamıştı. Ancak basına yansıyan şekliyle, ekonomik sebeplerden dolayı Karagümrük'ten istifa etti.
Ömer Erdoğan, yardımcı grubuna önem veren bir isim.
Teknik ekibini kurarken eski futbolculardan ziyade futboldaki değişmeleri takip eden ve çağı yakalamaya çalışan isimlere yönelmiş. Bir numaralı yardımcı antrenörü Özhan Pulat. Bursaspor'da kendi antrenörü olan Pulat'la Ertuğrul Sağlam'ın ekibinde de beraber çalışmışlardı. Kondisyon kısmı Doç Dr. Mehmet Kale'ye emanet. Kendisi bir akademisyen. Antrenman, fiziksel uygunluk ve kinantropometri gibi alanlarda uzman. Yurt dışındaki birçok hakemli dergide bilimsel makalesi yayınlanmış ve 9 akademik kitapta da imzası bulunuyor. Bursaspor'da Paul Le Guen'in yardımcılığını yapmış İsmail Serbest ve Milli Takımların kaleci antrenörlerinden Nihat Yüksel de Erdoğan'ın ekibindeki dikkat çeken diğer isimler.

Gelin gerisini, Türk futbolunun yeni teknik adamlarından biri olan Ömer Erdoğan'dan dinleyelim.
"Tuchel, Klopp, Hiddink ve Favre'yi analiz etme şansım oldu"
Teknik adamlığa hazırlanırken Tuchel ve Klopp gibi önemli isimlerin antrenmanlarını takip etme şansınız oldu. Sizi bu idmanlarda etkileyen şeyler nelerdi? Kendi kariyerinizde bu çalışmaları nasıl uygulamaya çalışıyorsunuz?
Tuchel, Klopp, Hiddink ve Favre gibi hocaları antrenmanlarda ve maç hazırlıklarını yaparken izleme ve analiz etme fırsatı buldum. Tabii ki o isimlerin yaptıkları gerçekten takdire şayan. Kiminin oyuncu ilişkisi, kiminin antrenmandaki detaycılığı, kiminin rakip analizi üst düzey. Tabii oradaki çalışma prensiplerini burada uygulamak istesek, imkan ve fiziki şartlar göz önüne alındığında hayal kırıklığı yaşayabiliriz. Zira tesisleşmeden, alt yapıdan gelen oyuncunun pozisyon bilgisine; yönetici sabrından, camia baskısına kadar saha içi işleri çok daha kolaylaştıracak parametrelerde bizden daha avantajlılar. Bizler de orada gördüğümüz doğruları uygulayabildiğimiz derecede uygulamaya çalışıyoruz.
"Nuri Şahin ve Mesut Özil'le sürekli temas halindeyiz"
Bildiğimiz kadarıyla Mesut Özil ve Nuri Şahin gibi dünyanın en önemli kulüplerinde oynayan isimlerle yakın ilişkileriniz var...
Nuri ile özellikle A Milli Takım sürecinde çok güzel bir abi kardeş ilişkimiz oldu. Benim gibi çok merak eden bir spor adamı olarak sorularıma sabırla cevap verip sağolsun gelişimime destek oluyor. Mesut Özil de hakeza. Kesinlikle bir dünya yıldızı egosuna sahip değil. Tek başına dünya futbolunda tırnaklarıyla bir yere gelmiş olgunlaşmış bir kardeşim. O da bana teknik adamlar ile kontak kurma ve teknik adam felsefeleri konusunda ciddi yardımcı oluyor. Buradan iki kardeşime de teşekkür ediyorum.
 
Ligin 5. şampiyonu Bursaspor'un unutulmaz kadrosunda yer alıyordunuz. Böyle bir şampiyonluğun bir kez daha gerçekleşme ihtimali var mı?
Bursaspor'un 2010 senesindeki şampiyonluğu bir şehrin varoluş mücadelesi ve başkaldırışıydı. Hiçbir şekilde o takımda para, pul ve imkan başarıda ana faktör değildi. Takımıyla, yönetimiyle, taraftarıyla, basınıyla davasına inanan bir şehrin başarısıydı. Günümüzde bu başarı ancak mali disipline ve imkanlara sahip olan, bunu da doğru kadro mühendisliğiyle birleştirebilen ekiplerde olabilir diye düşünüyorum.
"Dünya futbolunda iyi bir network ağına sahibim"
Bir teknik adam olarak hangi teknik direktörleri örnek alıyorsunuz?
Açıkçası dünyada kendini güncelleyen, farklı felsefelere kafa yorup hayata geçirmek isteyen tüm teknik adamları takip ediyorum. Kendilerine mutlaka ulaşıp, konuşma ortamı kuruyorum. Dünya futbolunda iyi bir network ağına sahip olduğumu düşünüyorum. Bu büyük teknik adamlarla kontakt kurup konuşma imkânımın oluşu bana büyük avantaj sağlıyor.
"Futbol felsefeni elindeki malzeme şekillendirir"
Kendi oynatmayı çalıştığınız futbolu nasıl tanımlarsınız?
Ben açıkçası herhangi bir hocanın yaptığı bir uygulamayı 'kopyala-yapıştır' yapma taraftarı değilim. Kendi takımıma ve kadroma uygun oyun anlayışını uygulamaya çalışırım. Benim hücum oyuncularım statik yapıdaysa Klopp'un gegenpressing uygulamasını yapmayla fazla uğraşmam çünkü oyuncularımın enerjisini topa sahipken kullanmasını isterim veya amiyane tabirle düz topçulardan kurulu bir takımım varsa bu ekibe topun karşısında iken doğru pozisyon almaya ve topa sahip olduğumuzda en doğru opsiyonları hazırlamaya yönelik çalışmalar yaptırırım. 2. bölgede agresif, rakibe yakın oynayan, kaptığı toplarla kanattan veya merkezde en kısa sürede gol bulmaya çalışan bir felsefeye sahibim. Bu doğrultuda bakarsanız Akhisar ve Erzurumspor gibi iki önemli deplasmanda bu tarz pozisyonları çalıştık ve golleri bulduk ama sonuç olarak elindeki malzeme de senin futbol felsefeni şekillendiriyor.
"Bazı maçlarda takım boyunu 28 metreye kadar düşürdük"
Karagümrük'teki 12 maçınıza baktığımızda baskı altında iyi oyun kuran, geçiş oyununu iyi oynayan bir takım dikkat çekiyor. Bu ilk teknik adamlık deneyiminizde nasıl bir oyun hedeflediniz, neleri doğru yaptığınız neler yanlış oldu?
Biz ilk önce takım boyu üzerinde durduk. Bazı maçlarda takım boyunu 28 metreye kadar düşürdük. Özellikle 60. dakikadan sonra oyun disiplinimizle takım mesafesine özen gösterdik. Sonrasında hem hücumda hem de savunmada sayıca üstün olmaya gayret ettik. Orta sahada Cristobal Jorquera da bizim takım disiplinimizde, yaptığı doğru servislerle sonuca gitmede işimizi kolaylaştırdı. Yanlış yaptığımız şeylere gelirsek. Özellikle önde olduğumuz maçlarda gereksiz şekilde rakibi kendi sahamızda çok karşıladık. Altay, Altinordu gibi maçlarda bunun faturasını ağır ödedik. Bunun üzerine çok çalışmamıza rağmen günün sonunda iki karşılaşmadan da 1 puanla ayrılmak zorunda kaldık.
"Ülkemizde özellikle genç antrenörseniz gösterilen sabır az oluyor"
Karagümrük'te 12 maça çıktınız, 21 puan topladınız ve sadece 1 yenilgi aldınız, o da ilk maçınızda ve 90+2. dakikada yediğiniz golle. Şampiyon Hatayspor ile Süper Lig'i hedefleyen Adana Demirspor'la Erzurumspor'a yenilmediniz. Bu performansa rağmen neden sizinle yollar ayrıldı?
Öncelikle benimle yollar ayrılmadı ben görevi bıraktım! Burada başkanımız bize bir şans verdi, biz de bu şansı elimizden geldiğince iyi kullandik. Sizin de söylediğiniz gibi yenilmeyen bir takim hüviyeti kazandık ama maalesef ülkemizde özellikle genç antrenörseniz tahammül ve gösterilen sabır az oluyor. Sadece saha içini değil saha dışını da yönetmeniz gerekiyor. Doğruları yaptığınızda evet, profesyonel ortamda takdir beklemek hayalcilik ama en azından bazı durumlarda anlayış ve motivasyon bekleniyor diyebilirim...
"Antrenörlük anlayışımda analize çok önem veriyorum"
Kazandığınız Giresunspor maçında ligin ortalamasının üzerinde pas yaptınız ama aynı şekilde kazandığınız Eskişehirspor ve Akhisarspor maçlarında ise lig ortalamasının altında pas sayılarınız var. Buradan ben şu sonucu çıkarıyorum; her rakibe göre ayrı plan yapıyorsunuz ve tek bir sisteme takılmak yerine rakiplere göre sistemler uyguluyorsunuz...
Tespitleriniz çok doğru. Tekdüze stratejilerden ziyade birkaç farklı plan üzerine kafa yoruyorum. Zaten oyun repertuarınızın gelişmemiş olması, oyun kalitenizi direkt düşürüyor. Bu sebepten birkaç farklı opsiyonunuz olmalı. Ben antrenörlük anlayışımda analize çok önem veriyorum. Birinci yardımcım Özhan Pulat analiz kökenli bir antrenör. Onunla rakibin minimum 10 maçını detaylı bir şekilde analiz ediyor ve tek tek notlarımızı alıp görüntüleri organize ediyoruz. Örnek verdiğiniz maçlardan gidersek; Giresunspor takımı bizim maça kadar çok iyi bir seriyle geldi ancak kadrolarının yoğun pres yapacak bir yapıda veya baskıyı maçın geneline yayacak yapıda olmadığını gördük. Bu nedenle sürekli set hücumuyla pas yapıp rakibi koşturmak istedik. Akhisar takımı ise inanılmaz bir hücum direncine sahipti. Her atakta bekleri de hücuma dahil ediyordu. Biz o hafta tamamiyle baskıdan çıkış çalıştık. Sürekli baskı yapan bir takıma karşı çözümler üretmeye kafa yorduk ve yoğun Akhisar hücumlarında topun karşısında iyi durup hızlı hücumlarla sonuca gittik.
"Sürekli duran toptan pozisyon sonuçlandırma çalışmaları yaptık"
Dünya futbolunda duran toplar çok önemli bir hale geldi. Karagümrük'teki 12 maçınıza baktığımızda lig ortalaması %18'ken sizin takımınız 12 maçın 10 tanesinde lig ortalamasının üzerinde duran top verimi almış. Siz bir teknik adam olarak duran topların futboldaki önemini nasıl anlatırsınız?
Günümüz futbolunda duran toplarda zaaf gösterirseniz cezasını çekersiniz. Ben duran toptan çok fazla gol atmış bir futbolcu olarak şunu söyleyebilirim; duran toplar çok özel bir fırsat sunuyor size. Bir sürü futbolcuyu ceza alanına sokabiliyorsunuz. Hem de önceden defalarca çalışabileceğiniz bir şey için. Bu doğrultuda ekibimle sürekli duran toptan pozisyon sonuçlandırmaya yönelik çalışmalar yaptık. Takımlar artık akan oyunda çok daha iyi savunma yapabiliyorlar. Bu da duran topların önemini bir kat daha artırmış durumda. Biz de her ayrıntıya dikkat edip hem defansif hem ofansif anlamda duran toplara ciddi mesai harcadık.
"Futbolun doğrularını uygulayabilmek için mücadeleme ortak olacak camialarda çalışmak isterim"
Kariyer hedefleriniz neler? Bundan sonraki adımınızı nasıl atmayı planlıyorsunuz ve kendinizi gelecekte nerede görüyorsunuz?
Kariyer hedefim konusunda klişe cümleler kurmak istemiyorum. Benim için futbol oynadığım dönemde çıktığım son antrenmana kadar birinci felsefem; daha iyi kafa vurmak, daha iyi markaj yapmak, daha iyi oyun kurmaktı. Antrenörlükte de aynı şekilde; hep iyiyi araştırmak, hep gelişmek ve üzerine koymak istiyorum. Futbolda mağlubiyetler, hüsranlar olabilir ama ben bu hisleri yaşarken bile mücadele ederek, savaşarak, gönül rahatlığıyla yaşamak isterim. Kariyer hedefim; en iyiyi yapacağım, kendimi en özgür hissedeceğim ve futbolun doğrularını uygulayabilmek için benim mücadeleme ortak olacak camialarda çalışmak...
Kaynak: Serkan Akkoyun / TRT SPOR 

4 Temmuz 2020 Cumartesi

Abdullah Avcı ile 105'e 68'e dair derin bir muhabbet

Beğeneni de çok, beğenmeyeni de... Hakkında herkesin söyleyecek bir sözü var... O ise sadece saha içini konuşuyor. TRT Spor yorumcusu Serkan Akkoyun, Abdullah Avcı ile derin, detaylı ve değerli bir futbol sohbeti gerçekleştirdi.


Türkiye'de popüler bir figürseniz herkesin sizin hakkınızda mutlaka söyleyecek bir sözü vardır. Hele futbol dünyasında popüler bir figürseniz... Abdullah Avcı da onlardan bir tanesi. Kimilerine göre finalleri kazanamayan bir teknik direktör, aralarında benim de olduğum kimilerine göre ise oyunu değiştirebilecek idealizme sahip bir futbol adamı. Yaşadığı tüm iniş ve çıkışlara rağmen sadece 105'e 68'in içinde olanları konuşuyor. 'Biliyorum' demiyor, 'öğreniyorum' diyor. Hatalarında suçu başkalarına atmaktansa önce kendi öz eleştirisini yapıyor. Son birkaç yıldır ise, futbol dünyasının alışık olmadığı bir şekilde kişisel gelişimi için profesyonel bir kariyer yönetim ekibiyle çalışıyor. 105'e 68'in içinde en iyilerden biri olmak için dışında kalan sonsuz alanı, sınırsız kullanıyor.
Abdullah Avcı, hakkında herkesin mutlaka bir sözü olacağı, futbol dünyasının en önemli figürlerinden. Onunla derin, detaylı ve değerli bir futbol sohbeti gerçekleştirdik. Yazıyı okumaya devam edecekseniz uyarayım; bundan sonrası futbola dair önemli spoilerlar içeriyor. Keyifli okumalar...
"Kazanmak her şey değildir. Nasıl kazandığınızın da önemi vardır"
Hocam öncelikle sizin futbol gelişiminizi konuşarak başlamak istiyorum. Neredeyse 6 yılda 6-7 farklı sistem uyguladınız. Yakın dönemden ele alırsak ilk yıllarınızda genel olarak sahayı 4'te 1'lik bölümlerde kullanan, kaymalara dikkat eden ve kontra atak futbolu oynayan bir takım ortaya çıkardınız. Daha sonra Emre'nin gelmesiyle pas ve topa sahip olmalar başladı. Ofansif beklerin gelmesiyle Emre'nin uzun pas özelliğini de oyuna kattınız. Son seneleriniz de ise tamamen pas futbolu, 2 tane 10 numaralı ve İrfan gibi kreatif oyuncularla dominant bir futbol izledik. Buradan yola çıkarak şunu konuşmak istiyorum: Kendi futbol yolculuğunuzu nasıl anlatmak istersiniz? Başladığınız günlerle bugünler arasındaki farklar neler? Hangi noktalarda bu bahsettiğim değişimler yaşandı ya da bu tespitlerimde hatalı/farklı noktalar nelerdi?
Futbol antrenörlük hayatımda sürekli gelişmeyi kendime felsefe edinerek bu mesleği icra etmeye çalışıyorum. Tespitlerinize katılıyorum. Başakşehir’in ilk kurulduğu sene savunma gücü yüksek bir takım oluşturduk ve bu oyunla ligi 4. sırada bitirdik. Kendimizi tekrarlamak değil ilerlemek istiyorduk. Savunma oyununu sürdürülebilir hale getirmek için süreç içerisinde oyunumuza hücum gücünü ekledik. Son yıllarımızda mümkün oldukça fazla oyuncu ile hücum yapıp rakip savunmaların düzenini bozmayı amaçlayan bir hücum organizasyonu üzerinde çalışıp bu geçişleri yaptık. Geçiş süreçleri her zaman sancılıdır ve yenilikleri oyuncularınıza inandırmak zaman alabilir. Bu süreçlerde zaman zaman skor olarak kaybettiğimiz maçlar oldu fakat bizim için önemli bir öğrenme süreci oldu. Bunun için 'kaybettik' değil 'öğrendik' diyebilirim. Bu geçiş sürecinde takımınızdaki oyuncuların algı seviyesi yüksek ise geçiş sürecini kolaylaştırabilirsiniz. Oyunu her zaman bir bütün olarak düşünüyorum. Topa sahipken alanı olabildiğince genişletip rakibinizi kendinizden uzaklaştırmalı, top rakipteyken oyun alanını mümkün olduğu kadar daraltıp rakibinize yakın olmalısınız. Hücum yaparken savunmayı, savunmaya yaparken hücumu düşünebilen oyuncu grupları oluşturmak üzerine çalışmalar yapıyoruz. Pas oyunun kendi içerisinde amaçları vardır. Sadece pas sayımızın yüksek olması oyuna hükmettiğiniz anlamına gelmez. Bütün hücum organizasyonlarımızda rakibin savunma yerleşimini nasıl bozarız bunun üzerine çalışmalar yapıyoruz. Takımların ve oyuncuların gelişimi gibi teknik adam olarak ben de kendimi ve ekibimi geliştirmekle yükümlü olduğum düşüncesi içerisindeyim ve her gün bir önceki günden daha iyi olmak için çalışıyorum. Futbol hatalar oyunudur denir hep, ben yaptığımız hataları analiz edip ders çıkarmaya ve sürekli neyi daha iyi yapabilirim düşüncesi ile hareket etmeye çalışıyorum. Kazanmak her şey değildir. Nasıl kazandığınızın da önemi vardır. Uzun süre Başakşehir’in ilk yıllarındaki gibi bir oyun oynamış olsaydık ne ben mutlu olurdum ne de oyuncu grubu mutlu olurdu. Sürdürülebilir başarılar için yaptığınız işten keyif almalı ve izleyenlere keyif vermelisiniz.

"Artık kalecilerin sadece kurtarış yapması yetmiyor"
Sizin gelişiminizi konuştuk. Bir de futbolun gelişimi var. Sürekli değişen, dönüşen bir oyun haline geldi futbol. Bu gelişmeleri muhakkak takip ediyorsunuz. Sizce futbol günümüzde nasıl bir oyun haline geldi? Siz kendinizi bu oyunun neresinde görüyorsunuz?
Futbol sürekli gelişim halinde devam ediyor. Günümüz futbolunu sadece hücum ya da savunma diye ayıramayız her ikisini de aynı anda yaparak oyununuzu planlamanız gerekiyor. Yani Hollandalıların Total Futbol olarak adlandırdığı bu 'birlikte hücum birlikte savunma' oyunu günümüzde en çok gördüğümüz oyun diyebiliriz. Bunun yanında günümüzde savunmaların daha fazla ön plana çıkmasından dolayı geçiş hücumlarının etkisi maçların belirleyicisi oluyor. Ben oyunun sürekli gelişmesinden dolayı dünya futbolundaki yenilikleri sahaya yansıtma çabası içerisindeyim. Günümüzde futbol sürekli gelişiyor, savunma ve hücumu birlikte yapan üst seviye takımlar görüyoruz. Bu üst seviyedeki takımlar, bizlere çok iyi örnek oluyorlar. Kendinizi geliştirmediğiniz sürece geriye gidiyorsunuz. Dünya futbolunu yakından takip edip, güncel oyunları repertuarımıza ekliyoruz ve uygulamaya çalışıyoruz.
Günümüz futbolunda kanat beklerinin öne çıkması, oyun kurucuların 'deep lying playmaker' haline gelmesi ya da sweeper kalecilerin kullanılması dikkat çekiyor. Artık liberolar, klasik 10 numaralar ya da pivot santrforlar demode oldu. Sizce futbolda başarılı olmuş akımları mı takip etmek doğru olur yoksa her takım kendi doğrusunu mu aramalıdır?
Futbolda öne çıkmış akımları takip etmek doğrudur bunun yanında içinde bulunduğunuz ülke gerçeklerini de unutmamanız ve buna göre hareket etmeniz gerekir. İçinde bulunduğunuz ülkede oyuncuların alışmış olduğu saha formasyonları ve oyun tarzları vardır. Bunları bir bütün olarak düşünüp oyuncularınıza basit ve net bir şekilde istediklerinizi anlatıp uygulamanız teoride planladıklarınızın sahaya yansımasını kolaylaştırır. Dünya futboluna öncülük eden takımların oyuncu yetenekleri sizinkinden çok farklı olabiliyor. Dünya futbolunu yakından takip edip size uygun olabilecek akımların bir bölümünü uygulamak daha gerçekçi ve sağlıklı olacaktır. Günümüz futbolunda gelişmiş savunmaları açmak gün geçtikçe zorlaşıyor ve siz de bunlara çözüm üretmek durumunda kalıyorsunuz. Bulduğunuz çözümleri sürekli güncellemek durumundasınız. Bu çözümleri sadece hücum oyuncuları ile bulamıyorsunuz. Rakibin savunmasını açmak için kalecinizi dahi oyunun içerisine kullanmanız gerekiyor. Nasıl savunma yaparken savunmayı forvet oyuncuları ile başlatıyorsanız hücum yaparken de hücumun ilk ayağını kaleciniz ile başlatmanız gerekiyor. Hücum yaparken tüm oyuncularınızı oyunun içine sokmak, mümkün olduğunca fazla oyuncu ile hücum yapma fırsatı sağlıyor. Günümüz futbolunda bunların örneklerini çok fazla görebiliyoruz. Artık kalecilerin sadece kurtarış yapması yetmiyor aynı zamanda oyunun içerisine katılması gerekiyor. Aynı durum savunma oyuncuları içinde geçerli; topu uzaklaştırmak yerine takım arkadaşlarına kazandırarak atak başlatması önemlidir. Güncel futbolda takımlar artık klasik 10 numaralar yerine iki tane 10 numara tarzındaki 8 numaralar ile oynuyor. Bu sayede bu orta saha özellikli oyuncuların hem savunma hem gücünden yararlanarak hücumda ve savunmada sayısal üstünlük sağlayabiliyorsunuz. Günümüz futbolunda tüm oyuncuların savunmaya ve hücuma katılması gerekiyor. Bir oyuncu bile saha içerisinde savunma organizasyonuna katılmadığında rakipler bu zaafları çok iyi şekilde kullanabiliyor ya da bir oyuncunuz hücum organizasyonlarında yeterli seviyede olmadığında oyununuz kilitlenebiliyor. Çalıştığım takımlarda top ayağında olmayan oyuncular top ayağında olan oyuncunun ne yapacağını bilmesini isterim. Johan Cruyff’un çok sevdiğimiz bir sözü vardır ‘’Topun nereye gideceğini top ayağında olan oyuncular değil topsuz oyuncuların yaptığı koşular veya aldığı pozisyon belirler’’ bu yüzden ‘’yardımcı koşu ‘’ olarak adlandırdığımız topsuz oyuncuların yapacakları koşular oyunumuzu belirlemede bize yardımcı oluyor. Saha içerisinde oyuncuların, saha kenarında bizlerin, tribündeki seyircilerin ve ekran başındakilerin keyif alacağı bir oyun anlayışı için sürekli çalışmaya, geliştirmeye devam edeceğiz.

"Felsefesinden en çok etkilendiğim oyun modelleri Johan Cruyff'unkiler"
Benim kişisel gözlemlerinden bir tanesi sizin biraz Atletico Madrid biraz Manchester City'nin dikte ettiği oyun modellerine benzemeye çalışmanızdı. Topa sahip olup, pasla çıkan ve oyunu rakip yarı sahada oynamak isteyen takımlar düşünüyordunuz. Ancak bence en önemli özelliğiniz savunmada iyiydiniz ve özellikle size karşı kullanılan duran toplarda alan savunması disiplinini kaybetmediniz. Sizden duymak isterim: Takip ettiğiniz bir futbol modeli var mı? Ya da beğendiğiniz teknik adamlar? Varsa bunu nasıl anlatabilirsiniz? Yoksa, futbolda her dönemde farklı modelleri mi denemek doğrudur?
Bahsettiğiniz sezon İstanbul Başakşehir’de duran toplardan 18 gol bulmuştuk ve bunların 17’si müsabakanın ya ilk golü ya da eşitliği bozan gollerdi ve bu maçların 16 tanesini kazandık. Ben oyunun her bölümünü planlamayı seviyorum ve bunu oyuncularıma anlatıp ikna etmeye çalışıyorum. Duran toplarda oyunun en önemli parçalarından biri. Benim takımlarımda akan oyunda olduğu gibi duran toplarda da alan savunmasını görebilirsiniz. Her oyuncuyu mümkün olduğunca kendi bölgesine göre alan savunmasında görev vermeye çalışıyorum. Duran toplarda her oyuncunun kendi bölgesinde pozisyon alması, pozisyonların devamında pozisyon geçişlerini kısa sürede yapmalarını sağlıyor. Duran toplardan atılan gollerin büyük bir kısmını duran topların devamından geldiğini biliyoruz ve bunlara karşı savunmada önlemler alıp hücumda rakiplerin zaafları üzerine çalışıyoruz. Johan Cruyff felsefesindeki oyun modelleri benim oyun anlayışımı en çok etkileyen felsefe ve biz de bunları uygulamaya çalışıyoruz. Sacchi, Sarri, Bielsa, Guardiola, Kloop, Favre gibi teknik direktörler dünya üzerinde felsefelerini çok beğendiğim ve oyunlarından etkilendiğim teknik adamlar. Hepsinin kendine özgü özellikleri var ve herbirinden kendinize bir şeyler katabiliyorsunuz.
"Teknik ekibimde beni tamamlayan profesyoneller çalışırım"
Milli takım döneminizde (2012) verdiğiniz bir röportajda aynen şu cümleleri söylemiştiniz: "Bugün dünyada taç atışlarını herkes çok küçümsüyor. Taç atışlarından atılan veya yenilen gollerin veya girilen pozisyonların haddi hesabı yok. Çünkü taç atışlarında top dışarıda olduğu için oyuncu pozisyonunu almakla ilgili sıkıntı yaşar." Sizin bu sözlerinizden 6 sene sonra dünya Liverpool'un taç antrenörünü konuşuyordu... O günden bugüne sizce biz nerede eksik kaldık?
Futbolda ayrıntılar çok önemlidir ve %1‘lik % 2'lik ayrıntılar bütün maçın belirleyicisi olabilir. Ayrıntılara hep dikkat etmiş ve üzerinde durmuşumdur. Küçük ayrıntılar büyük farkları oluşturuyor. Çalıştığım oyunculara sürekli topun oyun dışında olduğu bölümün ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Taçlar da topun oyun dışında olduğu önemli bölümlerin başında geliyor. Savunmadaki ve hücumdaki taç atışları oyun genelinin ciddi bir bölümünü etkiliyor. Ligimizde top oyunda ortalama 51-52 dakika civarında kalıyor. Maç başına ortalama 41 taç atışı kullanılıyor. Bu 41 taç atışında takımlar yerleşimlerini kaybediyorlar ve bu rakipler için fırsat oluyor. Taç atışlarının devamında topa sahip olma oranınız artıyor ya da azalabiliyor. Rakip taç atışlarında sahayı daraltıp doğru pozisyon almıyorsanız topun arkasında 2 dakika koşmanız gerekebiliyor. Bu yüzden 2-3 saniyelik reaksiyon vererek bu 2 dakikayı topa sahip olarak geçirebiliyorsunuz. Hücum yaparken de bunun tersini düşünebiliriz. Günümüzde her işi profesyoneller ile yapmak durumundasınız. Teknik ekibimde beni tamamlayan profesyoneller çalışırım. Çalıştığım antrenörlerin sürekli futbol düşünmelerini ve sürekli futboldan konuşmalarını isterim. Benim de maçtan sonra çıkıp sahanın içerisindekileri anlatmam bundandır.
"Ülkemizde çok fazla uzun vadeli sistematik çalışmalar yapılamıyor"
Futbol tarihinde dönemlere damga vuran takımlar vardır: 50'ler Macaristan, 60'lar Ajax, 70'ler Brezilya, yine 70'ler Hollanda (Ajax'ın devamı), 80'ler Milan, 90'lar İtalyan takımları, yine 90'lar Fransa, 2000'ler İspanya, Barcelona, Real Madrid ve yakın dönemlerde Atletico Madrid, Manchester City, Liverpool... Bu tarihte neden hiçbir Türk takımı yer alamadı sizce?
Tarihe damga vuran takımlar ya da ülkeler sistemli bir şekilde organizasyonlarını gerçekleştiriyorlar. Maalesef bizim ülkemizde çok fazla uzun vadeli sistematik çalışmalar yapılamıyor ve bunun karşılığını alamıyoruz. Bir ülkede veya takımda sistemin işler hale gelmesi binlerce saat teorik ve pratik antrenmanlar gerektiriyor. Bu sistemlerin oluşması sadece profesyonel takım ile olmuyor aynı zamanda öz kaynak düzeninizin en alt yaş kategorisinden başlayarak futbol felsefenizi ve kültürünüzü oyunculara anlatmalı ve uygulamalısınız.
Hocam soruyu biraz daha sert sormak istiyorum: Türk futbolunun ekolleşme sorunu, taktiksel geri kalmışlığının altında yatan nedenler neler olabilir? Bunda oyunu konuşmamak, saha içiyle ilgilenmemek ve en önemlisi futbol konuşurken olmuş bitmişle ilgili söz söylemekten başka, olması gerekene dair çözüm üretmemek ne kadar etkili?
Ben hep saha içerisinde kalarak sahanın içini konuşmaya çalıştım ve bu mesleği yaptığım sürece bildiklerimi ve planladıklarımı paylaşmaya devam edeceğim. Oyuncularımla taktiklerimizi konuşmayı, rakip taktikleri hakkında tartışmayı ve takım oyununu düşünmelerini isterim. Bunlar hem sizi hem oyuncularınızı geliştirip daha kısa sürede çözüm üretme konusunda size yardımcı oluyor. Çalıştığımız takımlarda video analizlerimizi interaktif biçimde yapma yolundayız. Ben her analiz toplantısında oyuncularımı “Planımız neydi?” “Bu planı nasıl uyguladık?” “Neleri daha iyi yapabilirdik?” gibi sorularla oyunu düşünmeye ve çözümler üretmeye zorluyorum. Oyuncularımdan ve ekibimden sürekli oyunu ve kendimizi sorgulamalarını istiyorum. Bu hem onları hem bizleri geliştiriyor. Bugünün oyuncuları yarının antrenörleri olacak ve onlar da oyuncularını geliştirecekler. Yeni nesil ile birlikte daha planlı oyunlar ve oyuncular ortaya çıkacak ve taktiksel gelişim günden güne daha önemli bir hal alacak.
"Almanya'da oyuncular A takıma gelene kadar 20.000 dakika süre alıyor, ülkemizde ise 5.000 dakika"
Türk futbolunun en büyük problemi her zaman söylendiği gibi altyapı. Siz altyapıda çalışmış, başarılı olmuş bunu Milli Takım düzeyine de taşımış bir teknik adam olarak altyapı konusunda neler söylemek istersiniz? Altyapı antrenörlüğü, eğitim müfredatı, çocukların topla olan ilişkisi, dünyadan modellerin Türkiye'de uygulanabilirliği gibi konularda nasıl üst seviyeye çıkabiliriz?
Altyapıdan gelen oyuncularımızın futbolun temellerini çok iyi bilmesi ve uygulayabilmesi gerekiyor. Bunu sadece oyuncu eğitimi ile sağlayamazsınız aynı zamanda antrenör, yönetici, spor adamları eğitimini de gerçekleştirmemiz gerekiyor ki oyuncu gelişimi hızlandırabilelim. Altyapıya olan yatırımlar sadece bir ya da iki kulüp ile yapıldığında sonuç alamayız, tüm takımların bu yatırımları yapması gerekir ki oyuncu gelişimi sağlansın. Sadece bir takım altyapı yatırımı yaptığında müsabakalarda çok farklı sonuçlar ortaya çıkabiliyor ve oyuncu gelişimi gerekli düzeylerde olmuyor. Alt yaş gruplarında rakiplerine üstünlük kuran oyuncular A takım seviyesine geldiklerinde aradaki fark ortadan kalkıyor. Bizim yapmamız gereken gerekli rekabet ortamını sağlayabilmek. Gerekli rekabet ortamını sağladığımızda oyuncularda sürekli bir gelişim olması oldukça muhtemel. Federasyon, altyapı takımları için kriterler koyup (saha, tesis, antrenör eğitimi vb.) bu kritere uygun olan takımları kendi aralarında yarıştırarak gerekli rekabet ortamını sağlamalıdır. Alt yaş gruplarında oyuncuların mümkün olduğunca fazla süre alarak A takıma gelmesi gerekmektedir. Örneğin Almanya'da oyuncular A takım seviyesine gelene kadar 20.000 dakika civarında süre alarak geliyor maalesef bu sayı ülkemizde 5.000 dakika civarında. Alt yaş kategorilerinde oyuncular 20-22 müsabakaya çıkarak sezonu bitirebiliyor. Alt yaş gruplarında müsabaka sayısını arttırmalı ve oyuncu gelişimini sürekli hale getirmeliyiz.
Ülkemizde PAF, U19, U21 vb. ligler yıllarca uygulandı fakat istediğimiz karşılığı hiçbir zaman alamadık ve uzun bir süre de alacak gibi bir durum gözükmüyor. Bu ligler yerine kurulabilecek olan Rezerv Lig ile oyuncuların daha fazla süre almasına olanak sağlayarak oyuncuların kontrol altında olması sağlanabilir. Altyapıdan gelen oyuncular 19 yaşına kadar A takım seviyesine geliyorsa bu oyuncular A takıma kazandırılabilir. 19 yaşından sonra A takıma uygun seviyeye gelmemiş oyuncular için 19-23 yaş aralığında bir Rezerv Lig kurarak bu oyunculara daha fazla süre tanıyabiliriz ve bu oyuncuları kontrolümüzde tutabiliriz. Dünyada ve ülkemizde bu tarz oyuncu örnekleri ile fazlası ile karşılaşmaktayız. Altyapıdan yetişen oyuncu 19 yaşında A takım seviyesine uygun olmadığı gerekçesi ile takımla ilişkisi kesiliyor ve alt lig takımlarına transfer oluyor. Burada 1-2 yıl yeterli şansı bulduktan sonra ciddi ücretler ödenerek farklı takımlara transfer olabiliyor. Rezerv Lig içerisine 2-3 kontenjan koyarak A takımda forma şansı bulamayan ya da sakatlık sonrası maç eksiğini kapatmak istediğiniz oyunculara burada şans verebilirsiniz.
"Futbolu aklınızla oynadığınızda daha az mesafe kat edip daha fazla iş yapabiliyorsunuz"
Diego Simeone ile çalışan futbolcular onun antrenmanlarından çok bahseder. Sizin için de aynı durum geçerli. Özellikle günümüz futbolunda antrenmanlar ne kadar önemli? Maçta yapılacak her şey daha önce planlanır mı? Örneğin duran top çalışmak şu anda elit takımların antrenmanlarında baya zaman alıyor. Siz futbolda antrenmancı mısınız yoksa 'en iyi antrenman maçtır' diyenlerden misiniz?
Hedef odaklı antrenmanlar üzerine çalışıyoruz. Müsabaka içerisinde karşılaşacağınız senaryoları antrenmanlarda canlandırma yapmanız oyuncuların maç performansını arttıracaktır. Bizim takımlarımızda antrenmanlar büyük bir bölümünü taktiksel çalışmalar oluşturuyor. Fiziksel antrenmanlarımızı dahi taktiksel olarak yapmak için ekibim çalışıyor ve uyguluyor. Oyuncular zaman zaman taktik çalışmalardan sıkılabiliyor fakat maç içerisinde karşılaştıkları sorunlar karşısında daha önceden çalışmış oldukları çözüm noktalarını sahada uyguladıklarında bundan çok keyif alıyorlar. Takımlarımızda haftada bir günümüzü duran top antrenmanlarına ayırıyoruz. Duran toplar atılan gollerin %30-35 civarına denk geliyor. Zaman zaman kilitlenmiş oyunda skoru değiştiren golü duran toptan bulup oyununun kontrolünü elinize alabiliyorsunuz. Antrenmanlarınız maç formatına en yakın şekilde olmalı ve maçı yansıtmalıdır. Oynadığınız oyun tarzı ile antrenmanlarınız benzerlik göstermelidir. Pas oyunu üzerine kurulu bir sisteminiz varsa antrenmanlarınız da bunları içermelidir. Müsabaka içerisinde topa tek dokunuş çok önemlidir fakat topa tek dokunuşta istediklerinizi yapabilmeniz için antrenmanlarda binlerce defa topa dokunmalısınız ki müsabaka içerisindeki topu dokunuşunuz kusursuz olsun. Antrenmanlarımızın çok büyük bir bölümü top ile geçiyor ve oyuncunuz her ne seviyede olursa olsun geliştiklerini gözlemleyebiliyorsunuz. Futbolu aklınızla oynadığınızda daha az mesafe kat edip daha fazla iş yapabiliyorsunuz.

"Galatasaray maçında attığımız ilk golü maçtan önce çalışmıştık"
Hocam teoriyi konuştuk ama biraz da pratik örneklerden yola çıkarak detaylandırmak istiyorum. Başakşehir'le Galatasaray'ı 5-1 yendiğiniz bir maç vardı. Benim tespitim şöyleydi o maçla ilgili: Mahmut ve Emre Belözoğlu yokken Galatasaray, size karşı Tolga-Belhanda-Fernando-Ndiaye orta sahası ile çıktı. Elia/Visca kanatlarını sadece beklerle karşıladılar. Zaman zaman 3'lüye döndüler hatta. Buna karşılık sizse bekleri içeri çektiniz, orta saha gibi oynattınız ve rakipten kalabalık oldunuz. Kanatları zorlayan rakip olmadığı için bol bol çizgiyi kullandınız...
Galatasaray o sezon Igor Tudor ile birlikte farklı formasyonları kullanıyordu. 1-3-5-2, 1-3-4-3, 1-4-3-3 gibi farklı formasyonları kullandı. Biz de antrenmanlarımızda bize karşı çıkabileceği tüm formasyonlara karşı planlarımıza çalıştık. Galatasaray o maçta 1-4-4-2 diamond formasyonu ile 2 çift forvet olarak çıkmıştı ve biz de bu formasyona karşı 1-4-2-3-1 formasyonu ile oynadık. Orta sahada Fernando, Tolga, Belhanda, Ndiaye ile oynuyorlardı ve merkezde bizim 3 oyuncumuza karşı 4 oyuncu ile orta sahada üstünlük kurabilirlerdi. Biz de beklerimizi iç koridora çekerek , Adebayor’u da sahte 9 numara olarak geri gelmesini istedik ve orta sahada zaman zaman 5v4 zaman zaman 6v4 sayısal üstünlüğü sağladık. Orta saha üstünlüğünü aldığımızda oyun kontrolü bizim elimize geçti ve hücumlarımızı kanatlardan gerçekleştirerek sonuca gittik. Bunun yanında şunu da söylemeliyim 5-1’lik maçta maçın ilk golünü müsabakadan önceki son antrenmanda çalıştığımız duran top organizasyonundan bulduk ve bu bizim sisteme ve oyuna olan inancımız arttırdı.
Buradan yola çıkarak şunu sormak istiyorum: Bir teknik adam olarak maça çıkmadan önce senaryoları nasıl çalışıyorsunuz? Rakip kadroya göre nasıl refleks alıyorsunuz? Bunların ne kadarı önceden planlanıyor, ne kadarına maç içinde karar veriliyor?
Oyun planlarımızın çok büyük bölümünü müsabaka öncesinde çalışıyoruz. Maç gününe kadar rakibin beklediğimiz savunma ve hücum organizasyonlarına karşı teorik ve pratik çalışmalarımızı yapıyoruz. Çalıştığımız oyuncu grubunun saha içerisinde problem çözme yeteneğini geliştirmek üzerine çalışmalar yapıyoruz. Antrenmanlarda maçlarda karşımıza çıkabilecek sorunlara karşı ne tür çözümler bulabiliriz onlar üzerine kafa yoruyoruz. Sorunlara en uygun çözüm hangisi ise onu uygulamak isterim. Rakipler zaman zaman formasyonlarını değiştirebiliyorlar. Antrenmanlarda maç içerisinde karşılaşabileceğimiz tüm olasılıkları kısa bir şekilde çalışıyoruz. Eğer oyuncu grubunuz algı seviyesi yüksek oyunculardan oluşuyorsa teorik olarak dahi çözümünü bulabiliyorsunuz. Bu tarz durumlarda animasyonları tablet ile maçtan önce oyuncularınıza göstererek müsabakada uygulamalarını istiyoruz. Maç esnasında yedek kulübesi ile analiz ekibi telsiz vasıtasıyla iletişim halinde oluyor ve sürekli bilgi akışlı sağlanıyor. İlk 45 dakikada yaşadığımız problemleri ve çözümünü devre arasında oyuncularımıza video ile gösteriyoruz ve isteklerimiz onlara iletiyoruz.
"Felsefeniz oturmamışsa hangi formasyonu kullandığınızın bir önemi olmayacaktır"
Bu konudan devam ederek şunu da tartışmak istiyorum hocam: Siz 4-2-3-1, 4-1-2-3 ve 2-3-2-3 yani farklı formasyonlar deneyen bir teknik adamsınız. Biz de bunları konuşmayı çok seviyoruz. Ancak biraz tersten konuşmak istiyorum. Bizde hep 'taktik-sitem' ve 'diziliş' birbirine karıştırılır. '4-4-2 taktiği ile oynadı' denir. Formasyonlar ile taktik arasındaki fark nedir ve önemli olan formasyon mudur, sizden dinleyebilir miyiz?
Sistem takımın bütün organizasyonu ve işleyişidir, formasyon ise sistemin içerisindeki bir araçtır. Formasyon sahaya sayısal dağılımdır diyebiliriz. Formasyondan çok kaç oyuncu ile hücum yapıp kaç oyuncu le savunma yaptığınız önemlidir. Avrupada Manchester City, Barcelona, Liverpool 4-3-3 formasyonu ile oynamaktalar ama bunun yanında hepsinin saha dizilimleri birbirinden çok farklı. Formasyonun içerisinde dahi değişiklikler olabilir. Farklı formasyonlar ile aynı taktiği uygulayabilirsiniz. Dortmund üzerinden bir örnek verirsek geçen sezon 4-2-3-1 oynuyorlardı bu sezon 3-4-3 formasyonun kullanıyorlar fakat taktiklerinde herhangi bir değişiklik gözlemlenmiyor. Felsefeniz formasyonun işleyişini kolaylaştırır. Felsefeniz tam anlamı ile oturmamışsa hangi formasyonu kullandığınızın bir önemi olmayacaktır.
"Oyunun anlarını doğru oynayabilmek çok önemlidir"
Beşiktaş'la oynadığınız bir Antalyaspor maçı da var. 2-1 kazandınız ancak iki yarı, iki farklı takım izlemiştik. İlk yarıda önde baskı kuran, doğru pas tercihleri kullanan ve kısa sürede skor avantajını yakalayan bir takım. Ancak aynı takım ikinci yarı üstünlüğü rakibe vermişti. Şunu sormak istiyorum: Oyunu 0-0 oynamak mı daha zordur yoksa erken 2-0 yapmak mı? (Çünkü o maçta 50'de 2-1 olunca takım da bir çözülme gözlenmişti.) Hep tartışılan bir konudur çünkü bu. Erken öne geçen takımın geri çekilmesi. Ve ihale teknik adama kalır. Gerçekten böyle midir yoksa oyuncu da skoru korumak için içgüdüsel olarak böyle davranır mı? Biraz teknik adam gözüyle oyuncu psikolojisini anlamak istiyorum açıkçası...
Oyunda skor değiştikten sonra rakip planları çok kısa süre içerisinde değişebiliyor. Müsabaka içerisinde oluşabilecek her türlü skora hazır olmalısınız ve takımınızı antrene etmelisiniz; özellikle Türkiye gibi skorun etkisi ile duygusal reaksiyon veren bir ülkede çalışıyorsanız... Aslında skoru bulunca geri çekilmek çoğu zaman sizin isteğiniz ile olmaz. Rakip takım skor olarak geri düşmüşse alabileceği tüm riskleri alıp oyunu önde oynamaya karar verir. Deplasmanda oynuyorsanız işin içerisine seyircinin dahil olması ile birlikte psikolojik faktörler sizi kendi kalenizin önüne itebilir. Bu durumlarda takımınız iyi savunma yapmayı bilmesi gerekir. Futbol içerisindeki çok fazla miktarda psikoloji barındırır. Bu tarz durumlarda saha içerisinde lider özellikli oyuncular oyunun belirleyici olurlar. Oyunun anlarını doğru oynayabilmek çok önemlidir. 90 dakika boyunca hücum yapmanız mümkün olmaz, bu tarz rakibin sayısal olarak fazla oyuncu ile hücum yaptığı durumları fırsata çevirebilirsiniz. Geçiş hücumlarında hücum oyuncularınızın ön alanda topu koruması ve arkadan gelen oyunculara servis yapması takımınızın hücuma çıkmasını kolaylaştıracak aynı zamanda savunma performansını arttıracaktır.
"Futbolun her alanında profesyonellere ihtiyaç var"
Sizin gibi birkaç kişi daha olmasına rağmen antrenörlük meselesinde yeterli seviyede değiliz bence. Özellikle TFF'nin lisans verme kriterleri, eski futbolcu değilseniz sizi çembere sokmamak üzerine. Bu da -uç örnek vererek dikkat çekmek istiyorum- bizden bir Sacchi, Sarri, Mourinho, Tedesco gibi isimlerin çıkmasını engelliyor olabilir. Sizce antrenörlük konusunda bu sistemde bir değişim yapılmalı mı?
Ülkemiz bu geçişi yapmak zorunda. Güncellenen futbolda genç beyinlere ve farklı görüşlere fazlasıyla ihtiyaç var. Antrenör kurslarına talep oldukça fazla oluyor ve federasyon bu talebi karşılamakta oldukça zorlanıyor. Son dönemlerde analiz antrenörlüğü, fiziksel performans antrenörlüğü, scout antrenörlüğü, psikolojik performans danışmanlığı vb. kurslar açarak teknik ekip içerisindeki eğitimleri vermeye çalışıyorlar. Bu kursların sayısını arttırılmalı, niteliği zenginleştirilmeli ve her kesime hitap ediyor olması sağlanmalı düşüncesindeyim. Futbolun her alanında profesyonellere ihtiyaç var. Ben her işi uzmanına yaptırıp maksimum fayda almayı amaçlarım.

"Ekibimi sürekli yurt dışına gönderiyor, güncel bilgileri toplamalarını ve bana raporlamalarını talep ediyorum"
Hocam siz profesyonel bir ekiple çalışıyorsunuz ve sürekli gelişmek için uğraşıyorsunuz. Futbolun dışında yabancı dil öğrenmek, dünyayı yakalamak, seminerlere katılmak vs. Bu çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz? Ayrıca son dönemde neler izliyorsunuz, neler okuyorsunuz, ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Benim hem saha içi için çalışan teknik bir ekibim, hem de saha dışı projeler ve gelişimler için çalışan bir kariyer ekibim var. İki ekip eş güdüm içerisinde ortak çalışıyorlar. Düzenli toplantılar yapıyoruz. Hem dünya futbolunu takip ediyor hem o gelişmelerden nasıl faydalanabileceğimizi planlıyoruz. Ekibimi sürekli yurt dışına gönderiyor, güncel bilgileri toplamalarını ve bana raporlamalarını talep ediyorum. Geçmiş yıllarda ekibimi Atletico Madrid, Barcelona, Manchester City Borussia Dortmund, Werder Bremen gibi takımlara gönderip sistemlerini incelemelerini istedim. Bu sistemlerden biz nasıl yararlanabiliriz hangilerini ülkemizde hayata geçirebiliriz bunları tartışıyoruz. Karantina sürecinde evde kaldığımız dönemde birçok spor filmi ve belgeseli izleme fırsatım oldu. Aynı zamanda kütüphanemde olan fakat okuma fırsatı bulamadığım birçok kitabı, özellikle futbol kitaplarını okudum. Kitaplarda, dizilerde ve filmlerde gördükleriniz, okuduklarınız yaşadıklarınız yaşadıklarınızla örtüştüğünü görüyorsunuz. Ekibim, takım çalıştırmadığımız bu süreçte oynanan maçların analizlerini yaptı. Online toplantılar düzenleyip hepsinin detaylı analizlerini yaptık. Pandemi öncesinde ekibim ile birlikte yurtdışı kulüp ziyareti ve maç izleme programları yapmıştık maalesef pandemiden dolayı bunları gerçekleştiremedik. Bunları önümüzdeki süreçte yapmayı planlıyoruz.
Kaynak: Serkan Akkoyun / TRT SPOR