Kendisini ölüme götürecek yolculuktan bir futbol topu sayesinde
kurtuldu, efsanesi Dünya Kupası şampiyonluğuyla taçlandı. Fritz
Walter’in öyküsüne götürüyoruz sizleri...
1945 yılı... Dünya Savaşı’nı kaybeden Alman bloğunun binlerce askeri,
Binbaşı Graf’ın emriyle ABD’nin bir savaş kampına teslim oldu. Yalnızca
birkaç hafta sonra esirler, yapılan anlaşmayla Kızılordu’nun eline
düşmüş, Sibirya’daki dondurucu soğukta ölüme gidecek yolculuğu beklemeye
başlamışlardı.
Kağıt giysilerle ısınmaya çalışan, eksi 30 dereceyi aşan soğukla
mücadele eden esirlerin bulunduğu kafile, Ukrayna’daki esir kampına
ulaşmıştı. Her gün yüzlerce insan zorlu yaşam savaşına yenik düşüyor,
mücadelesini sürdürenler de hayatta kalma umudunu yitiriyordu.
Aralarından biri, yalnızca biri çok sevdiği oyunu ‘son kez’ oynayabilme
fırsatı bulacaktı: Futbol...
“Ben de oynayabilir miyim?”
Ukrayna’da gardiyanlar, vakit geçirebilmek için aralarında futbol
maçları düzenliyordu. Muhafızlar eğlenceli vakit geçirirken kenarda
bekleyen ve neredeyse tüm maçları gözünü kırpmadan izleyen bir esir
vardı. Bir süre sonra bu esir, içini kaynatan isteğine yenik düştü ve
gardiyanlardan bir talepte bulundu: “Ben de oynayabilir miyim?”

Sıtmayla, dondurucu soğukla, zorlu yaşam şartlarıyla boğuşmuş bir
insan, nasıl herkesten daha kıvrak, daha seri olabilirdi? Topu ayağına
alan genç Alman, yetenekleriyle herkesin başını döndürmüştü. Tüm
gardiyanlar, bu gencin yaptıkları karşısında şaşkına uğramış, belki de
hayatlarında ilk kez böyle bir şeye rastlamışlardı. Biri hariç...
“Seni tanıyorum”
Macar muhafızlardan biri, ayağından kimsenin topu alamadığı bu
yetenekle ilk defa karşılaşmıyordu. Hafızasını tekrar, tekrar ve tekrar
zorladı. Dakikalar geçtikçe simasının yabancılığı da yok oluyor, sanki
bir hatırası gözleri önüne canlanıyor gibi hissediyordu. Çok geçmeden,
kim olduğunu hatırladığı gence seslendi:
“Hey! Seni tanıyorum!”
Genç ile göz göze gelen muhafız, onun kim olduğunu, daha önce nerede
gördüğünü, neden kendisine bu kadar yakın hissettiğini anlamıştı. Zira,
kendisi bu gencin en büyük hayranlarından biriydi. Meraklı gözlerle
bakan esire de açıkladı durumu:
“Üç yıl önce Budapeşte’ye gelmiştin... Tribünlerdeydim, seni izledim.
Almanya Milli Takımı'nda oynuyordun. Macaristan’a iki gol atmıştın,
değil mi? Sen, Fritz Walter’sin!”
Budapeşte’de o golleri atarken, hayatını kurtardığının farkında değildi
17 yaşından beri futbol oynayan Fritz, aşığı olduğu Kaiserslautern ile
profesyonel olmuş, Alman Milli Takımı'na kadar yükselmişti. Daha ilk
maçında, Romanya filelerine attığı üç golle yeteneğini gözler önüne
sermişti.

Macar muhafız doğru hatırlıyordu. 1942 yılında, Budapeşte’de oynanan
mücadelede Macaristan, Almanya’yı konuk etmişti. Karşılaşmanın ilk
yarısı 3-1 Macaristan lehine sonuçlanmış, soyunma odasında bir ‘korku’
havası oluşmuştu.
Dönemin Alman Milli Takım teknik direktörü Herberger, mücadelenin Nazi
liderleri için ne anlam ifade ettiğini biliyordu. Maçı kaybetmesi,
muhtemelen işini ve futbola dair her şeyini kaybetmesi anlamına
gelecekti. Oyuncularını karşısına aldı ve onlardan ‘yardım’ talep etti: “Lütfen, bunun olmasına izin vermeyin. Kazanın bu maçı!”
İkinci yarıda fırtına gibi esen Fritz Walter, attığı iki golle
takımının geri dönüş ateşini yakmış, 5-3’lük galibiyetle teknik
direktörü Herberger’i de kurtarmıştı. O zamanlar farkında değildi ama,
bu sihirli goller üç yıl sonra kendi hayatını da kurtaracaktı.
O yolculuğa çıkmadı
Ukrayna’daki kampta günlerini dolduran Fritz, kardeşi Ludwig ve
arkadaşları için, Sibirya yolculuğuna devam etme vakti gelmişti. Blok,
yolculuk için tüm hazırlıklarını tamamlamış ve esir sayımına geçmişti.
Sıranın tam da Fritz ve Ludwig’e geldiği esnada araya aynı Macar muhafız
girdi: “Durun! Onlar bizden. Gitmeyecekler!”

Muhafız, hayranı olduğu genç futbolcu ve kardeşinin hayatını
kurtarmıştı. Aylar boyunca kampta kalan ve futbol oynamaya devam eden
Fritz, savaşın nihayet sona ermesiyle birlikte serbest bırakıldı.
26 yaşına girmek üzere olan bu gencin tek isteği, bir an önce ülkesine
dönebilmek ve aşığı olduğu Kaiserslautern formasına kavuşabilmekti.
Bir ulusun kaderi değişiyor
1954 yılı... İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinden hala tam anlamıyla
kurtulamayan Almanlar, 34 yaşında ve artık futbol kariyerinin son
demlerinde olan Fritz Walter önderliğinde, İsviçre’de düzenlenen Dünya
Kupası’nda mücadele veriyorlardı.
Bu kupa, aynı zamanda Türkiye tarihindeki ilk Dünya Kupası deneyimiydi.
Suat Mamatlı, Turgay Şerenli, Lefter Küçükandonyadisli efsane kadromuza
karşı mücadele veren ve gol de atma başarısı gösteren Fritz Walter ve
arkadaşları, yarı finalde Avusturya’yla karşı karşıya gelmişti. Takımını
zafere götüren 6 golün ikisini atan Fritz, iki golde de kardeşi
Ottmar’a asist yapmış, Batı Almanya tarihinde ilk kez finale çıkmıştı.

Kaderin bir cilvesi olsa gerek... Almanların finaldeki rakibi, Fritz’in
seneler önce hayatını kurtaran muhafızın memleketi Macaristan’dı. Henüz
maçın başında, bir tanesi efsane Ferenc Puskas’ın ayağından gelen iki
golle geri düşen Almanlar, yine Fritz’in servisi sonrası geri dönüş
fitilini ateşliyor ve 3-2’lik zaferle tarihinin ilk Dünya şampiyonluğuna
erişiyordu.
1942’de, Macaristan’a karşı yaptıkları geri dönüş sayesinde hayatı
kurtulan Fritz Walter, 12 yıl sonra aynı ülkeye karşı bir başka dönüşle
ulusunun kaderini değiştiriyordu.
Hayali, ölümünden sonra gerçek oldu
Kaiserslautern aşığı, resmi olmayan kayıtlara göre bu kulüp adına 400’e
yakın gol atan Fritz Walter’ın, belirtildiğine göre en büyük arzusu,
şehrinde bir Dünya Kupası maçı izlemekti.
Walter, 2002 yılında hayata gözlerini yummuş, 2006 Dünya Kupası’ysa
ülkesi Almanya’da düzenlenmişti. 12 Haziran 2006’da, büyük futbol
efsanesinin arzusu gerçek oldu. Dünya Kupası F Grubu’nda eşleşen
Avustralya ve Japonya’nın karşılaşması, Kaiserslautern’de oynanmış ve
efsanenin anısına da saygı duruşu düzenlenmişti.

Karşılaşmaya ev sahipliği yapan mabedin ismi de, kendisinin
Kaiserslautern ve Alman futbolu için ne anlam ifade ettiğini doğrular
nitelikteydi: Fritz Walter Stadyumu...