TV İZLE

Canlı TV'ler burada...

Aromaterapi, Fitness ve Beslenme: Doğal Yağlarla Bütüncül Sağlık Rehberi

Günlük egzersiz performansınızı artırmak, kas ağrılarını azaltmak ve sağlıklı beslenme düzeninizi desteklemek istiyorsanız, aromaterapi ve doğal yağlarla fitness dünyasını birleştiren bu kapsamlı rehber tam size göre!

BYD HAN | Test Sürüşü

BYD HAN 3.9s | Avrupalı Premium otomobillere kafa tutar mı?

En Seksi Voleybol Frikikleri

Birbirinden seksi voleybolcular plajda ve salonlarda ter dökerken zaman zaman da verdikleri frikiklerle yürek hoplatıyorlar…

TV’de Spor Ekranı

TV’de Spor Ekranı ile TV'de canlı spor yayınları ve canlı maçlar hangi kanalda öğrenin.

UEFA Şampiyonlar Ligi Maç Özetleri

2024-2025 UEFA Şampiyonlar Ligi Maç Özetleri TRT farkı ile burada...

Vodafone Sultanlar Ligi'nde biten transferler (2026-2027 sezonu)

Vodafone Sultanlar Ligi ekipleri, 2026-2027 sezonu öncesi kadrolarına takviye yapıyor. İşte şu ana kadar biten transferler...

UEFA Konferans Ligi Maç Özetleri

UEFA Konferans Ligi Maç Özetleri​ TRT farkı ile burada ...

UEFA Avrupa Ligi Maç Özetleri

UEFA Avrupa Ligi​ Maç Özetleri TRT farkı ile burada...

Michael Jordan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michael Jordan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2022 Pazartesi

NBA All-Star'da "en iyi 75 basketbolcu" onurlandırıldı

NBA All-Star maçının devre arasında, adını efsaneler arasına yazdırmış 75 isim onurlandırıldı. Törende Michael Jordan, Kareem Abdul-Jabbar ve Magic Johnson gibi isimler de yer aldı.

NBA'in 75. yılında, 25., 35'nci ve 50. yıllarda olduğu gibi, tarihin en iyi 75 oyuncusu onurlandırıldı.

Cleveland'ta düzenlenen All-Star maçının devre arasında düzenlenen etkinlikte, efsane isimler sahneye davet edildi.

Rocket Mortgage Field House'un ortasında toplanan NBA'in en iyileri, göğüs kısmında 75. yıl logosu bulunan mavi ceket giydiler.

Sahneye gelen 45 isim arasında, Kareem Abdul-Jabbar, Dennis Rodman ve Shaquille O'Neal gibi kariyerini sonlandırmış isimlerin yanı sıra, LeBron James ve Giannis Antetokounmpo gibi All-Star maçında yer alacak oyuncular da yer aldı.

Vanessa Bryant duygusal anlar yaşadı

Kobe Bryant'ın dev skorborda fotoğrafının yansıtılmasıyla tribünlerde “Ko-be” tezahüratı yapıldı. Törende yer alan Kobe'nin eşi Vanessa Bryant duygusal anlar yaşadı.

Podyuma çıkan son isim Michael Jordan oldu. Majesteleri lakaplı oyuncunun salona girmesiyle alkış tufanı koptu.

Jordan, sahnede Magic Johnson ve LeBron James ile kucaklaştı...

75. yıl takımında yer alıp hayatta olmayan efsanelerin görüntüleri de dev ekranda gösterildi.

25 Ekim 2021 Pazartesi

Michael Jordan'ın ayakkabısına rekor bedel

Dünyaca ünlü ABD'li basketbolcu Michael Jordan'ın kariyerinin başlangıç yıllarında bir maçta giydiği spor ayakkabısı, yaklaşık 1 buçuk milyon dolarlık rekor bedelle satıldı.

Sotheby's Müzayede Evi tarafından yapılan açıklamada, Jordan'ın kariyerinin çaylak yılı 1984'te giydiği "Nike Air Ships" modelindeki spor ayakkabıların, Las Vegas'ta düzenlenen açık artırmada 1,472 milyon dolara alıcı bulduğu belirtildi.

Açıklamada, müzayede evlerinde bir spor ayakkabı için verilen en yüksek bedel rekorunun kırıldığı da vurgulandı. 58 yaşındaki eski basketbolcu, söz konusu ayakkabıları, kariyerine başladığı Chicago Bulls formasıyla 5. maçında giymişti.

ABD'li ünlü şarkıcı Kanye West'in 2008 Grammy Ödül töreninde sergilediği performans sırasında giydiği ayakkabılar ise nisan ayında 1,8 milyon dolara alıcı bulmuştu.


9 Mayıs 2021 Pazar

Michael Jordan'ın forması rekor fiyatla satıldı

Efsane basketbolcu Michael Jordan'ın, Amerikan Üniversite Sporları Federasyonu (NCAA) Erkekler Basketbol Ligi'nde giydiği North Carolina Tar Heels forması, açık artırmada 1,38 milyon dolara alıcı buldu.

Heritage Auctions müzayede evinin internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, Jordan'ın NCAA'de yılın oyuncusu seçildiği 1982-83 sezonunda giydiği North Carolina Üniversitesi forması için 13 Nisan'da başlatılan açık arttırma sonuçlandı.

1984 Amerikan Basketbol Ligi (NBA) Draft'ında 3. sıradan seçildiği Chicago Bulls'da 6 şampiyonluk yaşayan Jordan, çoğu otorite tarafından lig tarihinin en iyi oyuncusu olarak kabul ediliyor.

Aktif kariyerinde sayısız başarıya imza atan 58 yaşındaki Jordan, 2010'dan bu yana da NBA takımlarından Charlotte Hornets'ın çoğunluk hissesini elinde tutuyor.

4 Nisan 2021 Pazar

Son dans, son şut

Michael Jordan'ın 1998 NBA final serisi 6. maçında, Utah Jazz'e karşı bitime 5.2 saniye kala attığı ve kendisine Bulls ile kariyerinin 6. şampiyonluk yüzüğünü getiren unutulmaz şutun hikayesini, öncesini ve sonrasını birlikte inceleyelim.

Öncelikle Majesteleri'nin unutulmaz atışının hikayesini neden "Son dans, son şut" başlığıyla verdiğimi açıklayayım. "The Last Dance" belgeselini basketbolu takip eden çoğu sporsever izlemiştir. Buradaki "son dans" belgeselden geliyor. "Son şut" ise Jordan'ın efsanesi olduğu Chicago Bulls ile 6. şampiyonluğu yakaladığı, Utah karşısında maçı ve final serisini kazandıran, Bulls forması altındaki son basketi olmasından kaynaklı. Jordan 1998 şampiyonluğu sonrası 99'da NBA'de lokavta gidildiği dönemde basketbolu bıraktığını açıklamıştı.

Hatırlanacağı üzere Jordan draft edildiği 1984 yılından 1998'e kadar NBA'de yalnızca Chicago Bulls forması giydi. Ancak, 1993-94 sezonu başlamak üzereyken babasının vefatı nedeniyle aniden basketbola ara veren MJ, çok sevdiği bir başka spor olan beyzbolda profesyonel olarak kariyer yapmak için NBA'de basketbol oynamayı bıraktı. 1995-96 sezonunda tekrar Bulls'a dönen Jordan, kulüple 2 .defa 3'er kez arka arkaya olmak üzere toplamda tam 6 şampiyonluk yaşadı.

Şimdi NBA tarihinin en iyisi olduğu konusunda çoğunluğun fikir birliğine vardığı Jordan'ın efsanesi olduğu Chicago Bulls forması altında kaydettiği son şutun ve kazandığı son şampiyonluğun hikayesini, öncesini ve sonrasını birlikte ele alalım.

Jordan'ın basketbola geri dönmesinden sonra birkaç yıl içinde toparlanan, 95/96 ve 96/97 sezonlarında tekrar NBA'de zafere ulaşan Chicago Bulls'ta hedef, Majesteleri'nin liderliğinde ikinci üçlemeyi yapmaktı. Ancak bu hiç de kolay olmayacaktı. Çünkü NBA'de 90'lı yıllara hükmeden Bulls hanedanı için sıkıntılı günler ve takım içi karışıklıkların ardı arkası kesilmiyordu.

Chicago koçu Phil Jackson, takımın yıldızı Michael Jordan ve Bulls'un Genel Müdürü Jerry Krause arasında yaşanan anlaşmazlıklar artık hat safhadaydı. Üstüne bir de Dennis Rodman'ın kendine has saha dışı problemli tavırları ile Scottie Pippen'ın daha iyi bir kontrat alabilmek için takımdan ayrılma isteği eklenmişti. Jerry Krause'nin, bir sonraki sezondan itibaren koç Phil Jackson ile devam etmeme isteğini ara ara belirtmesi de Jordan'da rahatsızlık yaratıyordu.

Artık 34 yaşına gelen ve kariyerinin son dönemlerini geçiren Majesteleri, tüm bu olumsuzluklara rağmen "son dans" için hazırdı. Sezon başlangıcında Pippen sakattı ancak saha dışındaki sıkıntılarını parkeye hiçbir zaman yansıtmayan ve takımı için terinin son damlasına kadar savaşan Rodman ile beraber Hırvat yıldız Toni Kukoc'un varlığı, Jordan'ın elini güçlendiriyordu. Tabi bir de koç Phil Jackson faktörü vardı...

Bulls, 97-98 sezonuna takımın Jordan'dan sonra en skorer ismi Scottie Pippen'dan yoksun başladı. Pippen'ın normal sezonun ilk 35 maçını sakatlığı nedeniyle kaçırdığı dönemi Chicago, 24 galibiyet ve 11 mağlubiyetle tamamladı. Özellikle All-Star arasından sonra Pippen'ın da dönmesiyle vites arttıran Bulls, yakaladığı müthiş serilerle Doğu Konferansı 62 galibiyet ve 20 mağlubiyetle zirvede tamamladı.

Majesteleri liderliğinde yeniden yenilmez bir takım haline gelen ve saha dışı sorunları bir kenara bırakan Bulls, artık tamamen şampiyonluğa odaklanmıştı. Nitekim bunu Doğu Konferansı play-off turu ilk eşleşmesinde parkeye de gayet net yansıttılar. New Jersey Nets'i 3-0'lık skorla süpüren Bulls, yarı finalde Charlotte Hornets ile eşleşti. Bu turda da zorlanmadan 4-1 ile rakibini geçen Chicago'nun konferans finalindeki rakibi ise Indiana Pacers oldu.

Reggie Miller liderliğindeki Pacers, Chicago'nun şampiyonluk yolundaki en ciddi sınavlarından biriydi. Bulls seriye ilk iki maçı kazanarak başladı. Turun kolay geçeceği düşüncelerine izin vermeyen Pacers, sahasındaki müsabakaları kazanarak durumu 2-2'ye getirdi. Sonraki 2 maçta da her iki takım kendi evindeki karşılaşmaları kazandı ve eşleşme galibi 7. mücadeleye kaldı. Son maçı da Jordan liderliğinde 88-83 kazanan Chicago Bulls, adını bir kez daha NBA finallerine yazdırdı.

Chicago'nun finalde rakibi ise tıpkı bir önceki yıl olduğu gibi yine Utah Jazz olmuştu. Tüm zamanların en iyi ikililerinden biri olaran kabul edilen Stockton ve Malone, artık NBA'de yüzük kazanmak istiyorlardı. 1997 finallerinde Jordan'a ve Bulls'a dur diyemeyen Utah'ın efsaneleri bu kez çok formdaydı. Normal sezonu tıpkı Chicago gibi 62 galibiyet ve 20 mağlubiyetle bitiren Utah, Batı Konferansı'nı zirvede tamamlamıştı.

Play-off ilk turunda Hakeem Olajuwon'ın sürüklediği Houston Rockets ile eşleşen Utah, 2 kez geriye düştüğü seriyi 3-2 kazanmasını bildi ve zor da olsa adını bir üst tura yazdırdı. Konferans yarı finalinde ise rakip David Robinson ve Tim Duncan'lı, San Antonio Spurs oldu. İkiz kuleler karşısında beklenenden daha rahat bir oyunla seriyi 4-1 kazanan Jazz, konferans finalinde Los Angeles Lakers ile eşleşti.

Normal sezonu 61 galibiyet ve 21 mağlubiyetle tamamlayan Lakers, ligin en dominant pota altı oyuncusu Shaquille O'Neal ile NBA'de ikinci sezonunu geçiren genç yetenek Kobe Bryant gibi yıldızlara sahipti. Ancak geçtiğimiz yıl ilk kez yükseldikleri NBA finalinde Bulls'a takılan Utah, bu kez şampiyonluğa ulaşmak için çok kararlıydı. Nitekim Jazz, Batı Konferansı finalinde Shaq ve Kobe'li Los Angeles Lakers'ı 4-0'lık skorla süpürerek, 1998 NBA finalinde tekrar Bulls hanedanına rakip oldu.

1997 NBA finalinde yine aynı iki ekip karşı karşıya gelmişti. Seriyi 4-2 önde bitiren Chicago Bulls, Jordan liderliğinde 90'lı yıllardaki 5. şampiyonluğuna ulaşmıştı. Diğer taraftan Utah'ta ise henüz kariyerinde NBA yüzüğü bulunmayan iki yıldız vardı; Stockton ve Malone. Yaşları artık 30'ların ortalarına gelen bu iki yıldız da kariyerlerini sonlandırmadan şampiyonluk yaşamak istiyordu.

Saha dışı sorunları olan Bulls'a karşı, kadrosunu koruyan ve şampiyonluğa odaklanmış bir Utah Jazz... Final serisinin ilk maçında kazanan da daha istekli olan Utah oldu. İkinci maçta Jordan'ın 37 sayısına engel olamayan Jazz, ev sahibi avantajını kaybetti. Serinin 3. maçında kendi sahasında Utah'ı tam 42 sayı farkla mağlup eden Bulls, psikolojik üstünlüğü de eline aldı. Bu NBA tarihinde finallerde en farklı kazanılan maçlardan biriydi. Seri 2-1'e gelmişti ve saha avantajı da Bulls'a geçmişti.

Serinin 4. maçında sahasında Jordan'ın bu kez 34 sayı attığı maçı kazanan Chicago, durumu 3-1'e getirdi ve şampiyonluğa artık çok yakındı. Ancak Utah pes etmedi, bir sonraki maçta Malone'nin 39 sayısıyla Bulls'u mağlup ederek, durumu 3-2'ye getirdi ve 6. maçı da kazanarak şampiyonluğu son karşılaşmaya taşıma hesapları yapmaya başladı. Utah, tarihin tekerrür etmesini istemiyordu. Öte yandan Chicago Bulls'un hedefi ise 90'lardaki ikinci 3'lemeyi yapmaktı.

Tarihler 14 Haziran 1998'i gösteriyordu. Delta Center'da, NBA final serisinin 6. maçında Utah'ın konuğu, Majesteleri'nin liderlik ettiği son 2 sezonun şampiyonu Chicago Bulls'tu. Utah, seriyi 7. ve son maça taşıma amacındaydı. Chicago'da ise tek hedef 7. maça bırakmadan şampiyonluğunu ilan etmekti. Müsabaka beklendiği gibi karşılıklı basketlerle başladı ve ilk çeyreği Utah 25-22 önde tamamladı. Başa baş giden ikinci periyot sonrası devreye yine Utah'ın 4 sayı üstünlüğüyle 49-45 gidildi.

Bir tarafta Karl Malone, diğerinde ise NBA tarihinin en iyisi olarak görülen Michael Jordan... Her iki yıldız da attığı sayılarla takımını taşımaya devam ediyordu. Utah, Chicago'nun kendisini yakalayıp öne geçmesine izin vermek istemiyordu. Nitekim son çeyreğe kadar bunda başarılı da oldular ve 4. periyoda 66-61'lik üstünlükle girdiler. 5 sayılık fark basketbol için devasa bir avantaj olarak gözükmeyebilir ancak skorun bu kadar yakın gittiği maçlarda, önde olan takım için önemli bir motivasyon yarattığını söyleyebiliriz.

Mücadelenin, belki de 1998 NBA finalinin son çeyreği, tıpkı maçın başından beri olduğu gibi karşılıklı sayılarla geçiyordu. Son 3 dakikaya girilirken Utah Jazz, Chicago'ya karşı 81-79 üstünlüğünü koruyordu. Bulls hücumunda 3'lük deneyen Jordan isabet sağlayamadı ancak ribaundu alan Stockton'un uzun pasında araya giren Majesteleri, hem rakibi için hızlı hücumu ve farkın açılmasını engelledi hem de Bulls yeniden eşitliği yakalama fırsatını eline geçirdi.

Ancak Bulls için işler yine yolunda gitmedi. Bu kez de Jordan'ın pasında içeri hareketlenen Rodman, Stockton'a hücum faul yaptı ve top Utah Jazz'e geçti. Alınan mola sonrası Utah, yıldızlarının ikili oyununda, Stockton'un asistinde Malone'nin orta mesafeden şutuyla isabeti buldu ve farkı 4'e çıkardı. Bulls'ta hücumu yönlendirmeye devam eden ve kendisine yapılan faul sonrası çizgiye gelen Jordan, serbest atışlarda hata yapmadı. Skor 83-81 Utah lehine devam ediyordu ve artık maçın bitimine 2 dakika kalmıştı.

Karşılıklı hücumlardan boş dönüldükten sonra tekrar çizgiye gelen Jordan, 2'de 2 yaparak son 60 saniyeye beraberlikle girilmesini sağladı. Maçın en kritik hücumlarından birinde bu kez Malone'nin asistinde Stockton ile 3'lük bulan Utah, 42 saniye kala tekrar öne geçmeyi başardı. Mola dönüşü Phill Jackson'un çizdiği oyunda Jordan'ın turnikesiyle rakibine hızlı bir şekilde reaksiyon veren Bulls farkı 1'e indirdi ancak hücum sırası yine Utah'a geçmişti. Saniyeler Jazz'in lehine işliyordu.

Jazz'de top yine takımın en güvenilir ismi Stockton'un ellerindeydi. Rakip sahaya kadar topu süren tecrübeli oyun kurucu, pota altındaki takımın diğer yıldızı Karl Malone'yi gördü. Boyalı alanın yakınında topla buluşan Malone, arkasına Denis Rodman'ı almıştı. Bir yandan saniyeleri eritirken diğer yandan da hücumu başlatmak üzere olan Malone, hiç beklemediği bir anda Jordan'ın ikili sıkıştırmaya gelmesi ve yaptığı müdahaleyle elindeki topun kontrolünü kaybetti.

Kariyeri boyunca NBA'de tam 9 kez sezonun en iyi savunma takımına seçilen Jordan, en kritik anda çaldığı topla bu unvanın da hakkını sonuna kadar verdiğini gösteriyordu. Bitime artık 20 saniye vardı ve hücum sırası Chicago Bulls'taydı. Topu çalan ve yarı sahaya taşıyan Jordan'dan yapması beklenen tek bir şey vardı; geride olan takımını öne geçirmek. Tüm gözler Majesteleri'nin üstündeydi. Jordan'ın; maçın son hücumunda, şampiyonluğu getirebilecek şutu kendinden başkasının kullanmasına müsaade etmeyeceğini herkes biliyordu...

Jazz yarı sahasında süreyi eriten Jordan, 9 saniye kala Utah potasına hareketlendi. Karşısında Utah'ın en iyi dış savunucusu Bryon Russel vardı. Üçlük çizgisinin birkaç adım önünde güzel bir 'crossover' ile Russel'ı alt eden Jordan, bomboş kaldı ve orta mesafe şutunu potaya gönderdi. Chicago, Jordan'ın önce kritik savunması, ardından da klas basketiyle 87-86 öne geçti ve karşılaşmanın bitmesine yalnızca 5.2 saniye vardı. Bulls hanedanı, 90'lardaki ikinci 3'lemesine yalnızca birkaç saniye uzaktaydı.

Utah hemen mola aldı ve yeni bir hücum seti çizildi. Yarı sahadan oyunu başlatan Jazz'de topu John Stockton aldı. Bulls savunmasına yapılan perde sonrası denediği 3'lükte başarılı olamayınca karşılaşma Chicago'nun 87-86'lık üstünlüğüyle sona erdı. Bu mağlubiyet Utah efsaneleri John Stockton ve Karl Malone için tarihin tekerrür etmesiydi. Öte yandan tam 45 sayıyla oynayan Majesteleri liderliğinde 90'lardaki toplam 6. şampiyonluğuna ulaşan Bulls hanedanı için ise birlikte kazanılan son zaferdi...

Kazanılan 6 şampiyonluğun ardından 90'ları domine eden Chicago Bulls efsanesi, yeni sezon öncesi yavaş yavaş dağıldı. Başardıklarına oranla kazandığı az maaştan şikayet eden ve son şampiyonluk sezonu boyunca daha iyi bir kontrata imza atmak istediğini yineleyen Scottie Pippen, Houston Rockets’a takaslandı. Dennis Rodman serbest oyuncu statüsünde Los Angeles Lakers'a katıldı. Steve Kerr, San Antonio Spurs'e gitti ve 1999 yılında NBA şampiyonu olan takımın bir parçası oldu. MJ ise 1999'da NBA lokavtından sonra ikinci kez emekliliğini ilan etti.

Oynadığı 6 NBA finalini de takımının kazanmasında ana rolü oynayan ve tüm serilerde MVP (en değerli oyuncu) seçilmeyi başaran Jordan'ın, Bulls kariyerine de böyle bir son yakışırdı. Her ne kadar 2001 yılında hissedarı olduğu Washington Wizards formasıyla NBA'e geri dönse de 40'lı yaşlarına adım atmak üzere olduğu için Chicago günlerindeki kadar etkileyici bir performans sergileyemedi. Wizards formasıyla play-off dahi göremeyen Majesteleri, o dönemleri en büyük pişmanlığı olarak adlandırdı.

Kim bilir, eğer Jordan 1993 yılında babasının trajik şekilde vefat etmesinin ardından emekli olmasaydı ve basketbola 18 ay ara verip beyzbol oynamasaydı, çok farklı başka hikayelere de şahit olabilirdik...

Kaynak : Emre Akdemir - TRT SPOR

18 Temmuz 2020 Cumartesi

Erken yaşta kariyerini noktalayan sporcular

Kariyerini erken tamamlayan onlarca sporcu gördük. Son olarak da Schürrle… Kimi sakatlıklardan, kimi “tükenmişlikten” kimi de sebepsiz yere kariyerini noktaladı.

Sporcu psikolojisi üstüne düşünüldüğünde çok fazla ayrıntı barındıran bir dal. Üstün körü düşünecek olursak, 7-8 yaşından beri her gün, 365 gün antrenman yaptığınızı düşünün. Tek bir hayalle: Kazanmak. Bu sadece para değil. Başarı kazanmak da var. İstediğin takıma gitmek, görünür olmak, madalya alabilmek, alkışlanmak, “büyümek…”
Ya başaramazsanız? Ne düşünürdünüz? Ne yapardınız?
Bugün, 5 sene öncesine kadar dünya futbolunun “yeni” yıldızlarından olan Andre Schürrle futbolu bıraktığını açıkladı. 2014’te Dünya Kupası kazanmıştı. Peki ne oldu sonra? Biz birkaç sakatlığını biliyoruz. Fazlasını da değil. Schürrle, futbolcu olarak son açıklamasında, “Şimdi bana doğru gelen tüm güzel olasılıklara hazırım ve açığım.” dedi.
Tüm bu giriş hakkında Safter Elmas’ın, “Bi futbolcu olursak…” kitabını öneririm.
Biz bugün, sporu erken bırakmış sporculara ve “son açıklamalarına” bakacağız.
- Nico Rosberg – 31 yaşında 
Listeye kazandıktan sonra emekli olan bir isimden başlıyoruz. Nico Rosberg… Rosberg, senelerce padokun bilinir isimlerindenken, 2016’ta Lewis Hamilton ile girdiği şampiyonluk yarışını kazandı ve Dünya Şampiyonu oldu. O sezon aslında tartışmalarla, polemiklerle geçmişti ancak kimse Rosberg’in böyle bir karar alabileceğini düşünmedi. Rosberg, son açıklamasında, “25 yıl bu an için mücadele ettim. Çok çalışarak, çok acı çekerek, fedakarlık yaparak bu amacıma ulaştım. Bence bırakmak için en doğru zaman” dedi. Çoğu insan, bir şey kazandıktan sonra daha fazlasını istiyor. Rosberg, yerinde durmayı tercih etmişti.
- Tutya Yılmaz – 20 yaşında
Tutya’yı ilk izlediğimizde “gelecek” demiştik. Sadece yaptığı spor için, minder üstündeki başarısı için değildi. Ancak Tutya, henüz 20 yaşında sporu bırakma kararı aldı. Tutya’nın şu açıklaması, birçok şeyi de anlatıyor: “Senin “Kas Yığını” dediğin şey benim 16 yıllık emeğim, gözyaşım, döktüğüm ter, harcadığım emek, kaçırdığım mezuniyetim ve yazamadığım bir dünya şey…”

Sercan Yıldırım – 29 yaşında
Sercan Yıldırım’ın hikayesi malum… Futbolu bıraktı, Survivor’a gitti. Sercan, 2012’de Galatasaray Dergisi röportajında şöyle ilginç bir açıklama yapmıştı:
“Ben kendi açımdan şöyle düşünüyorum. Küçük yaşta oyuncu büyük beklentiye giriyor, dışarıdan da onunla ilgili çok şey bekliyorlar. “Yaparsın, edersin, sen çok iyisin” diyorlar, çocuk da “ben oldum” havasına giriyor. Büyüdüğü zaman da biraz yaşamışlığı oluyor onun, fazla sıkmıyor, nasıl olsa yaparım demeye alışmış oluyor. 18 yaşımda milli takıma gitmek belki o anlamda bir şans bile olmuş olabilir benim için. O yaşta aklım fikrim yerindeydi, çocuk değildim, biliyordum ne olup bittiğini. Zor ulaştığımı, çok çalıştığımı biliyordum. 15 yaşından itibaren milli takımda oynayan oyuncunun, biraz da başarılı olmuşsa havaya girmesi daha kolay. Ama bu sorunun yavaş yavaş aşıldığını düşünüyorum. Küçük yaşlarda başarı kazanıp kariyerini istenilen seviyeye taşıyamayan oyuncular hiç olmadılarsa da bir şekilde yararlı oldular futbolumuza; artık genç futbolcuların önünde bu örnekler var, herkes biliyor sadece yetenekle bir yere gelinemediğini. Çalışmayı bırakırsa altyapıların yetenekli oyuncusu olmaktan öteye gidemeyeceğini artık herkes görüyor.”

- Brandon Roy
Brandon Roy örneği ise tamamen sakatlıklarla alakalı. NBA’de 2006 draftlarında 6. Sıradan seçilen ve 2009’a kadar her sene All-Star olan Roy, dizinden yaşadığı sakatlıklar nedeniyle kariyerini 2011 yılında noktaladı. Yaptığı en unutulmaz açıklama: “Dizlerim artık kaldırmıyor” oldu.

- Björn Borg
Borg, tenis tarihinin en özel isimlerinden biri olarak gösterilir. Tarzı, oyun anlayışı ve kısa sürede yaptığı 16 grand slam finaliyle Borg, tenisin ünlenmesine yardımcı olan isimlerden biriydi. Ancak Borg, 26 yaşında emekli oldu. Borg’a göre emeklilik sebebi sakatlıklar ve sıkılmış olması idi. Kendi sözleriyle; oteller, uçaklar ve bitmek bilmeyen monotonluk…

- Michael Jordan
The Last Dance izleyen herkes, Jordan’ın girdiği psikolojiyi anımsayacaktır. Babasını kaybettikten sonra “amaç” bulamayan Jordan, henüz 30 yaşında emeklilik kararı almıştı. Sonradan basketbola dönse de, son basın toplantısında, tüm o mücadeleci yapısına rağmen “yoruldum” mesajı vermişti. "Medyadan, baskıdan, takımdan, her şeyden..." diye de eklemişti.

- Yao Ming
Yao Ming de hem vatandaşı olduğu ülke hem de fiziğiyle uzun yıllar dünyada en çok konuşulan basketbolculardan biri oldu. Ancak sakatlıklar yakasını bırakmadı. Ming, Çin için çok büyük bir figürdü ve Çin’deki neredeyse tüm sporcuların idolü olmayı başarmıştı. 2002’de başladığı NBA kariyerine 2011’de nokta koymak zorunda kalan Ming, son açıklamasında, “"Dokuz yıl önce Houston’a geldiğim zaman genç, uzun boylu ve sıska bir oyuncuydum. Bu kent ve bu takım beni sadece basketbol oyuncusu olarak değil, bir insan olarak da yetiştirdi, kızım burada doğdu. Kendimi Houston’ın yerlisi gibi hissediyorum, her zaman da böyle olacak." demişti.

- Carlos Roa
Listenin sonunda ise belki de en çok ilgi çeken sebep var. Carlos Roa, 1998 Dünya Kupası’nda Arjantin’in kalesini korudu ancak turnuva sonunda kendisini dinine vereceğini söyleyerek emeklilik kararı aldı. Roa, “"Futbolcu olmayı istemedim ve futbolu özlemiyorum. Futbol olmadan da mutluyum." demişti.
Tüm bu örnekler ne ilk, ne de Schürrle son olacak… Ancak kariyer hedefleri, hayattaki tüm hedefler, başarılanlar, başarılamayanlar düşünüldüğünde bu konu her zaman hikaye barındırmayı sürdürecek.


Kaynak: Alperen Delibaş / TRT SPOR

7 Haziran 2020 Pazar

'12' numaranın gizemi

Kariyerinde çoğunlukla '23' numaralı formayı giyen Michael Jordan, 1995 yılında bir süre için '45' numaralı formayı giydi. Peki 30 yıldır hala gizemini koruyan '12' numaralı formayı giydiği zamanı biliyor musunuz?

Michael Jordan kariyerinin büyük bölümünde ‘23’ numaralı formayı giydi ve bu numarayla özdeşleşti.

Döneminin en iyi oyuncusu olan LeBron James de çoğunlukla 23 numarayı giydi. David Beckham, yıllarca Manchester United’ta 7 numaralı formayla oynadıktan sonra Real Madrid’te Michael Jordan’a olan hayranlığını göstererek ‘23’ numaralı formayı seçti.

Ancak Jordan, isminin özdeşleştiği numara dışında başka numaralar da tercih etti.

1995 yılında yeniden basketbola döndüğünde kısa bir süreliğine ‘45’ numaralı formayı giyen Jordan, bir kere de ‘12’ numaralı formayla sahaya çıktı. Peki bu 12 numaranın hikayesi neydi?

Sports Illustrated'in 2015'teki şu yazısına göre, 1990 yılının Sevgililer Günü’nde Chicago Bulls, Amway Arena’da Magic’le karşılaşmak için Orlando’ya gitti.

O zamanlar için ‘23’ numara henüz efsane olmamıştı çünkü Bulls ile henüz bir şampiyonluk kazanılmamıştı ancak Jordan, MVP ve ‘Yılın En iyi Savunma Oyuncusu’ ödüllerine sahipti ve oldukça ünlüydü.

Bulls o maça son 5 maçının 4’ünü kaybederek gelmişti ve Orlando’da son 4 maçından 3’ünde sahadan mağlup ayrılmıştı.

Jordan o sezon tüm maçlarda oynamasına rağmen ‘23’ numarası bir maçı kaçırdı.

O gün neler olduğu tam olarak bilinmese de Jordan’ın formasının çalındığı düşünülüyor.

Ekipman personeli ve salon güvenliği tarafından da aramalar yapılmış ancak forma bulunamamıştı.

Magic’in ekipman yöneticisi ve ekip operasyonları direktörü Rodney ‘Sid’ Powell’a göre insanlar Magic personelini formayı çalmakla suçluyordu.

Powell ise Chicago’nun sabah antrenmanından sonra soyunma odasının kilitlendiğinden emin.

‘Jordan Kuralları’ kitabının yazarı Sam Smith ise, o gün salonda Jordan’ın beden ölçülerine uyacak 23 numaralı bir forma aradıklarını söylüyor.

Bulls’un yanında yedek ‘23’ numaralı forma yoktu çünkü o zamanlar maliyetleri düşürmek için her formadan iki adet taşınmıyordu ancak Bulls ekipman yöneticisi John Ligmanowski’nin elinde fazladan arkasında isim yazmayan ’12’ numaralı bir forma vardı.

Tüm aramalar sonuç vermeyince Jordan, ‘12’numaralı forma ile maça çıkmak zorunda kaldı.

Batıl inançları olan Jordan o gün bu durumdan pek etkilenmedi çünkü sanki ‘23’ numaralı formayı giyiyormuş gibi bir performans koydu ortaya.

Jordan o gün 47 dakika sahada kaldı ve 43 şutun 21’inde isabetli olarak 49 sayıyla oynadı.

Bulls, 3. çeyrekte farkı çift hanelere çıkarmıştı ancak Magic’te Terry Catledge 34 sayı, Scott Skiles kenardan gelerek 16 sayı attı ve Sidney Green’de 19 ribaund alarak maçı geri döndürdüler ve sahadan 135-129 galip ayrıldılar.

Efsanevi Chicago Bulls yorumcusu Red Kerr, Jordan’ın 1990 yılında Sevgililer Günü’nde giydiği 12 numaralı forma için ‘Bunu bir daha asla giymeyeceğim’ dediğini açıkladı ve MJ bir daha hiç giymedi.

Formaya ne olduğu hala bilinmiyor ancak olayla ilgisi olan bir kaynak, formanın maç öncesi şut antrenmanı esnasında çalındığını ve karşılaşmadan birkaç gün sonra misafir soyunma odasının tavan arasında bulunduğunu söylüyor ancak bir Bulls sözcüsü ise formanın Chicago’ya hiç geri dönmediğini belirtti.

Olayın üzerinden 30 yıl geçti ancak NBA efsanesi Michael Jordan’ın kaybolan 23 numaralı forması hala gizemini koruyor...

Kaynak: TRT SPOR, YahooSports

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Kazananların Anatomisi: Madalyonun Diğer Yüzü

Cruyff ve Jordan… Onlar, kitleleri arkasından sürükleyen efsane isimler. Peki gerçekten bu kadar çok mu seviliyorlar? Hiç mi kötü alışkanlıkları yok? Kazananların Anatomisi yazı dizisinin 3. ve son bölümü: Madalyonun diğer yüzü…

Jordan’ın çok tartışılan kumar bağımlılığı

Her iki isim de saha içinde tartışmasız harika rol modeller ama ya saha dışı? Hiç mi kötü yanları yok? Ne demiş atalarımız? Kadı kızında bile kusur olur…

‘The Last Dance’ belgeselinde Michael Jordan, çaylaklık dönemlerinde Chicago Bulls bünyesindeki oyuncuların kumar, alkol, uyuşturucu gibi birçok kötü alışkanlığa sahip olduğunu ancak kendisinin kesinlikle bu ortama dahil olmadığından bahsediyor. Belki de o zamanlar bu durum böyleydi ancak daha sonra yaşanan olaylar bizi onun da masum olmadığı yönünde fikir sahibi olmaya itiyor. Majesteleri’nin en büyük tutkularından biri de golf oynamaktı. Yüksek bahislerle oynanan bu golf karşılaşmaları o dönem medyanın da ilgisini fazlasıyla çekmişti. 1992’de uyuşturucu satıcısı James Bouler’ın cebinden çıkan, Michael Jordan imzalı, 57 bin dolar değerindeki çekin mahkemede Jordan’a sorulması üzerine o, “Kumar borcu” diyecekti. Bir iş adamının kaleme aldığı “Michael ve Ben: Kumar Bağımlılığımız… Yardım Çığlığım!” isimli kitapta yazar golf maçlarında Jordan’a ara sıra kaybetse de kendisinden 900 bin dolara yakın para kazandığını açıklayacaktı.

Jordan’ın ilk üçlemesinin son yılı 1993 Doğu Konferansı Finali 2. maçından önceki gece o Atlantic City’ye gitti. Kumar oynarken çekilmiş görüntüleri ortaya çıktı ve dünyada gözler bir anda ona çevrildi. NBA yönetimi olayı doğruladı ve bir soruşturma başlattı ancak cezaya gerek görmedi. Bu günleri takip eden kısa bir süre içinde Michael babasını kaybedecek, tartışmalı ölüm medya tarafından Jordan’ın kumar tutkusuna bağlanacaktı.

‘The Last Dance’ın bir bölümünde o dönem Chicago Bulls’da forma giyen bazı oyuncular uçakla seyahat ettikleri sırada Jordan’ın, takımın kalburüstü oyuncuları ile beraber kendi aralarında yüksek miktarlarda bahislerle kumar oynadığını söylüyordu. Hatta yine belgeselde Jordan’ın bozuk para ile oynanan ve oldukça düşük miktarda bahisler için kumar oynadığını görüyoruz. Bu, onun bu işi maddi olarak değil kazanma hırsında dolayı yaptığının bir nevi kanıtı. Kazanmaya açlığın resmi…

Cruyff: Futbol her zaman hayatım oldu. Ve sigara neredeyse hayatıma mal oluyordu

Johan Cruyff’un saha içinde futbol aşkı ne kadar büyükse saha dışında da sigaraya karşı aşkı o kadar büyüktü. Öyle ki ölüme meydan okuyacak kadar. 1991’de çeşitli şikayetlerle gittiği hastanede hemen yatış verilen ve ameliyata alınan efsane şanslıydı çünkü kalp krizi geçirmeden, eşinin zoruyla oraya başvurmuştu. Üç saatlik bir ameliyat ile iki kez baypas oldu. Ve direkten döndü… Cruyff o süreci ve sigarayı bırakmasına vesile olan bu olayı şöyle anlatıyor:

“Ameliyatımdan sonra sigara bağımlılığımı elbette çok düşündüm. Neden onca yıl sigara içtiğimi çok merak ettim. Özellikle doktorlar kalp sorunumun yüzde doksanının sigaradan kaynaklandığını söylemesinin ardından. Yıllardır ne kadar uygunsuz yaşadığımı kavradım. Sigaranın kansere yol açabileceğini, kalbime zarar vereceğini bilmeme rağmen stresle mücadeleye yarıyor diyerek kendimi kandırıyordum. Sigarayı anında bıraktım. Hemen hayatımdan çıkardım. Futbol her zaman hayatım oldu. Ve sigara neredeyse hayatıma mal oluyordu.”

Hayatının uzun bölümünde sigara bağımlısı olan Johan Cruyff, 68 yaşında akciğer kanseri teşhisinin ardından 5 ay sonra hayatını kaybetti.

Gerçekten çok mu seviliyorlar? Ego savaşları ve arkadaşlıkları…

Michael Jordan dışarıdan ne kadar çok sevilse de onun takım içinde fazla sevilmediği her dönem bir fısıltı olarak ortalıkta dolaştı. Bir nevi dışı seni yakar, içi beni olayı. Zaman zaman takım arkadaşları ile tartışan hatta kavga eden biriydi. Rekabet, meydan okumayo seven, buna bağlı kazanma duygusuyla var olan bir efsaneydi o. ESPN’in belgeselini izlerken bir kez daha görüldü ki aslında takım arkadaşları da bu konu da haksız değildi. Jordan’ın gerek o dönem gerekse günümüzde narsis ve egoist tavırları apaçık görünüyor bence. Sürekli ‘ben’ merkezli cümleler kuran ve benim diyen bir karakter. O bundan beslenen bir yıldızdı. Onu ateşleyen buydu. Bundan güç alıyordu.

ESPN’in 500 saatlik görüntü kaydını eriterek ortaya çıkardığı muhteşem spor belgeseli ‘The Last Dance’ son dönemin tartışma yaratan popüler konularından. Bu şaheser, geçtiğimiz günlerde final bölümünün yayınlanması ile birçok münakaşayı da peşi sıra getirdi. Belgeselin yapım aşamasından yayın aşamasına Michael Jordan’ın son tahlilde karar mercii olması bu konuların en başında geliyor. Majesteleri’nin yıllar boyu yol arkadaşı olan Scottie Pippen ile Horace Grant de son söylemleri ile Jordan’ı eleştirdi ve gerçekleri çarpıttığını iddia etti.

Johan Cruyff’un ilk Ajax dönemlerinde takımdan ayrılmasına neden olan bir olay yaşandı. 3 yıl üst üste Avrupa şampiyonu olan Ajax takımının kaptanlığını yapan Sarı Fare’nin elinden kaptanlık diğer bir oyuncu arkadaşı Piet Keizer tarafından alınmıştı. Üstelik bu teknik adam Knobel’ın veya yönetimin kararı değil oyuncular arasında yapılan bir oylamanın sonucunda verilmiş. ‘Bardağı taşıran son damla’ diye bahsediyor Cruyff kitanında bu olaydan. Kendisine karşı açılmış bir savaş olarak algıladı bu olayı, Barcelona’ya transfer oldu.

Otobiyografisi ‘Benim Oyunum’u bitirince onun ne kadar müthiş bir karakter ve lider olduğunu görüyorsunuz. Gözlemlediğim bir sorun haricinde… Tıpkı Jordan gibi o da sürekli ‘ben’ merkezli konuşarak ‘ben yaptım, benim sayemde oldu, ben buldum, ben ettim…’ böyle sürüp devam ediyor. Ben burada biraz alçakgönüllülük sezemedim doğrusunu isterseniz. Evet muhteşem bir oyuncu, muhteşem bir karakter ama bir o kadar da bencil bir çizgide. Kimbilir belki de liderliğin sırları bu ayrıntılardan geçiyordur.

Benzerlikler saymakla bitmiyor

Cruyff ve Jordan’ın diğer bir ortak paydada buluştuğu konu ‘üçgenler’… Biri bu futbol sistemi felsefesinin yaratıcısı Johan Cruyff, diğeri basketbolda ‘üçgen hücum’ sisteminin en iyi uygulayıcısı Michael Jordan.

Tesadüfler saymakla bitmiyor ama bir tane de söyleyelim… Bu iki efsane de kariyerleri boyunca formalarında 4 farklı numara taşıdılar. Michael Jordan 9,12,23 ve 45 numaraları giyerken (her ne kadar 12 numara zorunluluktan da olsa) Cruyff da 9,10,11 ve herkesin bildiği 14 numarayı giydi.

Johan Cruyff kitabında II. Dünya Savaşı sonrası taş ve dar sokaklarda futbol oynamak zorunda kaldığını, zorlandığını söyler. İlerleyen zamanda ise bunu kendine dezavantaj değil avantaj olarak gördüğünü, bunun yaratıcılığını arttırdığından bahseder.

Jordan’ın en büyük hayallerinden biri de iyi bir beyzbol oyuncusu olmaktır. Yaşadığı ırkçı saldırılar sonucu beyzbolu bırakmak zorunda kalan efsane, basketbola dönerek yaşadığı bu kötü olayı avantaja çevirip, daha da hırslanarak basketbola dört elle sarılmıştır.

Onlar spor tarihine damga vurmuş, adını tarihe kazımış, ruh ikizi olarak nitelendirilebilecek iki isim. Nacizane bu ilginç hikayeyi anlatmaya çalıştım. Jordan ve Cruyff, Kazananların Antomisi bitti.

Kaynak: Yaşar Dündar / TRT SPOR


26 Mayıs 2020 Salı

Michael Jordan'a belgesel tepkisi

Michael Jordan'ın kariyerinin anlatıldığı "The Last Dance" belgeseline tepki yağıyor. Jordan'ın takım arkadaşları Scottie Pippen ve Horace Grant, anlatılanlara tepki gösterdi.

Michael Jordan'ın kariyerinin anlatıldığı "The Last Dance" belgeseli kısa sürede büyük izleyici kitlesine ulaştı.

Efsanenin Chicago Bulls ile kazandığı son şampiyonluğu konu edinen yapım, tartışmaları da beraberinde getirdi.

Jordan'ın takım arkadaşları Scottie Pippen ve Horace Grant, anlatılanlara tepki gösterdi.

Belgeselin Jordan'ı daha iyi göstermek için kurgulandığını söyleyen ikili, yapımı yalancılıkla suçladı.

Belgeselin anlatıcılarından biri olan Horace Grant, "Yüzde 90'ı gerçeklikten uzaktı çünkü Jordan'ın takım arkadaşlarına söylediği sözler ve aldığı cevaplar olayın dışında bırakılmış. Tabii buna belgesel denilirse" ifadelerini kullandı.

Belgesele bir eleştiri de Jordan kuralları kitabının yazarı Sam Smith'den geldi.

Takımın dağılmasından Jordan'ı sorumlu tutan Smith, "O dönemde oradaydım neler yaşandığını biliyorum. Jordan'ın anlattığı hikayede bir çok uydurma ve yalan var. Çoğu önemsiz detaylar, bazıları ise devasa boyutta" dedi.

Tepkilere cevap da gecikmedi. Yapımın yönetmeni Jason Heir, "Mıchael Jordan belgeselin tek bir anına bile karışmadı. Bunu sorma, ya da bunu çıkar dediği bir yer olmadı. Çünkü bu Michael'i iyi göstermezdi" ifadeleriyle belgeseli savundu.  

Kaynak: TRT SPOR

25 Mayıs 2020 Pazartesi

Kazananların Anatomisi 2. Bölüm: Kısa Bir Mola

Johan Cruyff ve Michael Jordan’ın şaşırtıcı derecede benzerlik dolu yaşamları ve kariyerlerini incelemeye yazı dizimizin 2. bölümüyle devam ediyoruz.

30 yaş ve Jordan için ‘Fetret Devri’

1993’te Chicago Bulls, final serisinde Phoenix Suns’ı 4-2 geçerek şampiyonluğa ulaştı. Bu Jordan ve arkadaşları için üst üste üçüncü şampiyonluk demekti. Üç sene evvel kayda değer bir başarısı bulunmayan bu takım son üç sezondur ligin tozunu atıyor ve art arda şampiyonluklar alıyordu. O, fiziksel ve ruhsal olarak insanın vücudunun en verimli dönemindeydi. 30’ların başı. Yine MVP seçilmiş, kariyerinin zirvesinde büyük bir olgunlukla bunun tadını çıkarıyordu. Ta ki o kötü haberi alana dek. Şampiyonluktan kısa süre sonra babası kaybolmuş, bir süre haber alınamamıştı. 23 Temmuz 1993’te, 57’inci yaşının doğum gününden 8 gün önce hırsızlar tarafından arabasının içinde saldırıya uğrayan baba Jordan oracıkta ölmüştü. Katiller onun cesedini Güney Karolayna’da bir bataklığa atmıştı. Kurban 3 Ağustos 1993’te tanınmayacak halde bulunacak, 13 Ağustos 1993’te ise James Jordan yani Michael’ın babası olarak teşhis edilecekti. Talihsiz olay Michael’ı da oldukça etkilemişti. Babasına bağlılığı ile bilinen yıldız için Fetret Devri yakındı.

1992 Barcelona Olimpiyatları’nda ABD Milli Takımı ile altın madalya kazanmıştı. O yaz yaşanan ekstra yorgunluk, devamında Chicago Bulls ile gelen üçüncü NBA şampiyonluğu aslında onu oyuna karşı hissizleştirmeye başlamıştı. ‘The Last Dance’ belgeselinde basketbolu bırakıp beyzbola başlama planını babasına da söylediğini hatta ondan destek gördüğünü bile söylüyor Jordan. Babasının kaybından sonra basketbolu bıraktığını, artık zevk almadığını açıklayarak tüm dünyayı şok etmişti. Takvim yaprakları 6 Ekim 1993’ü gösteriyordu. Yaşı 30’un hemen başıydı…

Mart 1995, ‘Geri döndüm’

Çok tartışılan, onun için bir rüya olan beyzbol kariyerini, hem hayallerini gerçekleştirmek için hem de kendini toparlamak için kullandı. İyi bir beyzbol oyuncusu olabilmek için oldukça fazla çaba harcadı, çalıştı. Kabın şeklini bir türlü alamadı, basketbola amiyane tabirle inceden sinyal çakmaya başladı. Çıkan dedikoduların ardı arkası kesilmedi ve 18 Mart 1995’te Majesteleri nihayet ‘I’m back.’ yani ‘Geri döndüm.’ diyerek müjdeyi verdi. Yeni bir meydan okumayla karşı karşıyaydı. Bu tam da onun aradığıydı. O yıl olmasa bile Jordan devam eden sezonlarda Bulls’un ikinci kez üst üste üç şampiyonluğunda başrol oynayacak ve en tepeye, zirveye çıkıp efsaneye dönüşecekti.

Yıllar sonra açıkladığı 78 Dünya Kupası’na gitmemesinin asıl nedeni ve emeklilik kararı
Cruyff, 1977’de Hollanda Milli Takımı’ndan emekli olduğunu açıkladı ve 1978 Dünya Kupası’nda takımla değildi. Düzenlenen kampanyalar, araya sokulan isimler, ikna çabaları… Hiçbiri işe yaramadı ve nihayetinde Johan Cruyff’un olmadığı bir turnuva oynandı. Portakallar, Arjantin’de düzenlenen kupayı finalde ev sahibine kaybetti. Hedefteki isim Sarı Fare’ydi.

Olayın iç yüzü yıllar sonra Cruyff açıklayınca anlaşıldı. 1977’nin bir Eylül akşamı Cruyff ailesi Barcelona’daki evinde basketbol maçı izlerken içeri birileri girmiş, Johan Cruyff’un kafasına silah dayayıp onu kontrol altına almak istemişti. Çıkan karışıklıkta hırsız yakayı ele vermekten korkup kaçmış daha sonra bunun o dönem İspanya’da yaygın suçlardan olan adam kaçırmaya teşebbüs olduğu anlaşılmıştı. Cruyff ailesi diken üstünde bir dönem geçiriyor, bir süre evlerinde polis de onlara eşlik ediyordu. Efsane oyuncu bu dönemlerin kendisini oldukça bunalttığını söyleyerek 1978 Dünya Kupası’na neden gitmediğini ise yıllar sonra şöyle açıklayacaktı:

“Böyle bir durumdayken kalkıp ailenizi sekiz hafta yalnız bırakarak dünyanın öbür ucuna gidemezsiniz. Haliyle Hollanda Milli Takımı ile Arjantin’e gidemezdim. Dünya Kupası’nda oynayacaksanız tamamen işinize odaklanmanız gerekir. Odaklanmazsanız, aklınız başka yerdeyse gitmemelisiniz. Sonu iyiye varmaz.”

Futbola ara, ekonomik iflas ve geri dönüş
1978’de Cruyff bu olayların ardından emeklilik kararı aldı. Hatta jübile bile yaptı, üstelik iki tane. 31 yaşında futbolu bırakmayı çocukluğundan beri kafasına koyduğunu söylüyordu kitabında. Cruyff önce İspanya’da Barcelona forması ile Ajax’a 3-1, sonra Ajax forması ile Amsterdam’da Bayern’e 8-0 kaybettiği iki jübile maçıyla futbola veda etti. Kendisinin de dediği gibi ona yakışmayan bir veda olmuştu bu. Ölüyü diri olarak gömmüşlerdi.

Emeklilikle beraber parasını hiç bilmediği bir işe bağladı. Domuz yetiştiriciliği… Kısa zamanda dolandırıldığını anladı, çok geçti. Sıfırı tüketti. Hata yaptığını, geri dönmek için geç olmadığını düşündü. Sadece 6 ay futbol oynamamıştı ve kendini hala iyi hissediyordu. Tamamen temiz bir sayfa açmak için ailesi ile ortak karar alarak ABD’yi tercih etti. Önce Los Angeles Aztecs sonra Washington Diplomats derken kısa Levante macerasının ardından 1981’de yuvası Ajax’a döndü ve tıpkı Michael Jordan gibi 3 yıl üst üste (son şampiyonluğu Feyenoord ile) Eredivisie şampiyonu oldu.

İki efsane de 30’lu yaşlarının henüz başında elim olaylar yaşadı. Sayısız başarı kazandıkları futbol ve basketbola veda etti ama sonra yine geri döndü. Ama ne geri dönüş… Bu geri dönüş ikisine de kariyerlerinin son döneminde adeta trambolin etkisi yaptı. Hiçbir şey için geç kalınmadığının kitabını yazdılar.

Jordan, Cruyff’un ABD’deki uyarlama, devam filmi gibi…
Johan Cruyff başarılar ve çalkantılarla dolu kariyerinin son sezonunda Ajax’ın rakibi Feyenoord’un formasını giydi. Yeni sözleşme isteğine isteksiz davranan Ajax yöneticilerine sinirlenen Cruyff, Feyenoord’a imza attı ve son sezonunda hem lig hem kupa şampiyonu oldu. Üstelik ilerlemiş yaşına rağmen çoğu maçta forma giydi, şampiyonluğun aktörlerinden oldu. Hollanda’da bir kez daha yılın futbolcusu seçildi. Her futbolcunun hayal edeceği gibi bir son.

Johan Cruyff, Feyenoord forması ile son kez yeşil sahalara çıkıp, futbola omuzlarda veda ettiğinde takvim 13 Mayıs 1984’ü gösteriyordu. Zwolle karşısında oynanan lig maçı ile şampiyonluk kupasını kaldıran Feyenoord’da Cruyff futbola son maçında golle veda etmişti.

Bu vedanın sadece 38 gün ardından, gişe rekorları kıran ‘Cruyff’ filminin başka bir ülkede uyarlama filmi niteliğinde, çokça benzerlik içeren yeni versiyonunun çekimine başlandı. Chicago Bulls, 19 Haziran 1984’te gerçekleşen NBA seçmelerinde üçüncü sıradan genç Michael Jordan’ı seçti ve ‘motor’ diyerek çekime başlandı. Böylelikle bir efsane sahneyi diğer efsaneye bırakmış oldu.

Devamı yarın yine bu köşede…

Kaynak: Yaşar Dündar / TRT SPOR

Kazananların anatomisi: Ruh ikizleri (1. Bölüm)

Kazananların Anatomisi: Madalyonun Diğer Yüzü

24 Mayıs 2020 Pazar

Kazananların anatomisi: Ruh ikizleri

Johan Cruyff ve Michael Jordan… Birbirinin devam filmi niteliğinde olan iki başyapıtın başrol oyuncuları. İşte kitleleri arkasından sürükleyen bu ruh ikizlerinin şaşkınlık yaratacak benzerliklerle dolu yanları...

ESPN’in 500 saatlik görüntü kaydını eriterek ortaya çıkardığı muhteşem spor belgeseli ‘The Last Dance’ son dönemin tartışma yaratan popüler konularından. Bu şaheser, geçtiğimiz günlerde final bölümünün yayınlanması ile birçok münakaşayı da peşi sıra getirdi. Belgeselin yapım aşamasından yayın aşamasına Michael Jordan’ın son tahlilde karar mercii olması bu konuların en başında geliyor. Majesteleri’nin yıllar boyu yol arkadaşı olan Scottie Pippen ile Horace Grant de son söylemleri ile Jordan’ı eleştirdi ve gerçekleri çarpıttığını iddia etti. Tartışmalar bir yana dursun, ‘The Last Dance’ı hayranlıkla izlerken Jordan Rules’un anlatıldığı kısma gelince kitabın yazarı Sam Smith’in kullandığı ifadelerin ardından kendime şöyle dedim: Johan Cruyff ile ne kadar da benziyorlar. Bu yazımda spor tarihine damga vuran iki isim Cruyff ve Jordan’ın benzer, kesişen, ilintili yanlarını ve bunların hayatlarına etkilerini naçizane anlatmaya çalışacağım. Buyurun; kazananların anatomisi…

Ortak Payda Beyzbol

Kalabalık bir ailenin mensubu olan genç Michael ebeveynlerinin de önayak olmasıyla küçük yaşta beyzbola başlar. Ailesinin tek gayesi çocuklarının takım sporlarının içinde yer alarak 70’lerde ABD’de artan ırkçılık eğiliminden en az hasar görmesidir. Arzu edilen olmaz ve Jordan yine ırkçı tabanlı saldırılara maruz kalır. Saçları ve kulaklarının büyüklüğü ile alay edilir. İlerleyen dönemde bir kez daha yollarının kesişeceği beyzbolu kısa sürede bırakmak zorunda kalır. “Burada olmak istemiyorum. Bunun ötesine geçmek istiyorum.” diyerek konuyu özetleyecek ve gerçek aşkı basketbola geri dönecekti.

Coğrafyamızda fazla ilgi çekmeyen hatta eğreti duran bir spor dalı beyzbol. Amerika ve Uzak Doğu’da ise aksine oldukça popüler. Peki Hollandalı Johan Cruyff’un beyzbolla ne alakası var diyeceksiniz. İşte cevabı… Genç Johan babası Hermanus Cornelis Cruyff’u 12 yaşında kalp krizinden kaybetti. Sonraki süreçte finansal olarak zorlanan Cruyff ailesi yaz dönemlerinde tatile gidecek ekonomik güçten yoksundu. Futbol sezonu da sona erince Cruyff’a yapabilecek tek bir şey kalıyordu o da beyzbol. Ajax bünyesinde gerçekleştirilen yaz kampında oldukça iyi performans sergilediğini ve 15 yaşına kadar Hollanda Milli Takımı’nda tutucu pozisyonunda oynadığını anlatır ‘Benim Oyunum’da. Beyzbolun ona kattıklarından ise şöyle bahseder:

“Beyzbol bana taktik sezgiyi, doğru karar alma ve kararı teknik açıdan iyi şekilde uygulamayı öğretti. Futbolun nasıl oynanması gerektiğine dair bakışımı yaratırken yıllar sonra bunları bir araya getirdim.”

*Farklı branşların iki efsane oyuncusu da çocukluk dönemlerinde bir süre beyzbol oynamış hatta bu sporu oldukça sevdiklerini ve kendilerine kattıklarından dolayı mutlu olduklarını her fırsatta dile getirmişlerdir.

Sponsorluk krizleri, benzer isyanlar, güç gösterisi…

Futbol ekonomisinin ergenliğine tekabül eden dönemlerde kulüplerin gelirleri oldukça kısıtlıydı ve değirmeni bir şekilde döndürmeleri gerekiyordu. 1974 Dünya Kupası öncesi Hollanda Futbol Federasyonu (KNVB) da bu amaçla Adidas ile forma sponsorluğu anlaşmasını duyurdu. Böylelikle federasyon, kendi ürettiği formaların giderinden kurtulacaktı. Peki federasyon bu eylemi hayata geçirirken, Adidas’ın rakibi Puma ile sponsorluk anlaşması imzalayan Johan Cruyff’a fikrini sordu mu? Tepki çok sert oldu. Firma yetkilileri ve KNVB orta yolu bulmak için Adidas’ın logosunda yer alan üç çizgiden birini söktü ve Cruyff’u formayı giymeye ikna etti. Yaşanan krizle ilgili Cruyff geçtiğimiz yıllarda yayımlanan otobiyografisinde, “Oyunculara haber verme gereği duymamışlardı çünkü federasyon formaları kendinin sanıyordu. İyi de formadan çıkan kelle benimki” diyerek eleştiride bulunacaktı.

Michael Jordan, Magic Johnson, Larry Bird başta olmak üzere Scottie Pippen, Charles Barkley, Patrick Ewing, John Stockton, Karl Malone, Clyde Drexler, Chris Mullin… Kulağa all-star için açıklanan isimler gibi geliyor fakat bu ekip Barcelona Olimpiyatları’nda altın madalyanın sahibi olan ABD Basketbol Takımı yani ‘Dream Team’in kadrosu. 4 yıl önce Seul’de yaşanan hayal kırıklığını onarmak için bir araya gelen yıldızlar topluluğu. ABD halkının yüzünü kara çıkarmayan ve emellerini gerçekleştiren bu isimler madalya töreni için podyuma çıktığında Jordan’ın sağ omuzundan aşağı uzanan bir ABD bayrağı göründü. Herkes bunu ülke sevgisi ve milliyetçilik zeminine oturturken kazın ayağı öyle değildi. Nike ile anlaşması bulunan Michael Jordan’ın asıl amacı milli takım eşofmanındaki üretici firma Reebok’ın logosunu perdelemek ve görünmesini engellemekti. Bunu da zekice bir hareketle, ne şiş yansın ne kebap tadında ülke bayrağı ile kamufle ederek gerçekleştirmişti. Bu hareket size de tanıdık geldi mi?

İki sporcu için de yaşadıkları bu benzer olaylar bir başkaldırı, isyan mahiyetindeydi. Üstelik sadece isimleri ve yetenekleriyle dünyanın önde gelen şirketlerine kafa tuttular. Bu güç gösterisinden başka bir şey değildi.

Devamı yarın yine bu köşede…

Kaynak: Yaşar Dündar / TRT SPOR 

Kazananların Anatomisi 2. Bölüm: Kısa Bir Mola 

Kazananların Anatomisi: Madalyonun Diğer Yüzü

21 Mayıs 2020 Perşembe

Jordan mı, Lebron mu?

NBA efsanelerinden Magic Johnson, Jordan mı, LeBron mu polemiğine dahil oldu. Johnson, Michael Jordan'ı tüm zamanların en iyi oyuncusu olarak seçti.

Jordan mı, Lebron mu? Los Angeles Lakers efsanesi Magic Johnson, bu tartışmaya ortak oldu. Michael Jordan mı, LeBron James mi tartışmasında tercihini eski rakibinden yana kullandı.

ESPN'e konuşan Magic, "Her şeyden önce LeBron James'e haksızlık etmeyelim. Tüm basketbolcuları düşündüğünüzde LeBron muhtemelen tüm zamanların en iyisi. Ama "En büyük kim?" diye sorarsanız 'Michael Jordan' cevabını veririm" dedi.

LeBron'un kariyerinin devam ettiğini belirten NBA efsanesi, "Belki daha fazla şampiyonluk kazanırsa Jordan'ı yakalayabilir" ifadesini de kullandı.

1991 yılında Magic Johnson'ın son, Michael Jordan'ın ise ilk finalinde Los Angeles Lakers ile Chicago Bulls karşılaşmış, seriyi 4-1 kazanan Jordanlı Chicago ipi göğüslemişti.

Kaynak: TRT SPOR

14 Mayıs 2020 Perşembe

Diğer Chicago hikayesi

Michael Jordan, tarihin gördüğü en büyük basketbolcuydu. Jordan'ın neden tarihin gelmiş geçmiş en iyi ve en özel oyuncusu olduğu, şu sıralar yeniden anlaşılmakta.

Koronavirüs sebebiyle oyunun askıya alındığı, spor dünyasının çok zor günler geçirdiği bu zaman diliminde, 'Majesteleri' çıktı yine ortaya; adeta bir süper kahraman gibi... Oyunu elinden tuttu ve ayağa kaldırdı. Ortalığı kasıp kavuran 'The Last Dance' - ‘Son Dans’ belgeseli ile birlikte sporseverler, Chicago Bulls'un ve NBA'in sihirli günlerine ışınlanmış gibi hissetti. An itibariyle ortada olmayan oyunu ve spor ruhunu canlandırdı Michael Jordan... Bunu zaten sadece Mike yapabilirdi.

Büyük organizasyonların büyük isimleri vardır. Bakmayın siz ‘Kimse X kulüpten büyük değildir’ gürlemelerine. Sporcular ve kulüpler birlikte daha da büyürler.

Chicago Bulls, tarihin en büyük ismine sahip olmanın keyfini ve gururunu yaşadı yıllarca. Dünya üzerinde insanlar bir anda Bulls taraftarı oldu, Jordan hayranlığı ile... En çok onların ürünleri satıldı, en çok onlar izlendi. Çocuklar parklarda bahçelerde ‘Michael gibi’ oldular istemsizce... Bir hanedanlık, hatta bir efsane oluştu rüzgarlı şehirde...

Elbette başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır... Yıllar, bir masal kitabının kelimeleri gibi aktı, geçti... Kum saatindeki zaman doldu, Jordan ayrıldı, o büyülü günler mazide kaldı.... 

Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olamazdı, bunu herkes biliyordu. Ancak 'Belki' dedirten bir dönem yaşadı Chicago. ‘Derrick Rose’ diye bir özel bir adamın başrolde olduğu; ancak filmin 'Last Dance' gibi başarı belgeseline dönüşemediği, hatta tam tersi fonda 'Güz Gülleri' melodisinin duyulduğu, bir diğer Chicago hikayesi dönemi.

Gülllerin içinden...

Derrick Rose, 1988 Yılında Chicago'da dünyaya geldi... Doğma büyüme Chicago çocuğuydu yani... Daha küçük yaşından itibaren basketbola yeteneği ortadaydı. Ağabeyleri ile arasında önemli yaş farkı vardı. Ancak Derrick o kadar yetenekliydi ki, ağabeyleri onunla oynamaktan kaçınıyorlardı.

Çok konuşkan değildi, hiçbir zaman da olmadı zaten. Hayat felsefesini 'Onlara Göstereceğim' mottosu ile tanımladı Derrick. Bu isimle bir kitap bile yazdı. Yani konuşmuyor, yaparak ifade ediyordu kendini. Aslında yaşadığı yer oluşturmuştu bu karakter özelliğini. Chicago'da büyüdüğü mahalleler, uyuşturucu ve çeteler ile bezenmişti. Afrika kökenli Amerikalılar'ın zor süreçler yaşadığı, yaşamak zorunda kaldığı yerlerdi o sokaklar.

Kardeşleri sıkıntılı işlerde yer almıştı. Ancak Derrick hiç dahil olmadı bu konulara... O basketbol topunu daha küçükken eline almış ve bir daha bırakmamıştı. Her seferinde potalarda buluyordu kendini. Onun kaçış yeriydi pota altı. Onun bir profesyonel sporcu olacağını biliyordu tüm çevresi. Küçük Derrick başaracaktı.

Yaşadığı yerde çok fazla ve gürültülü konuşanların çok yaşamadığını gözlemlemişti. Evinin penceresinden dışarı bakarken görüyordu, izliyordu, öğreniyordu. Yıllarca içine kapanık olarak yorumlanan ve çok fazla açıklama yapmaması eleştirilen Rose'un, kendine ait çok haklı bir sebebi vardı. Kitabında bu konulara altını çizerek değinmiştir Rose...

Para kazanmak için basketbol yeteneğini kullandığı da oldu. Ortaya para koyarak oynanan maçlarda hep kazandı, harçlık edindi. O dönemler için "Beni Jason Kidd'e benzetiyorlardı ancak farklıydık. Ben çok hızlıydım ve bunun farkındaydım" diyerek gözlem yeteneğini ortaya koymuştur.

Liseyi, Simeon Career Akademide tamamladıktan sonra, Memphis Tigers'da bir sene kolej basketbolu oynadı.

Yüreğindeki Boğa

2008 yılında, evinin takımı Chicago Bulls tarafından ilk sırada seçildi. Hızı ve patlayıcı gücü onu başka bir boyuta geçiriyordu. Özeldi Derrick Rose. 2008 - 2009 sezonunda yılın çaylağı seçildi. 2011 yılında En Değerli Oyuncu ödülünü kişisel müzesine götürdü. Bu ödülü kazanan en genç isim olmuştu Derrick. Michael Jordan ve arkadaşları sonrası en güzel günlerin bittiği ve şampiyonlukların bir daha gelmeyeceğini söyleyenlere yanıldıklarını kanıtlamaktı amacı. Oyuncu ödüllerini ve başarılarını tek tek kazanıyordu Rose. Sıra şampiyonluk kupasını kaldırmaya gelmişti.

Her şeyi adım adım yapıyordu genç süper yıldız. Artık medyanın bir numaralı gözdesiydi. Jordan sonrası tüm gözler yeniden Chicago'ya çevrilmişti... (Bu durumun onu oldukça zorladığını daha sonra verdiği röportajlarda ifade etmiştir) Beklentilerin zirveye çıktığı Rose'un üçüncü NBA sezonu, onun zirveden yere çakılış ve bir anlamda dağılış sezonu olacaktı....

Mutlu son hayallerde

2012 Play-Off dönemiydi. Chicago Bulls, Philadelphia 76ers ile karşılaşıyordu. Son çeyrekte Bulls 12 sayı farkla öndeydi ve maçın bitmesine sadece 1 dakika 22 saniye vardı. Rahat galibiyete uzandıkları bu anlarda Rose (nedense) hala parkedeydi. Bir anda dünya karardı. Bir pozisyon sonrası kendini yere bıraktı. Kara haber tez duyulmuluştu her zamanki gibi. Rose'un çapraz bağları yırtılmıştı. Oyunun esas kısmı hıza ve patlayıcılık gücüne dayalı bir sporcu için felaket bir haberdi bu. Elbette sakatlıklardan dönebilen isimler olmuştu. Ancak Derrick için bu, daha kötü günlerin habercisiydi. Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Geri dönüş için çok çalıştı. Konu ile ilgili reklam çalışmaları yapıldı. Gel gör ki sakatlıklar yakasını bir türlü bırakmadı. 2014 ve 2015'te iki kez sağ diz menisküsünü yırttı. Chicago'da bir zamanlar umudun sembolü olan 1 numaralı forma, artık hayallerin solduğu adam figürüne dönmüştü. Bu Chicago hikayesinin, Jordan efsanesi ile uzaktan yakında benzerliği kalmamıştı. Bu Chicago hikayesinde mutlu son yoktu...

Güllerim soldu

Umut kesildi. Önce New York'un, ardından Cleveland'ın yolunu tuttu. Bir şeyler hep eksikti. 2018'de Minnesota'da forma giyerken, Utah Jazz'a karşı 50 sayı buldu ve maç sonunda gözyaşlarını tutamadı. Tüm salon MVP tezahüratı ile ona soyunma odasına kadar eşlik etti. O sakatlıklar olmasa neler yaşanabileceğini hatırlatan bir geceydi.... Oyunu değişmişti. Kendi sözleri ile, sakatlıkların ardından nasıl şut atacağı ritmini nasıl bulacağı, onu en çok zorlayan başlıklar olmuştu.... Aslında psikolojik olarak da o düşüş onu başka biri yapmıştı...Son olarak Detroit’e doğru yol aldı.

Şiirdeki gibi 'Bugün solan bu gül yarın açabilir' umudu, asla beklenen bahar bahçesini getirmedi... Hep bir 'Ah keşke' tınısı olarak kaldı kalplerde....

Evet bu hikaye bir 'Son Dans' ihtişamında olamadı hiçbir zaman. Kader böyle yazılmamıştı... ‘Michael Jordan kusursuzluğu‘ yoktu bu öyküde... Rose'un hikayesi daha çok, bir dram dizisi şeklinde yaşandı. Yokluk içinde bir hayat, birçok işte çalışıp ailesini ayakta tutan bir anne, Uyuşturuculardan ve çetelerden uzak kalmaya çalışan bir çocuk ve çocuğun elinde bir basketbol topu. Hayattaki en büyük ve haklı gururu, kazandığı para ile annesine aldığı ev. Yaşanan acılar ama ne olursa olsun kalkıp mücadele etmeye devam etme gücü.

İşte bayanlar baylar, Chicago'nun diğer hikayesi bu fırça darbeleriyle resmedildi.....

Rose'un hikayesini bir gün bir belgesel olarak izlediğinizde 'Son Dans' pırıltısında değil, bir başka kırık melodi eşliğinde takip edeceksiniz. Coşkusu eksik, hüznü fazla... Çünkü bir Japon atasözünde ifade edildiği gibi 'Müzik değişince, dans da değişir' 

Kaynak: Erbatur Ergenekon / TRT SPOR

1 Mayıs 2020 Cuma

Michael Jordan 100 milyon doları geri çevirmiş

Amerikan Basketbol Ligi’nin (NBA) efsanevi isimlerinden Michael Jordan’ın üç yıl önce iki saatlik bir programa çıkması için teklif edilen 100 milyon doları geri çevirdiği ortaya çıktı. 

Jordan’ın eski menajeri David Falk, spor radyosu WFAN’a verdiği mülakatta, süperstarın etkinliklere katılma konusunda ne kadar seçici olduğunu aktardı.
Falk, Jordan’a üç yıl önce 100 milyon dolarlık bir teklif getirildiğini belirterek, “Bütün yapması gereken bir anlaşmayı duyurmak için programda bir iki saat görünmekti ama bu teklifi reddetti.” ifadelerini kullandı.
Teklife ilişkin detay vermeyen Falk, Jordan’ın davet edildiği etkinlikler konusunda çok seçici olduğunu kaydetti.
Genellikle gözlerden uzak kalmayı tercih eden Jordan, en son geçen ay spor kanalı ESPN’nin hakkında hazırladığı “Son Dans” (The Last Dance) belgeseliyle manşetlere çıkmıştı.
Chicago Bulls takımının eski yıldızlarından Jordan, 2003’te potalara veda ederek 40 yaşında emekli olmuştu.