Barcelona'nın efsane oyuncularından, Cruyff'un da tıpkı Pep Guardiola gibi eski öğrencilerinden olan Koeman, 1992'de kazanılan Avrupa şampiyonluğunda da tek golü atan isimdi. İşte dünya futbolunu değiştiren o maçın hikayesi...
Barcelona gelecek sezon Ronald Koeman'a emanet. Barça'nın efsane
isimlerinden, Cruyff'un da tıpkı Pep Guardiola gibi eski öğrencilerinden
olan Koeman, 1992'de kazanılan Avrupa şampiyonluğunda da tek golü atan
isimdi. Koeman'ın gündem olduğu bu günlerde o maçı ve dünya futbolunu
nasıl değiştirdiğini hatırlayalım.
"Barcelona taraftarlarının başarı beklemediği zamanlar vardı.
Karamsarlık onların normal durumuydu. Kupalar ya da şampiyonluklar mı? O
tarz şeyler Real Madrid'in himayesindeydi..."
CNN'in ‘futbolu değiştiren maç’ başlıklı yazısının girişi böyle.
Barcelona'nın 1992 yılında kazandığı Şampiyon Kulüpler Kupası
şampiyonluğu, modern futbolun doğuşu ve futbol taktiklerinin devrimi
olarak kabul ediliyor. Barcelona için Avrupa'da kupa kazanmak Van Gölü
Canavarı gibiydi. Herkes, hakkında konuşuyor, fotoğraflarına merakla
bakıyor, başkalarından dinliyordu fakat ortada kupa diye bir şey yoktu.
CNN'deki yazının sahibi Aimee Lewis tarafından 'nihilist Barcelonalılar’
olarak tanımlanan bir grup, Barcelona'nın hiçbir zaman Avrupa'nın
zirvesine çıkabileceğini düşünmüyordu.
Diego Maradona ve Johan Cruyff gibi iki futbol mitini kadrosuna katsa
da 1961'de de 1986'da da finalde kaybettiler. 1961 ile 1990 arasında
sadece iki defa La Liga'da şampiyon olabildiler. Katalanlara göre
General Franco dönemi, Barcelona ruhunu öldürdü. Fakat her şey 20 Mayıs
1992 tarihinde değişti. O tarih, Barcelona'nın Avrupa'nın zirvesine
çıktığı, kulübün, şehrin ve aslında futbolun bizzat kendisinin değiştiği
tarihti...

Londra'da bir ilkbahar günü. Artık 'futbol devrimcisi’ olarak anılan
Hollandalı Cruyff, Barcelona'nın teknik direktörüdür. Onun vizyoner
antrenörlüğü ile gelişen sanatçı Barcelona takımı, o dönem bilinen
adıyla 'Rüya Takım’, Wembley'de Şampiyon Kulüpler Kupası finaline
çıkacaktır. Rakip; saçsız futbolcuların da karizmatik olabileceğini
kanıtlayan Gianluca Vialli ve 10 numaralığın yüksek lisansını yapan
(gerçekten bu konuda yazdığı bir tez var) 10 numara Roberto Mancini'li
Sampdoria'dır. Ama Barcelona'nın kadrosunda da 'Rüya Takım’ adını
almasını hak edecek oyuncular vardır: Michael Laudrup, Pep Guardiola,
Hristo Stoichkov, Ronald Koeman...

Barcelona taraftarlarının hafızalarında 1986'da Steaua Bükreş'e
penaltılar sonucu kaybedilen final canlanır. 6 sene önceki bu tatsız
hatıra onları en kötüsüne hazırlar. Yine de 'ilah’ gözüyle baktıkları ve
Barcelona'yı Dr. Nowzaradan'ın eli değmişcesine değiştiren Cruyff'tan
teskin edici birkaç cümle duymak isterler. Ancak 4 yıldır çalıştırdığı
ve bu güne hazırladığı takımına konuşma yapan Cruyff, oyuncularından
geçmişi unutmalarını ister ve 'carpe diem’ der: Gidin ve keyfini
çıkarın!
...İşte tüm bu sürecin ardından, yazılmış en iyi Barcelona kitabı kabul
edilen 'Tüm Zamanların En Büyük Futbol Takımının Hikayesi: Barça’
kitabının yazarı Graham Hunter'ın "Barcelona için o dönem Avrupa Kupası,
İsa'nın Kutsal Kase'si gibiydi" sözlerinin her şeyi özetlediği maç
başlar. 90 dakika golsüz tamamlanır. Ardından uzatmalara geçilir. Artık
maç bitmek üzeredir ve skor tabelası başladığından bu yana
değişmemiştir. Hiçbir futbolcunun yapmaktan hoşlanmadığı gerçek
yaklaşmaktadır. Dizler titrer, eller terler. Sıra penaltı atışlarında
mıdır? Korku bedenleri sarar. Ancak o sırada, maçın bitmesine 10 dakika
kala Barcelona lehine bir serbest vuruş verilir. Eusebio Sacristan, 72.
dakikada Bonetti'nin yerine oyuna giren Invernizzi'nin faulüne maruz
kalır. Top kaleden 20-30 metre kadar uzaktadır ancak Barcelona
kadrosunda, uzun menzilli şut uzmanı Ronald Koeman vardır. Hollandalı
topun başına geldiğinde, yedek kulübesindeki Vialli yüzünü çoktan havlu
ile kapatmıştır.
Koeman'ın ağlara gönderdiği top hem oradaki hem ekran başındaki
Barcelonalıları çılgına çevirir. O yaşlarda La Masia'nın genç
yeteneklerinden olan Xavi de maçı televizyondan izleyip sevince
boğulanlardandır. O akşamı 'unutumadığım bir şeydi’ sözleriyle anlatır;
daha sonra kendisi bizzat sahada birkaç kez yaşamış olmasına rağmen.
Turuncu forması ile sevincini yaşayan Koeman, 'büyük bir değişimin
başlangıcıydı’ dediği golün ardından gözyaşlarını saklamak için
elleriyle yüzünü kapatır. Barcelona'nın üzerindeki ölü toprağı atılmış,
şeytanın bacağı kırılmıştır. Barcelona artık Avrupa şampiyonudur.

Peki neydi bu zaferin sebebi? Bükreş'e karşı kaybedilen finalden sonra,
özellikle son 4 yılda ne değişmişti Barcelona'da? Bunun cevabı
Amsterdam'dan gelen dehada gizliydi: Johan Cruyff.
Cruyff, futbolcu olarak birçok şey başardı ancak onun asıl imzası,
Barcelona'nın futbol DNA'sını değiştirmek oldu. Cruyff, Barcelona teknik
direktörü olarak açıklandığında takvim yaprakları 4 Mayıs'ı
gösteriyordu ve Katalan ekibi 1941-42 sezonundan bu yana tarihinin en
kötü sezonunu yaşıyordu. Kulüp büyük bir borç batağına saplanmıştı ve
kriz kapıdaydı. Barcelona, 10. sıradaki takımdan sadece 2 puan uzaktaki
6.'lığını garanti altına almaya çalışırken ezeli rakibi Real Madrid, üst
üste 5. şampiyonluğunu kutlamaya hazırlanıyordu.
Hollandalı, Barcelona'da tam anlamıyla devrime girişti. 15 futbolcu
satıldı, 12 futbolcu alındı. Yeni gelen oyuncular arasında, 4 sene sonra
Avrupa'da kupa kaldıran olan takımın iskeleti olacak; Txiki
Begiristain, Jose Mari Bakero, Julio Salinas ve Eusebio Sacristan gibi
isimler vardı. Oyuncuların değişmesiyle beraber, Barcelona'nın sahadaki
dizilişi de değişti. Cruyff, Hollanda'dan İspanya'ya 4-3-3'ü ile
birlikte gelmişti. Hollandalı, Rinus Michels'in 1970'li yıllarda Ajax'a
uyguladığı 4-3-3'ün İspanyol versiyonunu 3-4-3 olarak belirledi. Bunun
da Katalan kimliği ve felsefesi ile harmanlayıp risk aldı ve başarılı
oldu.
Wembley'deki finalde sahada olan oyunculardan Eusebio, Cruyff'un ilk
taktik toplantısını anlatırken tahtaya çizdiği dizilimi unutmadığını
söylüyor: "Takımda bu kadar çok hücumcu olabileceğine inanamadık.
Tahtaya 3 defans yazdı. Ardından 4 orta saha. Onların önüne 2 hücumcu
kanat ve ortalarına da bir merkez forvet koydu."

Bu radikal değişim oyuncuların saha içerisinde rahat pozisyon geçişleri
yapmalarını gerektiriyordu. Pres yapmak ve hızla alan değiştirmek
zorunda kalacaklardı. Takımda topa sahip olmak önemliydi. Ancak bu, zor
durumlarda topu kaleciye yollayan bir takım için hiç kolay olmayacaktı.
Cruyff, bu yaklaşımının uygulanabilmesi için kendisine 'aç’ oyuncular
gerektiğini anladı ve bunun için de doğru adresi altyapı olarak
belirledi. Cruyff, Barcelona tarihini değiştirecek hamleyi yaparak La
Masia'ya el attı ve bugün bile gıpta ile bakılan sistemin kurulması için
startı veren isim oldu...
Cruyff'un emri doğrultusunda Barcelona altyapısında her takım; U8'den
B'ye kadar hepsi, fiziksel oyundan ziyade tekniğe dayalı 3-4-3'e göre
eğitilecekti. Oyuncuların özellikle 1.80'den uzun olmasına dikkat
edildi. Birbirine benzer yapıdaki gençler seçildi ve üretim bandının ilk
ürünleri 1990'da geldi: Albert Ferrer (204 maç oynadı), Guillermo Amor
(311 maç oynadı) ve Pep Guardiola (263 maç oynadı). O dönem Barcelona B
Takımında yardımcı antrenör olan Carlos Hugo Garcia Bayon, 1992'deki
zaferin La Masia çıkışlı oyuncularla kazanılmasının, Barcelona'nın
talihini değiştirdiğini söylüyor: "Kulübün kültürünü ve zihniyetini
değiştiren bir şampiyonluktu. Kupayı kendilerine özel bir tarzda ve La
Masia'dan birçok oyuncuyla kaldırdılar. Bu bizi diğerlerinden ayıran şey
oldu. Eğer bir yönetiminiz varsa ve bu yöntem işe yaramazsa o zaman
altyapıdan oyuncularla oynama konusunda güvensizlik duyarsınız."
Barcelona'da Cruyff'un yöntemi işe yaradı... Hem de sadece 1992'yi
değil sonrasını da etkileyecek kadar. Wembley'deki zaferden sonraki
üretim bandının ürünleri de 2000'li yıllara damga vurdu: Xavi, Messi,
Iniesta, Puyol, Pique, Fabregas. Başlarında ise önce Cruyff'un vatandaşı
Rijkaard ardından da La Masia'nın çocuğu Guardiola.
1992 yılında gelen bu zaferin ardından 1992 Olimpiyatlarının
Barselona'da düzenlenmesiyle birlikte, Katalanlar arasında milliyetçilik
yükselmeye başladı. O sırada 21 yaşında olan Guardiola tıpkı
bugünlerdeki gibi mikrofonu eline aldı ve şampiyonluk kutlaması
sırasında şöyle bağırdı: "Katalonya'nın vatandaşları! İşte bugün, siz
varsınız!" Bu sözler, Franco döneminde Katalanların 'yok sayıldığı’
sözlere göndermeydi tabii ki. Barcelona'nın galibiyeti, 92 Olimpiyatları
ve şehirde yükselen milliyetçilik duyguları, kulübün sloganını öne
çıkardı. Barcelona artık yeniden 'bir kulüpten daha fazlası’ olmaya
başlıyordu.

Cruyff'un 'Rüya Takımı'nın 1992'de kazandığı şampiyonluktan 10 yıl
sonra; 25 Kasım 2012'de onun felsefesinin modern savunucusu Guardiola
nihai amaca ulaştı. Barcelona, Levante ile karşılaşıyordu. Sağ bek Dani
Alves maçın 14. dakikasında oyundan çıktı ve yerini Montoya'ya bıraktı.
İşte o anda Barcelona takımı sahada tam 11 La Masia üretimi oyuncu ile
yer alıyordu. Cruyff'un mirası sahibini bulmuştu. Guardiola her fırsatta
kendisinin ve birçok Barcelona yöneticisinin Cruyff'un gösterdiği yolda
ilerlediğini ve bu sayede geliştiğini söylüyor. Pep, 2008-2012 yıllar
arasında takımına 4 efsane sezon yaşatıp 14 kupa kazandırarak tarihe
geçmesine rağmen, Cruyff'un hakkını teslim edenlerden.
Barcelona bugünlerde Cruyff'un öğretilerinden uzaklaştı. Ancak
diyalektik neticesinde yeni bir 'Cuyffyan’ dönem gelecektir. Bunun için
öngörülen isim; Xavi. Efsane İspanyol da Pep gibi ilhamını, Cruyff'un
öğretilerinden ve La Masia'dan alıyor: "Orası bir futbol okulu ama aynı
zamanda da bir 'değer’ okulu. Orada hayatı öğrenirsiniz. La Masia bizim
gurur kaynağımız." Xavi yakın zamanda futbolu bırakıp teknik
direktörlüğe başlayacağını açıkladı. Hedefi ise Barcelona'nın başına
geçmek. İspanyollara göre 10 yıl içinde Xavi'nin teknik direktör,
Busquets'in de onun yardımcısı olduğu bir Barcelona görmemiz yüksek
ihtimal. Kulüp yönetiminde ise Harvard'da spor yöneticiliği eğitimlerine
katılan Pique'nin olacağı düşünülürse; Cruyff ve Guardiola'nın gözü
arkada kalmayacak....
Kaynak: Serkan Akkoyun / TRTSPOR